10 soruda hendek ve barikatlar

Residents stand outside of their homes in the southeastern town of Cizre in Sirnak province, Turkey, September 12, 2015. In the town of Cizre, scene of intense clashes between the Kurdistan Workers Party (PKK) and the Turkish army, residents ventured out to stock up on groceries and check on their shops after authorities lifted a nine-day round-the-clock curfew at 7 a.m. (0400 GMT), residents said. REUTERS/Sertac Kayar

Türkiye’nin gündemine son aylarda çatışmalarla giren Diyarbakır, Silvan ve Cizre’de açılan hendekleri Kürt sorununa ilişkin tespitleri ve yazılarıyla dikkat çeken yazar İlhami Işık’a sorduk. İşte Işık’ın perspektifiyle 10 soruda hendek ve barikatlar.

1-Hendek ve barikatları kim, hangi amaçla yapılıyor?

PKK yapıyor. Amacı da şiddeti içeride tırmandırarak, Türkiye’yi bölge politikalarının dışında tutmak. Kürtlerin problemlerinin çözülmesi adına başvurulan bir şiddet değil bu. Bir örgütün kendisi adına, Kürtlüğü bahane ederek başlattığı şiddettir. Bu bir vekalet savaşıdır. Bölge devletlerinin Türkiye’yi bölgenin dışına itip, çatışmayı ülke içine sıçratma stratejisidir. Bu gölgeleniyor. Eğer Kürtlerin problemi olsaydı bu, Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerde bu problem niye yaşanmıyor? Niye Kürtler adına bir iddiada bulunan PKK, İran’da, Suriye’de, Irak’ta bunu yapmıyor? Tahran yönetimiyle, Şam yönetimiyle, Bağdat yönetimiyle çok iyi, ama Ankara ile düşman. Bunun bir izahı olabilir mi? Dünyanın en gerizekalı insanı bile “Şiddete başvurma seçeneğini önümüze koyun” dediğiniz zaman, bu dört devlet içerisinde en son akla gelebilecek ülkenin Türkiye olduğunu bilir. Fakat PKK açısından birinci isim Türkiye. O zaman Kürtlükle, halkla alakalı bir şey değil bu.

 2-Ne zamandan beri hendek ve barikatlar yapılıyor?

7 Haziran seçimlerinden sonra başladı yapılmaya. Özellikle Temmuz, Suruç saldırısıyla başladı. Onların tabiriyle ‘devrimci halk savaşı’nın en önemli ayaklarından bir tanesi hendek ve barikatlardır. Daha evvel, devrimci halk savaşını kırsallarda karakollara saldırarak yapmışlardı. Ama bu klasik terörizm tanımlaması içerisinde değerlendirildiğinden ve sivillerin yaşam alanlarının dışında olduğundan, etkili olmuyordu. Şimdi de sivillerin içerisinde bunu denediler. Hem sivil kayıplar için, “devlet sivilleri öldürüyor” imajını yaymak, hem de şehirlerde bu şiddeti çıkartarak, daha çok konuşulmasını sağlamak için yaptılar.

3-Hendek ve barikatlara getiren süreç nasıl şekillendi?

Suriye’de yaşanan gelişmelerden kaynaklanan bir şeydi o. Türkiye’nin iç meselesiyle alakalı bir durum değil hendek ve barikatlar. Türkiye’deki Kürt meselesinin çözümüyle de alakalı değil. Yani devletin attığı adımlar, atmadığı adımlarla alakalı bir şey değil. Türkiye’ye yönelik, stratejik hamlelerden bir tanesidir. Türkiye’yi içeriden kuşatmanın adı hendek ve barikatlar. Öz yönetim 2011’de ilan edildi. Ama hayata geçen bir şey değildi. Teorik olan bir şeydi. Hendeklerle oraya çökerek, teorik olan öz yönetimi pratiğe döktüler. Teoride öz yönetim, pratikte hendek ve barikatlar.

4-Öz yönetimden kastedilen ne?

Aslında siyasi açılımı sıfır olan bir şey. Dünyada karşılığı yok. Ama onların tabiriyle kendilerini silahla yönetecekleri bir şey. Zaten siyaseten orada yönetim onların elinde. Diyarbakır’ı, Cizre’yi, Silopi’yi zaten yönetiyorlar. Böyle olunca da çok saçma bir kavram haline geliyor. Kendi yönetiminin öz yönetimi. Literatürde olmayan, onların çok sevdiği tabirle gerici, ırkçı, faşizan bir yapılanmadır. Bunu siyasetle hayata geçirebilirlerdi. 7 Haziran’da aldıkları oyla yönetim becerisine ulaşmışlar. Parlamentoda elde ettikleri milletvekili sayısı bu imkanı sunmuş. Üçlü koalisyon kurup, değil bölgeyi, bu ülkeyi de yönetebilirlerdi. Yönetirken valiyi de kaymakamı da atayabilecek duruma gelmişlerdi. Ama dertlerinin bu olmadığı çok açık.

5-Hendek ve barikatların kurulduğu yerler nasıl seçiliyor? Diclekent, Ofis gibi bölgelerde hendeklerin bulunmamasını nasıl açıklarsınız?

En yoksul, devletin nimetlerinden en az faydalananlar, siyasetin de sürekli sömürü aracı olarak kullandığı yerleri seçmişler. Sur, Diyarbakır’ın en yoksul yeri. Cizre’nin en yoksul mahalleleri seçiliyor. Ve dünün devletinin acılarının hala taze olduğu yerler. Bunlar bilinçli seçimlerdir. Yani kaybedecek şeyi olmayan insanların yaşadığı bölgeleri seçmişler.

6-Hendek ve barikatlar orada yaşayan halkı nasıl etkiliyor?

Halka cehennem hayatı yaşatıyor. Zaten yoksul insanlar. Yoksulluk üzerine bir de acı, ölüm, gözyaşı, şiddet, sürekli silah sesleri, yaşamın dışına itiyor insanları. Günlük hayatlarını sürdüremeyecek hale geliyorsunuz. Ve oradan kaçmak zorunda kalıyorsunuz. Yaşamdan kaçılmaz ki! Ölümden kaçılır. Demek ki siz orada ölümü şekillendiriyorsunuz.

7-Tarihi bir semt olan Sur ve çevresi bu süreçten sonra boşaltılır mı?

Tamamen boşalmaz doğal olarak, ama çok ağır yaralar, telafisi çok uzun zamanı alacak hasarlar oluşur. 90’larda bunu devlet yaptı, hala yaraları telafi edilemedi. Çözüm süreci bunu telafi etmek için vardı. Ama acıların telafisi kolay olmuyor.

8-Daha önce de çatışmalı zamanlardan geçen Diyarbakır için bu sürecin farkı nedir?

Böyle çatışma ortamı hiç yaşanmadı Diyarbakır’da. Bu en kirli çatışma yöntemi. En kirli hedefler, en kirli strateji. Sivilleri kalkan olarak kullandılar. Sivillerin içerisine bombaları, silahları, mayınları yerleştirdiler. Bu dünyanın en kirli savaş yöntemlerinden bir tanesidir.

9-Sivil siyasette yer alma iddiası taşıyan HDP’ye karşın, PKK’nın çatışma politikası izlemesini nasıl açıklarsınız?

Şu açık ve net, onlar açısından HDP sadece bir basamak. Bir siyasi hedeflerinin olmadığı ortaya çıktı. Bu acı tabloyu kabullenen bir siyasi parti var ortada. Kendi iradesinin yok sayılması ya da kendi iradesini şiddete ve şiddeti savunan bir örgüte teslim etmesi bir siyasi parti için çok kötü bir şey. Nereden bakarsanız bir trajedidir.

10-HDP bu olaylarda neden denge unsuru olamıyor?

İradi davranmıyor. İradi davranmayınca denge unsuru olamazsınız. Başkalarının başlatmış olduğu bir şiddet sarmalına karşı çıkmıyorsanız, devletin tavrına zaten karşı çıkamazsınız. Yanı başınızda şiddetin kullanımına hayır diyemiyorsanız, sizin devlete söyleyecek bir sözünüz olmaz ki. Yanı başınızdaki şiddete “hayır” dediğiniz zaman, devlete de “ne yapıyorsun, ne ediyorsun” sorusunu sorma hakkını elde edersin. Bu işlevi olması gereken HDP, sokaktaki şiddete boyun eğdi. Sadece boyun eğmedi, korudu da. Düşünsel olarak da teşvik ediyor.

Benzer konular