Rusya Türkiye’ye muhtaç

Prof. Dr. İlyas Topsakal Rusya tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen bir akademisyen. Türkiye-Rusya arasında buzlar erirken, Topsakal’ın kapısını çaldık, bu çatışmaları da komşulukları da tarihe uzanan iki ülkenin arasında bir işbirliği nasıl olur sorusunun cevabını aradık. Topsakal, Rusya’nın tarihinin en güçsüz zamanını yaşadığı ve Batı’ya karşı kendini korumak için Türkiye’yi müttefik seçtiğini söylüyor, Türkiye-İran-Rusya’nın Doğu içinde yeni bir güç olduğunu vurguluyor. Topsakal’a göre, Rusya içindeki radikal İslam unsurlara karşı mücadelede Türkiye’ye; Türkiye FETÖ’yle karşı ittifakta Rusya’ya mecbur.

Türkiye ve Rusya arasında yaşanan yumuşamayı ve işbirliği ortamını tarihsel olarak nasıl okuyabiliriz?

Rusya devletinin oluşumundan başlamak lazım. Rusya Moskova’dan başlıyor. Moskova ve etrafında ortaya çıkıp, biraz kuzeye Baltık’a doğru ve biraz güneye Ukrayna düzlüklerine doğru büyüyor, bugünkü Ukrayna’nın başkenti olan Kiev’i içine alıyor ve orada kalıyor. Ne zamana kadar? 1550’li yıllara kadar. O zamana kadar Slav milletleri farklı farklı milletlerdi. 1552’ye kadar hiç büyüyemedi. İçeride başka devletlerin himayesinde yaşadı.

Rusya tarih sahnesine bayağı geç çıkıyor yani?

Elbette. İngilizler gibi. İngilizlerle hemen hemen aynı dönemde. Batı’da İngiltere’yi hesaba katarsanız, önce Roma’nın sonra Fransa’nın sonra Danimarka’nın ve Almanya’nın tahakkümünden kurtulması 1400’lü yıllara denk gelir. Rusların da öyle. Önce Türklere bağlı olarak yaşadılar, sonra Moğollara bağımlı oldular. Sonra Altınordu, sonra Kazan Hanlığı. 1552’de Kazan Hanlığını yenince rahatlıyorlar biraz. Yine de Kırım Hanları vasıtasıyla 1600’lü yılların başına kadar Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’na vergi göndermeye devam eder. Bu “Ben sana bağlıyım” demektir. Rusya büyürken Batıya doğru büyüyemedi çünkü orada Polonya, Almanya gibi Katolik sert devletler vardı. Orada hâkimiyet alanı yok, nüfus alanı da yok. O zaman Baltık’a doğru gidiyor. Böylece Baltık’tan bir denize doğru ilerlerken, Kırım’dan da Karadeniz’e doğru ilerleyip iki denizi birleştiriyor. Bu Asya’dan gelen lojistiğin kesilmesi demek. Batı’ya geçiş noktasının hâkimi Rusya oluyor. Tıpkı Osmanlı’nın yaptığı gibi. Nasıl Osmanlı Boğazların hâkimiyetini ele geçirip, Avrupa’ya gelen gücü kendi üzerinden geçiriyorsa, Rusya da Asya’dan gelen gücü kendi üzerinden geçirdi. Batı’ya akan bir Rusya üzerinden geçiyordu. Batıdaki devlet tipi Rusya’ya çok benzemiyor. Osmanlı devlet sistemi daha çok benziyor.

Dağıldığı coğrafya itibariyle de çok kültürlü bir ülke…

Tabii. Batı tek tiptir. İnsanlar tek tip olmasa bile Katolik merkezdir. Ruslar Ortodoks’tur. En büyük farkı şöyle anlatabiliriz, Endülüs Emevi Devleti ortadan kaldırıldıktan sonra İspanyollar Endülüs’e saldırır. Moriskolar var o dönem orada yaşayan. Moriskolar etnik kökeni Arap, Katolikliği kabul etmiş bir halk. Sırf Arap oldukları için yok ediliyorlar. Rusya böyle bir devlet değil, asli unsuru Ortodoksluk ve Ortodoks olmayana yaşama şansı vermiyor ama içindeki Türk ve Müslümanlara egemen olduktan sonra, onların içinde Ortodoks olanlara çok saygı gösteriyor, yok etmeyi düşünmüyor. Bu Osmanlıda da var. Rumlar, Ermeniler Müslüman olduğu zaman bizde çok sevilir ve devletin en iyi yerlerinde görev alırlar. Rusya’da da böyledir bu iş. Rusya günümüzde de oligark sisteme yakındır. Ekonomik olarak da kültürel ve siyasal olarak da belli başlı aileler tarafından yönetilir. Bu ailelerin önemli bir kısmı o eski Türk imparatorluklarından gelen, Türk kökenli Ortodoks olmuş ailelerdir.

Radikal İslam Rusya’nın derdi

Rusya’yla çatışma tarihimiz yüzyıllara yayılıyor. Şu andan itibaren bir ittifak düşünülse, bu ne kadar mümkün olur?

Asıl problem bu işte. Kırım ve Kafkasya coğrafyası Ruslar için çok stratejik. Rusların Baltık denizindeki hâkimiyeti çok küçük bir alanda. Dünyanın beş denizine açılmadan da elinizdeki malın bir anlamı yok. Rusya yıllarca bu amaç için uğraştı. II. Katerina döneminde hâkimiyet kurduğu karasal toprakları ve zenginliği ile hem Karadeniz hem Baltık denizi üzerinden Rusya dünyada belli bir değere geldi. Fakat durumu tam olarak yenilmesi zor ama aç kalan bir devletti. Karasal bir güç olduğu için dünyada bir karşılığı yok. Çok büyük gücü var, Sibirya’yı keşfetmiş, Sibirya’nın müthiş madenleri var. Kürk, ağaç kömürü, gaz petrol, elmas, yakut. Ama bunu dünyaya açmak problem. Hazar da iç deniz, bağlantısı yok. O yüzden Rusya’yla Osmanlı ilişkisi sıkıntılı. Osmanlı gücü varken Rusların Batıya doğru ilerleyişini durduruyor. Gücünü yitirdikten sonra da yine Osmanlı Rusya’ya karşı Batı’nın elinde bir argüman. Ruslar aşağıya inmesin diye destekleniyor. Sivastopol Anlaşması böyledir mesela. Batı hem Osmanlı maliyesini bitirir hem borç verir. Böyle bir geçmişimiz var. Bir diğer durum da şu: Rusya’nın içine baktığımız zaman Türkiye’deki insanların devamı niteliği taşıyan bir demografi olduğu görünür. Rusya’daki Müslümanların hepsi Hanefi, Sünni’dir, Matüridi’dir. Müslümanlığın içindeki alt başlıklarda da Türkiye’dekiyle aynılar. Sadece Güney Kafkasya’da küçük bir Şii grup var. Bu hem olumlu hem olumsuz bir durum. Rusya’nın içinde Türkiye’nin lehine çok büyük bir potansiyel var. Bunu art niyetli kullanırsanız, çok büyük sorunlara da neden olursunuz. Konuşacak aktörlerin bu sosyolojiyi ve tarihi bilerek konuşması çok önemli.

Rusya tarihinde düzenli soykırım uygulamış bir ülke, sonra Sovyet Rusya döneminde yaşanan olaylarla beraber halkların sosyolojisi de değiştirildi. Halen bu sosyolojiden söz edilebilir mi?

Bu da bir diğer sorun. Sovyet döneminde biliyorsunuz hem Hristiyanlık hem de İslam yasaklandı. Ama Kruçev’le beraber bin küsur kiliseyle bin küsur mescit serbest bırakıldı. Dini hayat başlamış oldu. Kafkasya’da özellikle Tacikistan ve Özbekistan üzerinde. Dini hayatın merkezi de bugün Taşkent olan Özbekistan’daki Mir Arap Medresesi’yle İsmail Buhari Medresesi’ydi. Biri imam diğeri daha üst seviyede din adamı yetiştiriyordu. Yalnız buradaki problem şu oldu. SSCB dünyaya kapalıyken ilişkide olduğu İslam ülkeleri vardı. BAAS rejimi, Irak, Güney Yemen gibi sosyalist tandanslı Arap ülkeleriyle ilişkide bulunmuştu bu dönemde. Ve Ezher kökenlilerle. Sovyet döneminde bu imamlar ve zihniyet, Ezher’den ve BAAS’tan gelen insanlar tarafından kuruldu. O coğrafyada sonradan yeşertilen İslam anlayışı Türkistan’daki geleneğe, Orta Asya’dakine, Türkiye’dekine benzemiyordu. O eski zemin kaybolunca, üzerine yeni bir İslam anlayışı oluştu. Bu zemin de gerçekliğe aykırı ve çok sert oldu. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra bu coğrafyada Selefi kökenli, Vahabi tandanslı, politik İslam diye tabir edilen bir İslam yetişti. Bu zihniyetteki örgütler hem Kafkasya’da hem Özbekistan’da, hem Tacikistan’da yuvalandılar. Orada müthiş bir insan potansiyeli oluştu.

FETÖ’ye 14 yıl göz açtırmadılar

Rusya dine müdahale ederek kendi için potansiyel bir tehdit mi oluşturdu?

Evet. Ruslar 11 Eylül saldırılarına kadar bunun farkına varmadı, o zaman Birleşmiş Milletlerle ortak deklarasyona imza attılar ama geç kalmışlardı. 2011 ve 2013 yılında hem Medvedev hem Putin’in ayrı ayrı açıklamaları oldu. “Biz artık bu katı, farklı kültürleri kabul etmeyen ve İslam’ın bu yorumunu istemiyoruz” dediler ve geleneksel İslam’a dönme mesajı verdiler. Çok da güzel konuşmalar var. Özellikle Putin’in “Ortodoksluk, İslam, Budizm ve Musevilik Rusya’nın birbirine tercih etmediğimiz kuruluş dinlerindendir” açıklaması var. Biz İslam ülkesiyiz, Müslümanlığı kendi topraklarımızın ana akımı kabul ediyoruz ama bu İslam’ı değil dedi yani. Geleneksel İslam aslında Rusların Çarlık döneminde düşman olduğu İslam’dı. Bu konuda da Türkiye’ye ihtiyaçları var. Güvenlik açısından Türkiye’yle Rusya 2010’dan beri paralel ve aynı durumdadır. Bakmayın şimdi partner olduğumuza, o günden beri ortaklık yürütüyoruz. Parçalanmanın en önemli motivasyonlarından biri dini dürtüler, o yüzden Rusya Türkiye’ye bu anlamda muhtaç.

Bir de FETÖ meselesi var.

FETÖ meselesinde de biz Rusya’ya ihtiyaç duyuyoruz. Ruslar FETÖ meselesine 1998’de uyandılar, 1999’da da ilk icraatlarını yaptılar. Putin iktidara geldiğinde her özerk devletin vize işlerini Moskova’da topladı. Vize işleri merkeze toplanınca, gelen insanları kontrol etmeye de başladı. Bu konsept de FETÖ hareketini Rus devletinin aklında bir noktaya oturttu ve 2001 yılında Rusya FETÖ’ye yönelik operasyonlarına başladı. Biz 2015 yılında harekete geçtik, aradaki farkı düşünün. “Bunlar normal bir dini akım değil, istihbarat faaliyeti yürütüyor” diyerek çok daha radikal adımlar attı. Rusya insanların dindar olup olmamasına bakmaz, yaptığı işe bakar, sonuç odaklı çalışır. Eğer Rusya operasyonlarını 2001 yılında başlatmasaydı, bizim FETÖ’yle başa çıkma imkânımız çok sınırlı olurdu. Özbekistan FETÖ’yü kendine hiç bulaştırmadı ama mesela Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Azerbaycan’da, Türkmenistan’da çok iyi yuvalandılar. Rusya bu ülkelere düzenli baskı yaptı. Düzenli istihbarat sağladı. Bu olmasına rağmen hala Kırgızistan’da Kazakistan’da çok güçlü örgüt. 30 yıldır bir nesil yetiştiriyorlar ve üst tabakanın çocuklarını okutuyorlar. Dolayısıyla o ülkeler de “Bu kadar yatırım yaptık hemen atmayalım” gözüyle bakıyorlar. Bu bir örgüt ve örgüt insanlara bireysel düşünme serbestliği vermiyor. Rusya bunu anlamış ve kendine operasyon yaptırmıyor. Şu an orada işleyişi götüren bürokratik anlamda bunların yetiştirdiği nesiller. Fakat 14 yıllık kontrolün neticesinde çok büyük problem çıkmıyor. Kritik mekanizmalara yerleştiremiyorlar bu isimleri. Bu Rusya’nın inisiyatifiyle oldu ve Türkiye bu avantajı kullandı. Biz nasıl dini konularda onlara alan açıyorsak, onlar da bize istihbarat konularında alan açtılar. Dolayısıyla geçmişimiz çakışabilir ama olaylar bizi aynı düzlemde buluşturuyor.

AB’nin niyeti Ukrayna’yı koparmak

Cumhuriyet tarihiyle beraber ABD’yle bir yakınlığımız var. Rusya komşumuz olmasına rağmen, aramızdaki mesafe değişmiyor.

Doğru ama yakınlık çatışma alanı olarak da kullanabilir. İran mesela tarihsel olarak bir Türk devleti. Bizim kadar Türk var. Türkler önce oraya gitmiş. Şah dönemine kadar Türk sülaleleri yönetmiş. Safeviler döneminde saf Türkçe şiirler yazılmış. Ama iki devlet kurmuşuz ve hatta biri mezhebini değiştirmiş. Bazen aynı ortamda bulunmak bu sonucu da çıkarır. Neden Ruslar Suriye’yle ilgilendi ve bize destek oldular? Bu sorunun anlaşılması gerekir. Herkes “Ruslar çok güçlendi, Akdeniz’e indi ve Suriye’nin üzerinden Ortadoğu’ya müdahale etmeye başladı” diye okuyor. Toptan yanlış. Turuncu devrimleri hatırlıyor musunuz? Nereden başladı? Aşağıdan. Azerbaycan’da tutunamadı, Gürcistan, Ermenistan. Buralarda tutunamadı, geldi Ukrayna’ya ve doğu Avrupa’nın Ortodokslarını Rusya’dan kopardı. Sovyetler Birliği dağılmıştı ama Rusya dağılmamıştı. Siyasal erkler birbirine bağlıydı. Alt yapı bağlıydı. Bu turuncu devrimlerle yönetim erkinin Rusya’dan kopup batıya bağlandığını gördük. Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın kopması aynı zamanda Kuzey Kafkasya’nın da kopması demek. Ruslar o zaman çok sert müdahale ettiler hatırlarsanız. Çeçenistan savaşını hatırlayın. Osetya müdahalesini hatırlayın. Topla tüfekle girdi, süpürdü. Karşı gelen olsaydı onu da yok ederdi. Batı Ukrayna, Kafkasya ve Hazar koridorunu Ruslardan arındırıp Avrupa Birliği’ne eklemlemek istedi. Batının yaptığı anlaşmalar ince okunsa, bu niyet anlaşılır.

Aslında Rusya da Batı’yla uğraşıyor diyorsunuz.

Tabii. Rusya Kafkasya’daki gücünü vermek istemiyor. O alanı boşaltırsa, Hazar büyük bir enerji havzası, arkası Orta Asya, arkası Sibirya, beslenemez. O yüzden Ukrayna çok önemliydi. Ukrayna’nın doğusu Slav, batısı Katolik. İki ayrı bölge. Doğudaki insan Batı’yla batıdaki de Doğu’yla entegre olmak istemiyor. İkiye ayrıldı Ukrayna ama Ruslar oradan çıkmak istemiyorlar. Oradan çıkarsa Kırım’dan, oradan çıkarsa Kafkasya’dan çıkacak. Bunu bildiği için duruyor. Savaşsa savaş, nükleerse nükleer. Çıkarsa, yaşam alanı gidecek. Onun için olmazsa olmaz çünkü. O aslında son sınır. O yüzden dedim, Ruslar güçlenmiş değil, tarihin en zayıf zamanını yaşıyor. Çarlık dönemine bakın, Sovyet dönemine bakın, sınırlarının en sonunda şu anda. Ukrayna dışarıda, Orta Asya dışarıda. En zayıf noktasını yaşıyor. Avrupa Birliği Kafkasya’da da düzenli operasyonlar düzenliyor. Bunlar çok yumuşak operasyonlar. Anlaşmalar, ticaret, okullar vasıtasıyla oradaki insanların Batıya meyletmesi sağlanıyor. Bu da Rusya’nın o bölgeye hâkim olmasını imkansız kılıyor. Ne yapıyor Rusya? Mecburen müdahaleyi aşağıdan başlatıyor.

Batı’ya karşı yeni ittifak

Rusya gücünden değil güçsüzlüğünden Suriye’ye ilgi gösterdi yani.

Rusya’nın çok iyi siyaset felsefecileri var. Müdahalenin aşağıdan başlaması gerektiğini öngördüler. Parametreleri masaya yatırınca, Türkiye’nin de Rusya’nın yanında yer alması gerektiği de ortaya çıktı. Türkiye İran ve Rusya’yı çok uzun zamandır tahlil ediyorlar ve bunların ortak çıkarları için proje geliştiriyorlar. Aleksandr Dugin bunlardan sadece bir tanesi. Moskova Devlet Üniversitesi var, Şarkiyat Enstitüleri var, kurulan özel teşkilatlar var, dini teşkilatlar var. Sonuçta bunların ortak geldiği nokta, “Bu coğrafyada üç tane egemen güç ve bu güçlerin ortak menfaatleri var, Batıcılığın karşısında böyle bir güçle durulur felsefesi” oldu.

Batı ittifaklarına karşı bir Doğu ittifakı oluşturma çabası mı bu?

Bütün Doğu’yu bu hesabın içine katamayız. Hindistan, Çin farklı bir yerde okunmalı. Çin’in içindeki dinamikler Rusya’nın tarafında olmasını engeller. Dünyanın birçok ülkesi fabrikasını Çin’e taşımış durumda. Çin’in stratejik değeri büyük devletlerin alt üretim yerlerini oraya taşımaları ve entegre etmelerinden kaynaklanıyor. Bunu Aleksandr Dugin ve diğer felsefeciler de biliyor, o yüzden bu ittifakı Rusya-Türkiye-İran üzerinden kuruyorlar. Buraya odaklandılar, “dünyanın merkezini bu üçü tutuyor ve bu üçü yeterli” felsefesini geliştiriyorlar. Niye yeterli? Askeri kapasite bakımından, kültürel kapasite olarak, ekonomik kapasite olarak. Rusya’nın etrafında BDT ülkeleri var, Doğu Avrupa var, Türkiye’nin etrafında Balkanlar, altında Müslüman dünyası var, İran’ın da Şii dünyası var. “Bu üçü dünyayı domine etmeye yeterlidir, doğuyu da bunlar temsil eder” diyorlar. Dolayısıyla Doğu-Batı ayrışması doğru ama Doğu’nun içinde özel bir bölüm daha oluşuyor bence. Bu çekirdek Türkiye, İran, Rusya. Biri olmadan olmaz ama.

Rusya’yla entegre olmamız kolay

Rusya bugüne kadar PYD, PKK gibi ülkelere destek vermekten kaçınmıyordu. Türkiye’yi nasıl keşfetti?

Türkiye herkese açık, çok güvenli bir ülke. Dünyada Türkiye kadar kendine güvenen açık bir ülke yok. İran ve Rusya kapalı kodlu ülkeler. Türkiye sosyolojik anlamda bu iki ülkeye bir güvenlik getirir. Türkiye eğer karşı tarafa geçse, ne Rusya ne İran on yıldan fazla yaşayamaz. Bunu sosyolojik gerçeklere dayanarak söylüyorum. 2073 yılında Rusya’nın yüzde 50’sinden fazlası Müslüman olacak. İstatistikler bunu gösteriyor. İran’ın yüzde 70’i Türk ve provokasyona açık. Etnik bir milliyetçilik yapsanız, İran’ın yaşamasının imkânı yok. Bize etnik milliyetçilik yapıp Kürt hareketinde PKK, PYD terör örgütlerini bize sunuyorlar ama biz bunu bir argüman olarak kullanırsak, dünya karışıyor. Biz yapmıyoruz bunu. Rusya hem PKK’ye PYD’ye yaptığı yardımları geri çekiyor çünkü çekmek zorunda. Bundan sonra Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda hem Irak’ta hem Suriye’de pozisyon almak zorunda. Ki biz de güvenlik açısından onlara istediği rahatlığı verelim. Bir de şu var, Türkiye basit bir ülke değil. Ulus devlet oldu, sınırları belli zannediliyor. Oysa Türkiye dünyada alternatif doğu kültürünün zorla sıkıştırıldığı en son alandır. Bunu bilmeyen politikacı, tarihçi, sosyolog, dilbilimci yanlış konuşur. Türkiye’nin psikolojik gücü bulunduğu yerin 20 katıdır. Hesaplamalar böyle yapılmalı. Kendinizi ifade ettiğiniz anda bulduğunuz karşılık mevcut sınırlarınızın yirmi katı. Rusya’nın Türkiye’nin ve İran’ın çıkarları çok derin örtüşüyor. Sosyal yapıları da aşağı yukarı içiçe geçmiş vaziyette. Tek eksik bugüne kadar ortak insan yetiştirmemeleri ve hareket etmemeleri. Niyet vrasa tamamlanır, niyet yoksa provoke edilir.

Peki, Türkiye ve Rusya geçmişi bir kenara bakıp masaya oturabilir mi?

Oturur ama bunun şartları var. Avrupa Birliği’ne girmek için o kadar uyum yasası çıkardık, o kadar insan gönderdik. Rusya bu kadar uzak değil bize. Ruslarla daha entegre bir sosyal yapımız var. Ancak devletin işleyişi, zihniyetimiz çok farklı. Nükleer enerji için Akkuyu’da bir anlaşma yaptık. 248 öğrencimizi gönderdik, 35’i mezun oldu. Hepsi mezun olunca nükleer teknolojimiz Rus teknolojiyle paralel olacak. Bunu diğer alanlara da uygulamamız gerekiyor. Askeri sisteme, akademiye, bürokrasiye… Normalde toplumlar arasındaki iletişim askeri adımlarla başlamaz, bizim Ruslarla anlaşmamız petrol, gaz, nükleer ve enerjiyle başladı. S400’lerle başladı. Normalde küçük küçük projelerle başlarsın, biz tam tersinden başladık. Neden? Çünkü ortada bir güvenlik meselesi var. Artık bekletilebilecek bir durumda değil güvenlik meselesi. Hiçbirimiz için. Rusya için de İran için de zaman kalmadı.

Benzer konular