Rusya Azerilerin savaşa hazır olduğunu hesaba katmadı

Sevil Nuriyeva (1)

Gazeteci Sevil Nuriyeva’ya Ermenistan’ın ateşkesi bozmasının ardından yaşanan gelişmeleri sorduk. Ermenistan’ın Rusya’nın verdiği güvenle hareket ettiğini söyleyen Nuriyeva, bütün bu denklemi bozan başka bir gerçeğe işaret etti: Azerbaycan halkının savaşa verdiği destek. Nuriyeva’ya göre, şehitlik Azerbaycan’da kutsanan bir hal aldı ve bu sorunun çözülmesi için, iktidar da muhalefet de halk da gerekirse savaşmaya hazır. Ateşkesin bozulmasından alınacak dersi şöyle özetliyor: “Halkın bu sosyolojisi savaşı destekleyen Batı’nın ve Rusya’nın hiç hoşuna gitmedi.”

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ateşkesin bozulmasından sonraki süreç nasıl işledi?

Bir defa Ermenistan’ın böyle bir ateşkes bozma adımı tek başına yapılmış bir adım değildir. Ateşkesi Ermenistan ihlal etti. Hep ihlal ediyordu, bir sene içinde 125 defa ihlali var zaten ama Azerbaycan orduları da misillemesini yapıyordu. Ermenistan ne zaman sivil insanları hedef aldı ve bir sivili öldürdü, bunu görünce Azerbaycan devreye girdi. Bunun on kat karşılığını verdi. Önceden işgal altında olan noktalardan bazılarını geri aldı. Bunlar birkaç köy ve stratejik yüksekliklerdi. Olumlu tarafına baktığımızda hem Ermenistan hem bölgedeki aktör ülkeler, şunu gördü: Azerbaycan toplumu savaşa istekli.

Savaşa girmeyi halk mı istiyor?

Azerbaycan hem savaş gücünü fark etti hem toplumun bunu nasıl istediğini gördü. Ne kadar insanın gönüllü cepheye yazılmaya hazır olduğunu anladı. Her şey hesaba katılmıştı ama toplumun böyle bir sosyolojik yapıya sahip olduğu bugün anlaşıldı. Yıllardır mağlup görülmenin, 20 küsur senedir baskıyla yaşamanın ağırlığı var üzerinde. 20 bin şehidimiz var bizim. Bu, 1. Karabağ Savaşı’ndan başlayarak ta 94’e kadar uzanan süreci kapsıyor. Öyle bir eziklik ki sanki toprağını geri almamış, buna kadir olamamış gibi. Ermenilerin her platform üzerinde kendisini göstermesi de Azerbaycan’da bir kompleks yaratıyordu. Bilen biliyor, Karadağ’da o toprakları Ermenistan değil, Rus ordusuna kaybettik. O süreçte içeride darbeler yapıldı, çeşitli kol ordular Rusya’nın güdümünde hareket etti. Azerbaycan’ın iç dinamikleri farklıydı. Milli azatlık (kurtuluş) sürecinin getirdiği değişimler vardı. Farklı boyutta gelişmişti olaylar.

Artık Azerbaycan siyasal bir aktör olarak kendine güvenle mi hareket ediyor?

Tabii. O süreçte bağımsızlığa yeni kavuşmuştu, silahı, ordusu yoktu elinde. Bu fırsatları değerlendirerek Rusya Ermenistan’a destek verdi ve işgal gerçekleşti. Fakat 20 senede çeşitli ekonomik anlaşmalar imzalandı, Güney Kafkasya’yla ilgili enerji hatları belirlendi, Batı’yla bütünleşme konusunda projeler gerçekleştirildi. Azerbaycan arzu edilen bir stratejik ortak oldu. Dolayısıyla 20 sene iki ülke arasında savaş olmamasını isteyen Batılı güçler ve Rusya çarkı döndürmek için durgunluğu destekledi. Baktığınızda Rusya’nın Batı’yla menfaatleri çatışmasına rağmen, buradaki menfaatleri üst üste geldi. Barışın uzamasının nedeni buydu. Azerbaycan güçlü bir aktör haline geldi. Parasal gücü arttı. Güney Kafkasya’da belirleyici bir devlet haline geldi. Diasporası sayesinde dışarıdaki siyasi merkezleri ikna etmek konusunda projeler geliştirdi. Hocalı Katliamı, dünyanın gündemine oturmak gibi konularda devlet bizzat strateji üretti ve dünyanın masasına sundu. Çok önemli ve zekice hamleler yapıldı.

Ermenistan için 20 yıl nasıl geçti?

20 yılda Ermenistan Rusya’nın güdümünde kalmayı sürdürdü. Ambargo içinde kaldı. Diğer taraftan da bütün adımlarını Ermeni lobisinin diktesiyle attı. Hatta iktidarını bile belirlerken, Moskova’nın reyi öncülük etti. Şu anda Ermenistan Devleti’nin başında olan zat Serj Sarkisyan Karabağ Savaşı’nda eli kana bulaşmış bir insandır. İlham Aliyev’in böyle bir mazisi yok. Onun barış demesi ne kadar samimiyse, Sarkisyan’ın barış demesi o kadar gayrı samimidir.

İki ülke arasında anlaşma da mümkün olmadı…

Bir tarafta Güney Kafkasya’da Ermenistan ambargodan çıksın, Türkiye’nin sınırları açılsın, Türkiye üzerinden dünyaya entegre olsun beklentisi var. Türkiye de diyor ki, “Azerbaycan’daki işgali kaldırın”. Azerbaycan da “İşgal ettiğin topraklarımdan çık, sonra gel seninle Yukarı Karabağ’ın statüsünü konuşalım” diyor. Bundan kaçmıyor. Ama adil bir zemin arayışı var. O ne? Yukarı Karabağ dışında işgal edilen yedi rayondan (coğrafyaya has bir tür bölge tanımı) çıkılması. Bunu istikrarlı bir şekilde provoke eden de Rusya’dır. Tabii temeline baktığımızda, yani 170 sene öncesine, bu derin bir Rusya ve İngiliz projesi. Sadece Rusya’ya da mal etmemek gerekiyor. Osmanlı imparatorluğu’nun Hazar’a ulaşmasının önünü kesme amacı güdülürdü 1800’lerde, Ermeni çetelerinin ayaklanmasını desteklerken de bu strateji hedef alınmıştır. Derin bir projenin ürünü olarak bunu yorumlamak lazım. Geldiğimiz noktada Batı “5 rayonu ver” diyor, Laçin’le Kelbecer’i vermek istemiyor Ermeniler. Bunun üzerine Rusya Kırmızı Kürdistan diye bir strateji geliştirdi. O topraklar da bu coğrafyanın bir parçasıymış gibi gösterilmeye başlandı. Burada birkaç Müslüman Kürt köyü vardı. Bu da özellikle ısıtıldı. Dolayısıyla HDP Eş Başkanı’nın çıkıp “Azerbaycan saldırılarını durdursun” demesi, ne kadar Rus ağzıyla konuştuğunun da göstergesi. Bağlantılı olduğu PKK’nın ne kadar Asala ve Ermeni çeteleriyle bağlantılı olduğunun da kanıtıdır.

Ermenistan’ın ateşkesi bozması bu koşullar altında nasıl değerlendirilebilir? Yine Rusya’ya mı güveniyor?

Ermenistan bu kadar ekonomik sıkıntıya rağmen böyle bir şeye neden kalkıştı? Neden sivil halkı hedef aldı? Ateşkesin bozulması haberi Bakü’ye yetişmeden, neden Rusya “Ateşi durdurun” demeye başladı? Burada ne kadar bağlantılı bir dizayn olduğunu görüyoruz. Ermenistan Rusya’nın güdümünde ilerliyor, biliyoruz. Rusya ne yapmak istiyor? Acaba Suriye’de yapamadığını Güney Kafkasya’da mı yapmaya çalışıyor? Türkiye’yi sahaya mı indirmek istiyor? Azerbaycan’ın şartsız Türkiye’yle birlikteliği portresinin önünü farklı bir dizaynla almak mı istiyor? Şu anda karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız. Rusya’nın Barış Gücü adıyla ordusunu buraya getirmek istediği bir senedir biliniyor. Ateşkes konusunda inisiyatif kullanıyor, Güney Kafkasya’da sorumlu benim demeye mi çalışıyor? Bu bölgede yeni bir bahar havası oluşturma gayreti mi bu? Onun akabinde yolsuzluk belgeleri çıkmaya başladı. Bu kadar eş zamanlı bir hareketlenmenin bir anlamının olması gerekiyor.

Bütün bu hesaplar içinde hesaba katılmayan Azeri halkının tavrı mıydı?

Evet, Azerbaycan halkının bu savaş konusunda gösterdiği tavırdı. Savaşmak ve ölmek konusunda hiçbir çekincelerinin olmadığını gördüler, bu sosyolojik veri cidden rahatsız etti. Hem Rusya’yı hem Batı’yı. Halk farklı bir tepki gösterseydi bu olmazdı. Sonunda hükümetin gittiği bir süreç de olabilirdi. Mısır’da Suriye’de başka bir projeyi yöneten Batı, Azerbaycan’da bütünlük olduğunu görmüş oldu. Hem iktidarda hem muhalefette. Amma velakin burada beşinci kolun olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu toplumlar da Rusya’nın beşinci koludur. Sadece Rusya mı? Hayır. Soros eğilimli toplulukların mevcut olduğunu da görüyoruz. Hangisi devreye girecek? Bu veriler içinde iktidar değişimi söz konusu mu? Böyle bir değişim söz konusu olursa, Rusya’yla Batı hangi siyasi aktör etrafında çatışacak? Burada oyunu bozan, halkın sosyolojisi. Halk “Evet efendim, biz sonuna kadar istiyoruz. Gidelim ölelim ama bu meseleyi çözelim” dedi. Batı’nın bu kadar sıcağı sıcağına kınayan beyanlarda bulunması meselenin çok ciddi alt yapısının olduğunu gösterir. Halkın tavrı nerdeyse Batı o yana evrilir. Ermenistan zaten ekonomik sıkıntıda. Bir Rusya’nın bir diasporanın bağladığı paralarla sürdürüyor ekonomisini. Gençler gidiyor. Bu çok ciddi bir sıkıntıdır. Bunların hepsini ayrı ayrı irdelemek gerekiyor.

Türkiye bu durumda nerede konumlandı?

Türkiye’nin verdiği mesajlar çok ciddi, doğru. Bu serüvenin içinde Rusya’nın provokesiyle savaş alanına inmemesi gerekiyor. Savaş alanına inmek, aktör olarak devreye girmek. Burada en doğru olan şey Azerbaycan devletini destekleyerek, onu güçlü kılarak bu savaşa her türlü lojistik, siyasi destekle onun elini güçlendirmek. Şu anda Türkiye’nin yapması gereken şey, zaten yaptığı şey. Bu olay Azerbaycan’ın siyasi irade koyma gücünü de gösterdi. Ermeniler Azerbaycan devleti, ordusu ve halkının savaş konusundaki iradesini gördü. “Toprağımızın azat olması, ölmemizle sonuçlanacaksa, buna da eyvallah” dedi Azeriler. Şehitliğin ne kadar yüce bir şey olarak algılandığı da anlaşıldı. Burada Türkiye’nin oynadığı önemli bir rol var. Türkiye’de şehit cenazelerine verilen tepki, şehitler için düzenlenen merasimler ve atılan “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı, Azerbaycan’ı etkiledi. Orada da benzer bir karşılık buldu. Onlar da aynı sloganı atmaya başladı. Benim zannımca en başarılı tablo şehitliği zirve sayan, savaşı kutsal sayan bir sosyolojinin ortaya çıkması oldu. Oyunun değişiminin nedeni de bu. Toplumun bu noktada olduğunu kimse bilmiyordu. Vahdet ortaya çıktı.

Bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Bir defa bu işgalden azat etme motivasyonunun devam etmesi gerekiyor. Bu sorunun çözümü ayağımızdaki taştan kurtulmak, Güney Kafkasya’da istikrar sağlamak, Rusya’nın parmağını kırmak demektir. Şu anda esas aktör Rusya. İngilizler bu sorunu bize yaratanlar olabilir ama kazanan Rusya çıktı. Bizim bütün bu enerji fay hattına baktığımızda Kafkasya’nın ne kadar büyük stratejik konumda olduğunu görüyoruz. Böyle bir ortamda Rusya’nın Güney Kafkasya’dan çıkması şimdilik mümkün görünmüyor. Biz ne yapabiliriz? Biz varlığını minimize edebiliriz. Siyasi ve konjonktürel konumumuzu daha farklı bir noktaya getirebiliriz. Bu küçücük savaş farklı bir duruma hizmet etti, sürükleyici bir gücü ortaya koydu. Eğer barışla mümkün değilse, savaşla bu sorunun çözülebileceğini gösterdi. Bu toprakların artık özgür olması şart ki, bizim ilerdeki büyük projelerin önü açılsın. Ermenistan’la komşuyuz. İlelebet düşman kalmayacağımız belli, ama dost olmamız da zor gözüküyor.

Ama çizdiğiniz tabloda Ermenistan siyasi bir aktör değil.

Ermenistan’ın Rusya boyunduruğundan çıkması gerekiyor. Sözde Ermeni yalanlarından, terörist grupları desteklemekten vazgeçmeden bu mümkün değil. Şu anda Karabağ’a PKK unsurlarının yerleştirilmesi de bununla ilgili. Ermenistan ya kendi halkının kendi devletinin istikbali için provokatif yaklaşımdan uzaklaşacak ya da bu saçma sapan iddiaların esiri olarak birilerinin maşası olmaya devam edecek. Maşa olmaya devam ettiği sürece Güney Kafkasya’da istikrar olmaz. Bunu konuşarak çözemezsek, savaşarak çözebileceğimizi bu son beş gün gösterdi.

Rusya yalnızca Güney Kafkasya’da değil, Kuzey Kafkasya’da da etkin.

Tabii Gürcistan, Abhazya, Osetya paramparça durumda. Gürcistan’ın bu hale gelmesinin nedeni de Rusya. Bütün direnen oluşumları yok etti. İnguşetya, Kabardey, Çeçenistan. Bu itiraz dalgası Güney Kafkasya’ya da sıçrarsa, Rusya’nın çöküşüne neden olur. Bunu anladığı için ön tedbirleri almaya çalışıyor. Rusya soğuk savaş döneminde olduğu gibi, çok renkli küresel güçler merkezine girmek, ABD’yle beraber aktör olmak isteğinde. Kendi ülkesi içerisine yönelen yeni girişimlerin önünü böyle kesiyor. Rusya içinde alev oluşmasın diye bütün etrafını aleve veriyor. AB’nin yönelttiği demokrasi, insan hakları taleplerine karşı dışarıda yangın çıkarıyor. Rusya önümüzdeki süreçte de Putin’le devam edecek gibi. Rusların milli duyguları farklı. Devlete saldırı olunca, sahip çıkıyorlar. Batı’da işe yarayan yolsuzluk, hırsızlık belgeleri burada karşılık bulmuyor. Büyük devlet refleksi çok güçlü. Tekrar küresel bir aktör olarak hedef alındıklarını düşünüyorlar. Onun için Batı’ya “bana burada sorun yaratırsan, ben de sana başka sorunlar yaratırım” diyor. Bazı hesaplamalar da yanlış.

Yani bu beş günlük savaş, aslında önemli ipuçları verdi.

İngilizler ve İsrailliler çok sessiz. Gerçekten bir oyun var şu anda. Neden bu belgeler bu çatışma sırasında çıktı? Neden İran sessiz? Onun için bu aşamada “Nasıl duralım ki, milli refleksler kazansın” diye düşünmemiz gerekiyor. Benim en tedirgin olduğum şey Türkiye. Dert varsa, derman var. Bizim için derman Türkiye. Derman içinde belli sıkıntılarla uğraşırsa, onun bize yetmemesi durumu da oluşabilir. Neden Türkiye bu kadar ihanete, casusluk operasyonuna maruz kalıyor? Her kare ayrıca analiz edilmeli. Güney Kafkasya’da patron kim olacaksa Rusya’nın geleceği o yönde etkilenecek.

Benzer konular