PKK, Avrupa’nın en büyük kara deliği

Mete Yarar (9)

Son günlerde dünyanın başı terör örgütleriyle dertte. Türkiye’nin büyük şehirlerinin yanı sıra, Paris, Brüksel gibi Avrupa’nın kalbi olarak anılan şehirlerde de bombalar patlıyor. Avrupa, kimi terör örgütlerine sempatiyle bakıp beslerken, kimine mesafeli duruyor. Bu çifte standart, onların terör belasından uzak kalmasına yaramıyor. Bütün terör örgütleri aynı bataklıktan besleniyor ve anlaşılması güç eylemlere imza atıyor. Ankara’da beş dakika sonra kendisini patlatacak olan teröristin, bir lira para üstünü beklemesi ne kadar anlamsızsa, Amerika’da bir hafta önce evlenen teröristin, bir hafta sonra silahlı saldırı yapması da o kadar anlamsız geliyor. Saldırıyı yapan kişilerin profilleri son zamanlarda niye farklılaştı? PKK, IŞİD, TAK vs. aynı amaca mı hizmet ediyor?

Devletler arasındaki savaşlar, artık terör örgütleri üzerinden mi yapılıyor? Terörün kitabı yeniden yazılırken, kafamıza takılan soruları Güvenlik Uzmanı Mete Yarar’la konuştuk.

PKK, TAK, IŞİD vs. alfabenin birçok harflerinden oluşan terör örgütleri, ülkenin farklı yerlerinde sivilleri hedef alan eylemler yapıyor. Farklı örgütler olsalar da birlikte hareket ediyormuş izlenimi veriyorlar. Birlikte mi hareket ediyorlar, yoksa aynı amaca farklı yöntemlerle mi hizmet ediyorlar?

Terör örgütleri özellikle 1990 sonrasında dünyanın her tarafında fütursuzca saldırıya başladılar. Dünyadaki dengelerin değiştiği 90’lardan itibaren, terör örgütleri vekalet savaşları yapacak olan devletlerin kontrolüne girdi. 90 öncesi terör saldırılarında bir veya birkaç isim zikredilirken (İRA, ETA, Çakal Carlos vs.), bugün dünyanın her tarafında bomba patlatılıyor, fakat isim zikredemiyoruz. İsimlere o yüzden takılmamak gerekiyor. El Kaide olur, IŞİD olur, PKK olur, hiç fark etmez. Terör dünyada global hale geldi artık. Türkiye’deki terör örgütü PKK da bundan cesaret alıyor. Beslendiği kaynaklar da diğer terör örgütleriyle aynı. Hiçbir terör örgütü dünyanın gözünün içine baka baka çok rahat eylem yapamaz. Türk halkından çekinmese, onu destekleyen sponsorlarından korkar. PKK’nın bugünkü eylemlerine baktığımızda, hiçbir korku olmadığını görüyoruz. Devletlerin sponsorluğunda yapılan eylemler bunlar. Bir terör örgütünün arkasında istihbarat servisi olmadan ve bir devletin kaynakları olmadan ayakta durması mümkün değildir. Terör örgütlerinin isimlerini zikrettiğimizde, o büyük siluet, küçücük örgütün arkasında kalıyor. Örgüte değil, arkasına bakmak lazım.

Savaşlar, terör örgütleri üzerinden yürüyor

Eskiden devletler arasında yapılan savaşlar, artık terör örgütlerinin üzerinden mi yapılıyor demek istiyorsunuz?

Aynen öyle, 1990 sonrasında dünyadaki bombalı saldırılara, iç karışıklıklara, etnik savaşlara baktığımızda, arkasında hep bir sponsor devlet görürüz. Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yaşananları sadece iç savaş olarak değerlendiremeyiz. Sponsor bir devlet muhakkak vardı orada. Yapılanların çoğu terördü. Dünyanın yakın dönemde yaşadığı en büyük terör saldırısıdır bu.

Anlamak için tekrar sormak istiyorum, haritaları değiştirmek isteyen devletler, terör örgütlerini mi kullanıyor?

Hayır, terör örgütlerini kullanmıyorlar, kendisine yakın, etnik veya mezhepsel bir konuyu tetikliyorlar. O grubun terör yaratmasına fırsat veriyorlar. Bosna-Hersek savaşında yaşananlar gibi. Birinin elini kolunu bağlayıp, diğerine şiddet uygularsanız bunun adı terördür. Devlet terörü de diyebilirsiniz buna. Esad’ın yaptığı da budur. Kırım’ın Rusya’ya katılma sürecinde devletler mi savaştı? Rusya’ya yakın bir grup, “Ben artık Ukrayna’nın içinde olmayacağım” dedi ve iç çatışma başlattı. Kırım şu anda Rusya’ya bağlı. Bunu devlet olarak yapmanıza, dünya terminolojisi, Birleşmiş Milletler kanunları izin vermez.

Devlet yoksa terör örgütü devletleşir

PKK’nın doğuşunu buna bağlayamayız ama.

Bağlayamayız elbette, fakat PKK, dünyanın bu konjonktürel değişiminden inanılmaz güç buluyor. PKK’nın başlangıcını 1980 sonrası Diyarbakır olaylarına da bağlayamayız. 100-200 yıllık bir soruna bu kadar dar çerçeveden bakılmaz. Genel olarak Türkiye’deki iç isyanlara, bunların kullanış şekline baktığımızda, hep tetikleyici bir faktör ve ardında sponsor bir devlet görürüz. Hiçbir ülke sorun yaratma tekniğine sahip değildir. Fakat soruna sponsor olur ve kendi çıkarları için kullanır. IŞİD terör örgütü de öyle birden bire kurulmadı. Osmanlı döneminde Bağdat’taki isyanlardan tutun da, Peygamber Efendimizden sonraki mezhep savaşlarına dayanan bir tarihçesi var bu sorunun. IŞİD’in güç bulduğu havza Irak olsa da, doğuş yeri Irak değil. Eğer bir yerde devlet kavramı ortadan kalkmışsa, terör örgütü devletleşir. Dünya tarihi bunlarla dolu. Afganistan, Irak, Suriye ve Afrika’nın birçok ülkesini buna örnek gösterebiliriz. Türkiye için de aynı oyun oynanıyor.

IŞİD, Türkiye’deki eylemlerini üstlenmiyor

Ankara ve İstanbul patlamalarının farklı terör örgütleri tarafından gerçekleştirildiği biliniyor. Aralarında benzerlik kurabiliyor musunuz?

Tabii ki örgütler arasında farklılıklar vardır. Hedefleri açısından farklılıklar olur. Kriminal anlamda benzerlik kurabilirsiniz. Sonuçta bugün herkesin terör yapmayı, bombalı araç yapmayı, şehirlerde savaşmayı öğrendiği havuz Suriye ve Irak. Eskiden bir terör eylemi gerçekleştiğinde, kimin yaptığını bombanın düzeneğinden anlardık. Bugün böyle bir şansımız kalmadı. Herkes aynı havuzda, aynı eğitimleri alıyor. PKK’nın hedefleriyle IŞİD’in hedefleri farklıymış gibi gözükse de aynı. Mesela şu benim çok dikkatimi çekiyor: Dünyanın her tarafında IŞİD eylemlerini üstlenirken, neden Türkiye’de üstlenmez? Amerika’dan çekinmeyen, Fransa’dan, İngiltere’den çekinmeyen bir örgüt, neden Türkiye’deki eylemlerinin arkasında durmaz?

Neden peki? Cevabını biliyor musunuz?

Kesin delillerle bilemesem de, bazı tahminlerim var. IŞİD, El Kaide ekolünden gelir, ama El Kaide gibi kapalı ve merkezden yönetilen bir örgüt değildir. El Kaide dünyada ses getirici eylemler yapar, fakat merkezin haberi olmadan kolay kolay eylem yapmaz. Örgütle elemanın arasına birisinin girme şansı yoktur. O yüzden de El Kaide eylemleri önlenemez. IŞİD’in serbest hücreleri vardır ve hiçbir eylemini merkeze sormak zorunda değildir. Hatta hiçbir örgüt elemanı merkeze gitmek zorunda da değildir. Binlerce insanı kontrolsüz bir şekilde içine almıştır. Bir de IŞİD’le hiç tanışmamış, sosyal medya üzerinden IŞİD’le bağlantı kurduklarını zanneden örgütlenme yapıları var. IŞİD için çalışıyorlar ama hiçbir IŞİD’çiyi tanımıyorlar. Veya IŞİD’çi olarak tanıdıklarının çoğu IŞİD’çi olmayabiliyor. El Kaide tipi örgütlenmede araya yabancı bir kişi giremezken, IŞİD’in serbest hücre yapısından dolayı araya başka örgüt girebiliyor. O hücre, irtibatı koparttığı için de IŞİD’e çalıştığını zannediyor ama artık IŞİD’e çalışmıyor. Tehlikeli olan da bu.

Örgütler arasında geçişkenlik başladı

Bununla ilgili şüphelendiğiniz eylemler var mı?

En son İstanbul’daki bombalı saldırıda adamın geçmişi DHKP-C’li. Daha sonra başka bir örgüte gidiyor, daha sonra IŞİD’e geliyor. Çünkü havuz aynı. Bütün örgütler birbirlerine omuz omuza mesafedeler. O yüzden birbiri arasında geçişkenlik başladı. Pakistan’daki El Kaide ile kandildeki PKK nasıl temas kursun? Ama Irak’a geldiğimizde hepsi aynı alandalar. Aynı bataklıkta yaşıyorlar. Örgütlerin başka örgütler tarafından kullanıldığı dönemi yaşıyoruz. Terörde bu kadar gri alan olmaz. Siyah ve beyaz kadar nettir. PKK, PKK’dır diyorduk. Şimdi öyle diyemiyorsunuz. İkisinin oluşturduğu gri alanın büyüklüğü, ikisinin de alanlarını küçültmeye başladı.

Bu geçişkenliğin en büyük tehlikesi nedir?

Kontrol edemiyorsunuz. Kimin kim olduğunu bilmiyorsunuz ki… İşin içerisine tuhaf tuhaf işler girmeye başladı. Dünyanın her tarafında IŞİD gibi çok kolay eleman elde eden grup bile, iki tane canlı bombayı aynı arabanın içerisinde patlatmaz. PKK’nın üstlendiği Ankara saldırısında, bir kişinin patlatabileceği bombayı iki kişi patlattı. Taksicinin ifadesine bakıyorsunuz, yüz liranın üstünü beklediklerini söylüyor. Beş dakika sonra bomba patlatacak olan adam, bir lirayı neden bekler?

Değişen eylemci profili

Bu bize bir şey anlatıyor mu?

Anlatamıyor işte, hiçbir şey anlatamıyor. Bu kadar tuhaflıklar silsilesi olmaz. Bir hafta sonra Sultanahmet’teki turistlere saldırı yapacak olan adam, bir hafta önce göçmen bürosuna kayıt yaptırıyor. Adamın Türkiye’de hiç kaydı yokken, parmak izini veriyor. Bu yalnızca Türkiye için geçerli değil, dünya için de geçerli. Amerikalılar beş yıl içerisinde IŞİD’i bitireceklerini söylemişlerdi. İki yıl sonra “Biz beş yılda ancak bu örgütü tanıyabilirmişiz” dediler. Dünya şu anda terörle ilgili bütün bildiklerini unuttu. Bütün kitapları yaktı. Geçen aylarda Amerika’da rehabilitasyon merkezine IŞİD’e sempatisi olan üç kişi silahlı saldırı yaptı. IŞİD’e sempatisi olan kişi bir hafta önce evlenmişti. Bir hafta önce evlenen adam, bir hafta sonra ne oldu da gitti insanları taradı? Geçmişte klasik anlamda radikalizme kaymış, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişilerden farklı kişiler şu anda eylem yapmaya başladı. Ankara patlamasında adamın PKK ile bağlantısı yoktu. Sonra öğreniyorsunuz ki sistemin içerisinde bir de uzaktan kumanda patlatma sistemi varmış.

Örgütler birbirlerinden besleniyor

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, PKK çadırına göz yuman Belçika’ya “Koynunuzda beslediğiniz yılan, bir gün sizi de sokar” demişti. Birkaç gün sonra Brüksel saldırısı gerçekleşti. Bu saldırıyı nasıl okursunuz?

Avrupa, bazı terör örgütlerine sempatiyle bakıyor, mesafeli durmuyor. Direkt desteklemiyor fakat hayati damarlarını da kesmiyor. Bunun en belirgin örneği PKK terör örgütüdür. PKK ile IŞİD’in ne alakası var diyeceksiniz? İnterpolün raporlarından PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerini görüyoruz. İnsan kaçakçılığı, mafya, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kara para aklamak olmak üzere, yaptığı onlarca faaliyet var. Kendisinin yaşayabileceği bir kara delik yaratıyor PKK. Evet, fiili anlamda PKK terör örgütü Avrupa’da eylem yapmıyor, ama bir terör örgütü silah aramaya kalksa, sizce en kolay kimden temin eder? PKK terör örgütüne yakın olan silah kaçakçıları “Sen farklı bir örgütsün, ben sana silah satmam” der mi? Doğal olarak birbirlerinden besleniyorlar. Avrupa, zararsız gördüğü örgütler tarafından yaratılan bataklığın bedelini ödüyor. Fiili anlamda bir örgüt o ülkede eylem yapmayabilir. Ama yarattığı karadelikten bütün terör örgütleri beslenir. Bugün Avrupa’nın en büyük karadeliği PKK’dır.

Birleştirmek için değil, ayrıştırmak için bomba patlatılır

Bir de terör sonrası oluşan kaos ortamı var. Patlama sonrası “şurada bomba patlayacak, burada bombalı araç var” gibi mesajlar havada uçuşuyor, “katil devlet”, “gidene kadar patlayacak” hashtagleri birbiriyle yarışıyor. Bomba, asıl hedefe o zaman mı ulaşmış oluyor?

Terörün en büyük amaçlarından biri kaos yaratmaktır. Eğer kaos yaratabildiğine inanıyorsa, bir sonraki bombayı da patlatır. Evet, devlet görevlilerinin yapması gerekenler var, yapmadıkları zaman bedel de ödemeliler, ama halk olarak kaosa kapıldığımızı gösterdiğimiz anda, örgüte veya onu sponsor eden devlete “bir bomba daha patlat” diye yeşil ışık yakıyoruz. Hiç kimse bir devleti birleştirmek için bomba patlatmaz. Ayrıştığımızı gördükleri anda hassas noktayı yakaladıklarını anlarlar. Bir bomba daha patlatalım derler. Nereye kadar? Cemil Bayık boşuna “Erdoğan ve AK Parti’yi devirmek istiyoruz” demedi. Bombaların ardından yaşanan süreci okuyor o da. İnsanların korkularını anlıyorum, korku utanılacak bir şey de değil üstelik. Ama korku sizi tedbir almaya ve akılcı düşünmeye itmeli.

İnsanlar korkuyor ve panik ortamında her şeye inanıyor. Bu da kaosu artırıyor. İnsanların paniğe kapılmaması için yöneticilerin yapması gereken şeyler yok mu?

Türkiye’de yapılması gereken ve yapılmadığı için de insanların paniğe kapılmasına sebep olan şeyler var elbette. Bir devlet, sistemini halkına anlatmamalı ama şeffaflaşmalı. Bu tür olaylarda nerede hata yaptığını ve ne tedbirler aldığını söylemeli. Ankara saldırısından sonra Başbakan, “Açıklarımızı gördük, bunun için yeni bir güvenlik konseptine geçiyoruz” dedi. Bir hata olduğunu fark ettiğinizi söylüyorsunuz burada. Ama hiçbir şey konuşmazsanız, insanlar ne yapacaklarını bilmediklerinde daha çok panikler. Örgütler de kimsenin anlatmadığı alanı kullanırlar.

Türkiye Cumhuriyeti saldırı altında

Cumhurbaşkanı Erdoğan, topyekûn seferberlik çağrısında bulundu. Ne anlama geliyor bu?

Ben son dönemde yapılan saldırıların yalnızca hükümete yapıldığını düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin saldırı altında olduğuna inanıyorum. Türkiye’de yaşayan, gerçekten vatansever olan insanların devletin yanında olması gerektiğine inanıyorum. Eğer devletsiz kalan insanları görmek istiyorsanız, kapınızın önünde evsiz kalan Suriyelilere bakın derim. Bu ülkeye saldırı olduğunda birleşeceğimiz yer, devletin kanatlarının altıdır. Ben orada Tayyip Erdoğan, Davutoğlu görmem, Türkiye Cumhuriyeti’ni görürüm. Seçim sandığına gittiğimde de hangi partiyi beğeniyorsam onun altına mührü basarım, ama devlete saldırı olduğunda, altına mührü vurduğum yer Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Benzer konular