Mülteci çalışmalarını kilise yönetiyor

epa05034123 A Macedonian police officer helps a girl to pass between the cordon as migrants and refugees wait to cross the Greek-Macedonian border after Macedonia has started granting passage only to refugees from Syria, Iraq and Afghanistan, near Gevegelija, The Former Yugoslav Republic of Macedonia, 20 November 2015. Macedonia, Serbia and Croatia have started restricting access to migrants on the Balkan route to Syrians, Iraqis and Afghans. It is a part of a joint effort to reduce the number of asylum seekers streaming into the European Union.  EPA/GEORGI LICOVSKI

Uluslararası Mülteci Derneği Başkanı Uğur Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda Avrupa’nın önemli kentlerindeki mülteci kamplarını ziyaret etti. Ziyaretlerinin arasında Fransa’daki Calais kampı da var. Bugünlerde güney kısmının dağıtıldığı, yıkılıp yakıldığı haberleriyle gündemimize giren Calais kampıyla ilgili gelen bilgilere göre; 29 Şubat Pazartesi günü Lille İdare mahkemesi, Nord-Pas-Calais Valiliğinin kampı boşaltma kararını onayladı. Sebep olarak da devletin resmi ağzıyla ‘‘6000 mülteciyi o küçük alanda barındıramayız, imkanlar yetersiz” denildi. Yıldırım, asıl sebebin baharın yaklaşmasıyla gelebilecek olan binlerce mültecinin önünü kesmek olduğunu söylüyor. Pazartesi günü 40 otobüs çevik kuvvet ve yüzlerce polis eşliğinde buldozerlerle 5000 metre karelik alan yıkılıp tamamen boşaltıldı. Mülteciler devletin sosyal evlerine ya da Calais’deki konteyner evlere yerleştirildi. Ancak mülteciler oralarda kalmayıp kaçıyorlar. Resmi olarak kayıtlarını Fransa’da istemiyorlar. Hepsinin amacı ailelerine kavuşmak için İngiltere’ye gidebilmek.

Geçen haftalarda mülteci kamplarını ziyaret etmek için Avrupa’ya gittiniz. Bize biraz izlenimlerinizden bahseder misiniz?

Mülteci kamplarını ziyarete Almanya’dan başladık. Almanya’nın bu manada Avrupa’nın hemen hemen bütün yükünü çeken bir yapısı var. Resmi rakamlarla 700 bin civarında mülteci aldığı söyleniyor. Almanya aslında insani olarak değil, kendi yaşlı nüfusunun yapamadığı işi yaptırmak için mülteci alıyor. Avrupalı mültecilerin çoğunluğu güçlü kuvvetli ve sağlıklı erkekler. Zaten önlerine koyulan engelleri aşmaları için böyle olması gerekiyor. Türkiye’deki mültecilerin ise yarısından çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Almanya’da mültecilerle ilgili planlama nasıl yürüyor?

Almanya’nın mülteciler konusunda düzgün işleyen bir planlaması var. Avusturya’dan veya karayolu ile gelenleri birincil dediğimiz büyük kamplara alıyorlar. Üç dört gün içinde kimlik tespitleri, parmak izleri, diğer bilgileri alınıyor. Ondan sonra hangi mesleği yaptıkları, neyle ilgilendikleri öğreniliyor. Onun akabinde ikincil dediğimiz kamplara dağıtılıyorlar. Bunun dağıtımı da illerin nüfusuna oranıyla eş değer şekilde yapılıyor. Yani Almanya’nın her yerinde mültecileri görebiliyorsunuz. Eşit bir dağılımla daha iyi sübvanse edildiklerini söylemek mümkün. Zaten gittiğimiz kampların sayısı da 600.

Kaç tane kamp var Almanya’da? Prefabrik mi, çadır kamp mı, nasıl kamplar bunlar?

Almanya’daki bütün okulların spor salonları kamp haline dönüştürülmüş. Onun için çok parçalı, çok fazla ilde ve ilçede kamplar var. Yer bulamadıklarında devlet binalarını, otelleri dahi mülteci kampı haline çevirmişler. Bir otelle anlaşıp bütün oteli tutuyorlar. Belli odalarda kişi durumuna göre konaklamaları sağlanıyor.

Helal yemek konusu sıkıntılı

Almanya’nın mülteci konusundaki gönülsüzlüğünü düşünürsek, içeri aldıkları mültecilere nasıl davranıyorlar? Kamplarda nelerle karşılaşıyor bu insanlar?

Her kampı ziyaret ettirmiyorlar zaten. 600 kişilik bir kampı gezdirdiler bize. 400 mülteci vardı, 200’ü de boştu. “Her türlü duruma hazırlıklı olmak zorundayız” şeklinde açıklama yaptılar bize. Bizler için hazırlanan PR kampı olduğu az çok belliydi. Her şey daha düzenli ve derli topluydu. Diğer yardım kuruluşlarında çalışan arkadaşlar, spor salonlarındaki kampların da hiç iç açıcı olmadığını anlattı bize. 600 kişi çoluk çocuk, kadın, erkek bir arada kalınıyor. Aynı ortamda yatıp kalkılıyor, çamaşırlarını değiştirip, özel ihtiyaçlarını görüyorlar. Mahremiyet durumuna saygı yok. İki katlı ranza varsa, etrafına çarşaf gererek en azından ranza içini mahrem alan yapabiliyorlar. Çoğu yerde ise bunun mümkün olmadığını söylüyorlar. Tuvalet ihtiyaçlarını gidermek sıkıntılı. Önlerine gelen yemeğin helal olup olmadığı konusunda endişeleri var. Fakat bunu sorgulama lüksleri bile yok. Hemen hemen bütün kampların çalışmaları, kilisenin bünyesindeki dernekler tarafından yürütülüyor.

Eşcinsel aileler mülteci çocuk evlat edinebiliyor

Avrupa’ya giden mülteciler çoğunluk olarak genç erkeklerden oluştuğunu biliyoruz. Avrupa’ya giden çocuk mültecilerle ilgili bir bilginiz var mı?

Avrupa’ya gelen mülteciler içinde yaklaşık 100-150 bin arasında 18 yaş altı refakatsiz çocuk olduğu söyleniyor. 12 yaşın altındakiler sosyal hizmetlerin yurdunda, 12-18 yaş arasındakiler de gençlik kamplarında kalıyor. Bu kamplardaki koşulların ne olduğu hakkında herhangi bir fikrimiz maalesef yok. Evlat edinme veya evlerinde mülteci barındırma hakları var. Devlet, mülteci başına 200 euro para ödüyor. Kilise etkin olarak bu işin içinde yer alıyor. Bazı aileler refakatsiz çocukları evlatlık alıyor. Hollanda, Belçika veya Almanya’da, lezbiyen veya homoseksüel olan ailelerin dahi böyle evlat edindiklerini biliyoruz. Bu da Müslüman çocukların çok istemediğimiz bir alana sürüklendiği anlamına geliyor. Hayata tutunma çabası içerisinde mülteci olunurken, hayatlarında büyük bir sapma meydana geldiğini söyleyebiliriz.

Hıristiyan olursanız işler daha kolay

Almanya’da Suriyeli mültecilerle karşılaşıp sohbet etme imkanınız oldu mu?

Orada 13 yıldır yaşayan bir Suriyeli aileyi ziyaret ettik. Ev imkanları fena değildi. Ama o devlete sığınmaktan kaynaklı bir tedirginlik içindeydiler. İslami cemaatler ve camilere gidiyor musunuz dediğimizde, “hayır gitmiyoruz, öyle bir bağlantımız yok” diye cevap verdiler. Çünkü İslami bir duruşun onlarda görülmesi, o ülkeden çıkartılmalarına sebep olabilirdi. Almanya’daki Müslümanlar, oradaki camilerde birer aile barındırabilirler. Ama maalesef oradaki Müslüman yapıların refakatsiz çocuklar başta olmak üzere, mülteci ailelere gereken ilgiyi göstermediklerini gördük. Din değiştirmek zorunda bile kalabiliyor bazı mülteciler. Bunların vebali hepimizin üzerine. Avrupa’nın ikiyüzlülüğü zaten ortada. Ama çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batırmalıyız. Mültecilik bir turnusol kağıdı gibi insanlığımızı ortaya koydu. Muhacirlik ve ensarlığın Peygamber Efendimiz zamanında kaldığını düşünenler büyük bir yanılgı içinde. Bugün muhacirlik ve ensarlık, Suriye ile Türkiye arasında, Arabistan ile Suriye arasındadır.

Niye din değiştiriyorlar? Zorla Hıristiyanlaştırılıyorlar diyebilir miyiz?

Bunun ne kadarının gerçekten din değiştirme olduğunu, ne kadarının din değiştiriyormuş gibi göründüğünü bilemeyiz. Eğer Hıristiyan olursanız işlerin sizin için daha kolay olduğunu herkes biliyor. Buna Afrika’da da rastlıyoruz. Hıristiyanlaştırılıyor filan diyemezsiniz, ama Hıristiyansanız Afrika’da daha rahat üniversite okursunuz, daha iyi imkanlara kavuşursunuz, daha iyi bir iş bulursunuz. Aynı şey Almanya için de geçerli Fransa için de geçerli.

Fransa’nın utanç kampı Calais

Fransa’ya gittiğinizde neyle karşılaştınız?

Fransa’da, Manj tüneline yani İngiltere’ye yakın bir yerde iki sıra dikenli yüksek tellerin ardında kurulan Calais kampına gittik. Girişte, en ufak hareketinizde sizi vurmaya hazır öfkeli polislerin üzerinize doğrulttuğu silahlarla karşılanıyorsunuz. Selam Derneği’nin referansıyla içeriye girebildik. Tabii ki araçlarımız didik didik arandı. Selam Derneği’ndekilere polislerin neden böyle sert davrandıklarını sorduğumuzda, buradaki dernek yetkililerine kızdıklarını öğrendik. “Eğer siz olmasanız bu insanlar burada yaşayamazlar ve biz de burada olmak zorunda kalmayız” diyorlarmış. İnsanların ölümleri, hastalanmaları aç kalmaları umurlarında bile değil, tek istedikleri bu berbat yerde nöbet beklemek zorunda kalmamak.

Calais kampı son günlerde çok gündeme geldi. Neler gördünüz o kampta? Nasıl bir kamp Calais?

Çamurlu yolların kenarlarından içeriye doğru, yine çamurların, kanalizasyonun içinde poşetlerden, çaputlardan, kimi yerde çadırlardan kurulu bir kamp burası. Gördüğümüz manzara karşısında gerçekten şok olduk. Daha önce Afrika’da ya da Asya’da derme çatma kamplar görmüştük. Ama Somali ya da Arakan’da bu tarz derme çatma yapılar, insanların güneşten korunması ve mahremiyetleri için kuruluyorken, burada eksi derecelerde bir yaşam mücadelesi veriliyor. Bizler üzerimiz kat kat giyinik olduğu halde ayaklarımızdan vücudumuza yayılan soğukla baş etmekte güçlük çektik. Bu insanlar Avrupa’nın kara kışını burada geçirmek zorunda. Üstelik burası Avrupa ve bu kampta sadece 6000 kişi kalıyor.

 

 

Kendiliğinden oluşmuş bir kamp

Fransa bu kamptaki insanlarla neden ilgilenmiyor?

Fransa bu kampı resmi olarak kabul etmediği için yardım etmiyor. Yine bu kamplarda UNCR, UNİCEFF, Kızılhaç gibi yardım kurumlarını da göremiyorsunuz. Buraya “jungle camp” deniyor. Yani “orman kampı” ya da diğer ismi ile kimsenin olmadığı yer kampı.  Bu kamp kendiliğinden oluşmuş. Manş tünelinden hayatlarını riske atarak İngiltere’ye gitmek isteyenler, ara istasyon olarak kullanıyorlar burayı.

Bu kamptaki insanların İngiltere’ye gitme sebepleri ne? Fransa neyi veremiyor da İngiltere’ye gitmek istiyorlar?

Aynı şeyi biz de sorduk kendilerine. Ya ailesi İngiltere’de veya İngilizce konuştuğu için İngiltere’ye gitmek istediklerini söylediler. Ancak İngiltere de mültecilere kapılarını kapatmış durumda. 19 yaşında Ala isminde bir Suriyeliyle karşılaştık kampta. Anne ve babası Suudi Arabistan’daydı. Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkeleri hiç mülteci kabul etmediği için o da İngilizce bilmesi nedeniyle İngiltere’ye gitmek istiyordu.

Mülteci kampı deyince aklımıza Suriyeliler geliyor. Calais kampında sadece Suriyeliler mi var? 

Kampta sanılanın aksine Suriyeliler o kadar da çok değil. 6000 kişinin 500 civarını Suriyeliler oluşturuyor. Afganlar, Sudanlılar, Iraklılar, Afrika’dan gelenler kampta adeta kendi mahallelerini kurmuşlar. Bu da aslında Suriye krizi ile gündeme gelen mülteciliğin sadece Suriye özelinde değil, tüm dünyada yaşanan bir insanlık dramı olduğunu ortaya koyuyor.

Calais böyle bir yer

-6000 mülteci bataklık içerisinde dünyanın belki de en kötü kamp koşullarında kalmaya mahkum ediliyor. Bu insanlar Fransa’da dahi kalmak istemiyor.

-Calais kampında mafyanın hakimiyeti var. Gençler uyuşturucu alıp satıyor. Fuhuş mafyasına kapılıyor.

-İnsan tacirleri 9000 paund karşılığında mültecileri İngiltere’ye geçirebiliyor ve bunun çok sıkı korunan kamptan resmi bağlantılar olmaksızın yapılması çok zor.

-Kriminal olaylar had safhada, kampta kalanlar ne çıkabiliyor ne de kendilerini güvende hissedebiliyor.

-Sudan-Suriye-Irak- Afganistan gibi ülkelerden gelenler, kamp içinde kendi gettolarını oluşturmuş durumda.

-Önlenemeyen bulaşıcı hastalıklar var. İçerisini su basmış çadırlarda çocuklar yaşam mücadelesi veriyor.

-Kamp içerisinde yardım yapmaya çalışan STK ve gönüllüler, Fransız polisi tarafından tehdit ediliyor.

-Uluslararası doktorlar birliği ve buraya gelen birçok STK, Afrika’daki Daadap kampı ya da Yunanistan’daki Lesbos kampı bile bu kamptan daha iyi koşullara sahip diyor.

-Mültecilerin en büyük sıkıntısı gece eksilere varan sıcaklıklarda ısınma sorunu ve çamur içerisinde yürüyebilecekleri botların eksikliği.

Avrupa’da mültecilerle ilgili son durum:

-2016’da gelen mülteci sayısı 130,000’i geçti

-18 mülteci Akdeniz’de boğularak öldü (Uluslararası Göç Örgütü – IOM)

-Bir haftadır Balkan ülkeleri tüm sınırları kapattı. Yaklaşık 10 bin mülteci sadece Yunanistan-Makedonya sınırında (İdomeni şehrinde)

-Sırp hükümeti günde sadece 500 mültecinin geçişine izin veriyor.

Benzer konular