Keçiören Metrosu: Aşkımız bitecek böyle giderse

2016041

Üniversite üçüncü sınıfın sonlarına geldiğim şu günlerde, bina ve inşaat yapım çalışmaları ben ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiyken başlayan Keçiören Metrosu ile ilgili bir yazı yazıyorum. Hazırlık okuduğumu da göz önüne aldığımızda yapılırken yaşlanmış on üç yıllık bir metrodan bahsediyoruz. Bu gecikmenin suçlusu kimdi, neden böyle oldu çok su götürür mevzular bunlar. Suyu kısa yoldan iktidarın üzerine dökmeye meraklı çok kişi bulunabileceği gibi bunların karşısında bir yerden “bizden öncekiler” türküsü söyleyecekler de olacaktır. Ben bugün iki taraftan da uzakta, %99’unun tamamlandığı söylenen hattın Batıkent Metrosu’na bağlama çalışmalarına dair gözlemlerimi aktaracağım sadece.

Aylar öncesinden duyurular yapıldı. Yolu çalışmaların olduğu güzergâhtan geçenler üzüldü, geçmeyip Keçiören Metrosu’nun yolunu gözleyenler sevindi. Çalışmalar ilanlarda yazdığına göre 16 Nisan-16 Haziran tarihleri arasında olacaktı. Cumartesi Pazar metroluk işim yoktu. Pazartesi öğleyin otobüsle Hastane Metrosu’na geçtim. Bugün okul yolunu hiç de düz gitmeyecekti, metro Akköprü’ye geldiğinde anladım. Haftalardır söylenen insanları, maslahat deyip sakinleştirmeye çalışıyordum. Elle gelen her düğün bayram değilmiş, teselli ettiğim herkesten özür dilerim. Metrodan inenleri her gördüğümde bu bitmek bilmez kalabalığı içine nasıl aldığını şaşarım. Yürüyen merdivenin de âdetidir kalabalık olmak. Ama bugün normal merdiven önünde bile kuyruk vardı. Metrodan çıkan kalabalık grup, normalde beş dakika sürecek yolda uzun ve kalın bir yılan gibi ağır ağır süzülüyordu. Soğuk su ve simit satıcıları zahmeti fırsata çevirmek için yol kenarına konuşlanmıştı. Yol bittiğinde üç körüklü yeni otobüs, yanlarında görevlilerle bizi bekliyorlardı. Ankara’da yaşayanlar bilir bu otobüsleri, her bölgeye vermezler. Demek zor günler için saklıyorlarmış. Bu yastık altı otobüslerinde balık istifi kısacık bir yolculuğun ardından AKM istasyonuna vardık ve metroya geçtik. Sık sık yapılan anonslardaki ses bizim o her zamanki mekanik sesli abla değildi. Denk gelen istasyon görevlisi denk gelen anonsu yapıyor gibiydi. Yapılan anonsları yetersiz görmüş olacak ki yolculardan biri, her durakta “şimdi şuradayız, inecekler insin” deyip halkı aydınlattı. O kadar büyük bir görev bilinciyle yapıyordu ki bunu, bir an dönüp bakmak ihtiyacı hissettim. Olur ya belki Ulaşım Bakanlığı ya da Belediye görevlendirmiştir. Görevli değildi hayır, Ulus amcalarından biriydi. Bunu kendine görev bilmişti anlaşılan. İşin enteresan tarafı dönüş yolunda aynı şekilde seferber olmuş bir amca daha gördüm. Sıcak ve kalabalık yüzünden iyiden iyiye gerilmiş yolcular, türlü bahanelerle birbirlerine çatıyordu. Kırmızılı yaşlı teyzelerin “Tayyip istifa” temalı konuşmalarına değmemeye itina ederek Kızılay durağında inerek Ankaray’a geçtim. Bugün şurada seçim olsa diye düşünürken bir bakmışım fakültedeyim.

Çalışmalar hattın yoğun olarak kullanıldığı bir dönemde yapılmamalıydı. Hattın kapatılmadığı bir çözüm bulunmalıydı. Metro seferleri sıklaştırılarak ve aktif havalandırmayla şartlar iyileştirilmeliydi. Kalabalık gerekçesiyle artırılması gereken güvenlik önlemlerinin hepten boş verilmemeliydi. Tamam. Ama mevcut durumun sebep olduğu mağduriyeti en aza indirmek için daha önce yaşanan benzer durumlarda görülmemiş bir hassasiyet vardı ve takdiri hak ediyordu. Aktarmalarda kart kullanılmadan geçiş yapılıyor, kullanılsa dahi ücret alınmıyordu. Oraya buraya serpiştirilmiş görevliler sabırla bilmem kaçıncı kez muhatap oldukları soruları cevaplıyor, insanları doğru yönlendiriyordu. İşaret levhaları duvarı göstermiyordu, anlaşılır ve kullanışlıydı. Aktarma sırasında karşıdan karşıya geçilmesi gereken trafiğe açık küçük bir yol vardı ve burada da trafik polisleri işini hassasiyetle yapıyordu. Hizmetteki otobüs ve metro sayısı normalden fazlaydı.

Ulaştırma Bakanı, “Keçiören metrosu bundan böyle sizin gündeminizde olmasın” demişti Ankaralılara. Hızlanan ve hassasiyetle yürütülen çalışmalar gösteriyor ki bakanlık Keçiören Metrosu’nu gündemine almış. Keçiören metrosuna benzetilerek, başlasın ama hiç bitmesin denen aşklar, böyle giderse biteceğe benziyor. Üzgünüm.

Fatma Nur Yılmaz

Benzer konular