Entelektüel provokasyonun kısa tarihi

shutterstock_236705329

Geçtiğimiz ay kapanan Radikal, belirli dönemlerde demokrat bir yayın çizgisi sürdürmesi ve kültüre birçok gazeteden daha fazla önem vermesinden dolayı zihinlerde görece olumlu bir imaj bırakmayı başardı. Fakat gazetenin çıkışı, bir nevi Türk solunun entelektüel kalemlerine sırtını dayayarak halk karşıtı bir medya geleneği oluşturmanın da başlangıcıydı. Hürriyet’in çeşitli kademelerinde uzun yıllar gazetecilik yapan Mehmet Y. Yılmaz’ın 1996’da kurduğu Radikal, taşıdığı demokratlık ve entelektüellik iddiasına ters düşecek şekilde, 28 Şubat’ın en ateşli savunucularından biriydi.

Radikal’in kapanmasının ardından çeşitli platformlarda nostaljik yazılar yazıldı, gazetenin tarihindeki önemli manşetler paylaşıldı. Fakat bazı manşetler, özellikle de bir yayın organının gözbebeği sayılan ilk sayının görseli paylaşılanlar arasında yoktu. Bunun nedenini merak ediyorsanız gelin Yıldıray Oğur’un Türkiye Gazetesi’ndeki 23 Haziran 2014 tarihli yazısına göz atalım:

“Bir kupürde gazetenin ilk sayısının manşeti görünüyordu: ‘Darbenin iki şartı’. 13 Ekim 1996 günü çıkmaya başlayan Radikal’in ilk manşeti. Refahyol iktidarının darbe tüneline doğru ilerlediği günlerdi. Erbakan’ın Batı’yı da tedirgin eden, askerleri, laik medyayı ayağa fırlatan, dış gezisinden, Kaddafi’yle çadır hadiselerinden kısa bir süre sonra…

O kupürden okunabildiği kadar manşetin spotunda şöyle yazıyordu: Türkiye Büyük Millet Meclisi himayesinde düzenlenen uluslararası toplantıda, en üst düzeyde görevli bir general ‘Halk çağırırsa ve dış dünya da buna uygunsa darbe yaparız’ dedi.

Cüretin böylesi. Adı Radikal olan bir gazetenin ilk manşetindeki dingilliğin de…

18 Ekim günkü Radikal’in beşinci manşeti ise ‘Etekliğin itibarı’ imiş. Refahyol hükümetine yönelik gensoruya hayır diyen Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in ‘oyumu beğenmezseniz etek giydirin’ sözleriyle dalga geçerek… Taze gazetenin genel yayın yönetmeninin yazısının başlığı da: Tak şak Paşa’nın eteklik sorunu…”

Darbeye yol yapma çalışmaları

28 Şubat darbesi yaklaşırken, o dönemde “Ne şeriat ne darbe” diyerek üçüncü yolcu bir pozisyon alan aydınların “olası bir darbeyi içselleştirebilmesi” konusundaki ilk adımlar da yine Radikal’den geldi. Türker Alkan’ın, Mehmet Ali Kışlalı’nın, Murat Yetkin’in “Biz de askere bayılmıyoruz ama…” minvalindeki köşe yazıları, “Siyasal İslam faşizmi” gibi manşetlerle desteklenerek köpürtüldü. Refahyol Hükümeti karşıtı kampanyaların en ünlülerinden “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” eylemine destek verildi.

Cumhuriyet Gazetesinin doksanlı yıllarda manşetini süsleyen insan hakları haberlerine imza atan Celal Başlangıç, Radikal’de de benzer hikâyeler kaleme alıyordu. İnsan hakları, hak ihlalleri, şiddet gazetenin en çok işlediği konular arasındayken, 28 Şubat’ta okula gidemeyen kız öğrenciler durumu iletmek için bu isimler ulaştıklarında hayal kırıklığıyla karşılaştı. Üniversitelerde bedava dağıtılan gazete ancak sol kesimin uğradığı hak ihlallerine duyarlıydı. Ankara Üniversitesi DTCF’de okuyan başörtülü öğrenciler, Radikal Ankara bürosuna seslerini duyurmaya gittiklerinde İsmet Berkan’ın talimatıyla içeri dahi giremediler.

Genelkurmay raporlarından Radikal sayfalarına

Celal Başlangıç’ın yanında politik haberlere imza atan bir diğer isim Ahmet Şık’tı. Ahmet Şık’ın gazeteden atılmasından sonra, İsmail Saymaz “demokratlığıyla” öne çıktı. Saymaz’ın, 2000’li yılların Radikal’inde “şeriat tehlikesi sürüyor” temalı haberlerin altında imzası olduğunu, bu haberlerde Genelkurmay’ın irtica raporlarına yer verdiğini de hatırlatmadan geçmemek lazım:

“Denizli’de, ‘dinsel dönüşüme’ ilişkin ilk örnek Nisan 2004’teydi. Bir internet sitesinde, Ege Ordu Komutanlığı’nın uyarı yazısı yayınlandı: ‘Bazı il ve ilçelerde devrim kanunlarına aykırılık teşkil edecek şekilde sarık ve cüppeli erkeklerle başından topuğuna kadar kara çarşaflı kadınların idari ve adli makamlardan hiçbir müdahale görmeksizin dolaştıkları hayret ve esefle müşahede edilmektedir.’ Valilik, bu yazının kendilerine özel hazırlanmadığını açıkladı. Kent, üç yıl sonra Genelkurmay’ın e-muhtırasında yer aldı. Denizli’nin ‘sabıkası’ şöyle:

17 Nisan 2007: Belediye ve müftülüğün düzenlediği Kutlu Doğum Haftası’nda, türbanlı kızlar ve erkek akranları, bir imamın yönetiminde ilahiler okudu. Vali Yardımcısı Mustafa Güney, buradaki konuşmasında, dünyanın Hazreti Muhammet gibi bir lidere ihtiyaç duyduğunu söyledi. TSK bildirisinde bu örnek yer aldı.
15 Mayıs: Namaz Gönüllüleri Platformu’nun ‘Dinin Direği Namaz’ adlı kitabı 23 Nisan’da iki ayrı okulda bedava dağıtıldı. Kitapta, Çeçen mücahit örneği vardı.
10 Kasım: Şevkiye Özel Anadolu Lisesi öğrencileri Anıtkabir’i ve Hasan Ali Yücel Anadolu Öğretmen Lisesi’ni ziyaret etti. Öğrencilerin bir bölümü türbanlıydı.
26 Ocak 2008: Açıköğretim okulu sınavına 40 türbanlı öğrenci alındı.
3 Mart: Eğitim-İş, Şevkiye Özel Anadolu Lisesi’nin pansiyonunda kolide 16 türban bulunduğunu açıkladı.”

İsmail Saymaz’ın 2008’de başörtülü bir temizlik görevlisini de hedef aldığı bu haber aynı yıl Taraf’taki medya kritik köşesinde Alper Görmüş tarafından “ayrımcı haber yaptığı” gerekçesiyle eleştirilmişti.

Darbe Günlükleri fırtınası

Tam gaz süren bu kışkırtıcılığa rağmen, camianın Murat Belge, Ahmet İnsel, Baskın Oran gibi önemli entelektüelleri Radikal’in vitrininde yer alıyor, gazeteyi alelade bir bulvar gazetesi gibi görünmekten kurtarıyorlardı.

Radikal’in 2000’li yılların ortasına doğru yavaş yavaş çekildiği sahayı önce kısa süreliğine Nokta Dergisi, sonra da Taraf Gazetesi doldurdu. Seksenlerin ünlü dergilerinden Nokta, doksanların ortalarında kapatılmıştı. 2006’da yeni bir ekiple yeniden yola çıkan derginin 29 Mart 2007’de çıkan sayısında yer alan bir haberle Türkiye’de yer yerinden oynadı. Radikal’den sonraki durağı Nokta olan Ahmet Şık’ın imzasıyla yayınlanan, ancak onun tarafından hazırlanmadığı dört yıl sonra itiraf edilen o haber, meşhur “Darbe Günlükleri” idi. Aslında dosyayı Ahmet Şık’ın hazırlamadığını basın camiası içinden birçok isim biliyordu. Çünkü günlükler Nokta’yla birlikte başka gazete ve dergilere de servis edilmişti. Fakat günlükler üzerinden koparılan fırtına, onların nereden ve ne şekilde geldiği sorularını boğmaya yetiyordu.

Yaşanan olaylardan sonra derginin sahibi Ayhan Durgun, üzerindeki baskıyı gerekçe göstererek Nokta Dergisi’ni kapattı. (Dergi geçtiğimiz yıl sessiz sedasız yeniden açıldı). Yaklaşık bir yıl sonra da Taraf Gazetesi hayatımıza girdi. Taraf da tıpkı Radikal gibi entelektüel/demokrat solun yeni merkezi olma iddiasıyla ve yoğun “bağımsızlık” vurgusuyla piyasaya çıktı. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın başında olduğu, neredeyse tüm sansasyonel haberleri Mehmet Baransu’nun “getirdiği” gazete, bugün kimlerin hangi niyetleri için kullandığı net olarak anlaşılan Ergenekon Davası’nın en ateşli savunucusu, hatta sağladığı belgelerle davanın taraflarından biriydi.

‘Vallahi Fethullahçı değiliz’

Başlarda yeterince ses getirmeyen Ergenekon Davası’nı ısrarlı yazıları ve attığı manşetlerle günden güne “popülerleştiren” ismin Altan olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yazarın bu sürecin basın ayağını nasıl yavaş yavaş işlediğini anlamak için 28 Mart 2008 tarihli yazısının girişine bakmak yeterli:

“Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın, 2004’de hazırlanan ‘darbeyle’ ilgili notları Nokta dergisinde yayımlandığında, bu notların ‘gerçek’ olmadığı iddia edilmişti. Onların gerçek olduğu artık oraya çıktı. Şimdi emekli olan zamanın generalleri bir ‘darbe’ hazırlığına girmişler. Suç işlemişler anlayacağınız. Hem de ciddi bir suç. Biz, bunu dün yazdık. Hiç ses yok. Eğer bu olay bir ülkede böyle sessizce karşılanıyorsa bir sorun var demektir. Bu konuda hükümetin, Genelkurmay’ın açıklamalar yapması, hukukun devreye girmesi gerekir. ‘Ne yapalım, onlar da darbe arzulamışlar işte’ deyip geçiştirilebilecek bir durum değil bu. Çünkü bir ‘darbe hazırlığı’ varsa bunun altyapısını hazırlayacak bir ‘illegal’ örgüt de olmalı. O örgüt de şimdi ilmik ilmik çözülmeye başlanan Ergenekon çetesi.”

Her ne kadar sol-liberal bir görüntü çizse de Taraf’ın Gülen Cemaati’yle ilişkisi olduğu iddiaları açıkça konuşuluyordu. Özellikle “Dağlıca baskını biliniyordu” manşeti ve Baransu’nun yayınladığı belgeler sonrası söylentiler ayyuka çıkmıştı. Ancak gazetenin GYY Yardımcısı Yasemin Çongar, “Fethullahçı olmadığını” Cemaat’in bir numaralı yayın organı olan Zaman’a, Nuriye Akman’a anlatıyordu:

“Vallahi biz Fethullahçı değiliz demek bana komik geliyor. Ama değiliz. Bir kere cemaat mensupları çıkarmıyor bu gazeteyi. Cemaatten gelen herhangi bir mali destek kesinlikle yok. Herkes kendinden çok emin bir şekilde yazıyor ama nerede o paralar merak ediyorum. Yani eğer Fethullah Gülen Amerika’dan para gönderiyorsa o paralar bize ulaşana kadar o gemi okyanusta batıyor herhalde.”

PKK’yı terörden uzaklaştırmak

İnternet gazeteciliğinin giderek yaygınlaştığı günümüzdeyse, buraya kadar çeşitli örneklerle aktardığımız dezenformasyon geleneğini çok etkili biçimde yürüten iki mecra var karşımızda: T24 ve Diken.

T24, onun kadar sert manşetler atmasa da yüklendiği misyon ve editoryal/yazar kadrosuyla bir tür “ex-Taraf” havası veriyor. Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Oya Baydar gibi ağır toplar, “hükümet karşıtı” demenin çok hafif kalacağı, terör odaklarının eylemlerini aklama gayretinde görünen yazılarını burada kaleme aldılar. Hasan Cemal, Milliyet’ten ayrıldıktan hemen sonra “Kandil notları”nı burada yayınladı.

Sitenin son aylarda en çok dikkat çeken özelliği, ilgili haberlerde “PKK” ve “terör” kelimelerini yan yana kullanmamak adına azami dikkat göstermesiydi. Buna mukabil terör mağdurlarının uğradığı vahşetin görüntü ve fotoğrafları ilk önce (ve çoğu kez yalnızca) T24’te yer buldu.

Manşet atma konusunda T24’ten daha sivri davranan Diken de genel olarak hem solun genç kuşağına hitap eden, hem de entelektüellik iddiasını karikatürize bir muhalefete kurban eden BirGün’ün yerine almaya çalışan bir görüntü çiziyor. Fakat Diken’in dezenformasyon, yanlış yönlendirme, yalan haber konusunda daha atak, daha profesyonel bir çizgi tutturduğu aşikâr. Yıllarca Doğan Medya’da görev yapan Erdal Güven’in Genel Yayın Yönetmenliği koltuğunda oturduğu Diken, özellikle dindarlığı ahlaksızlıkla özdeşleştirecek haber ve yorumlarla öne çıktı. Karaman’daki tecavüz hadisesinin Ensar Vakfı da araya katılarak topyekun bir “ahlaksız muhafazakarlar” kampanyasına dönüşmesi için Diken de elinden geleni ardına koymadı. (İşin tuhaf yanı, Erdal Güven geçmişte kimi yazılarını yabancı dildeki makalelerden birebir intihal etmekle gündeme gelmiş bir isim.)

Görünen o ki kültürel iktidar sahiplerinin habercilik alanına inmesiyle birlikte provokatörlük ve dezenformasyon da kurumsallaştı. Artık birilerinin tebdil-i kıyafet topluluğa karışıp slogan atmasına gerek duyulmuyor. Manşetler o işi çok daha iyi biçimde yapıyor çünkü.

Benzer konular