Haftanın Manzarası #2

Ödülsüz gazeteciler

Medya kurumları ve mensuplarının ödüllendirilmesi biz gazeteciler için meslek hayatımızın önemli gelişmeleridir. Yılın haberi, yazısı, yazarı, televizyoncusu, röportajı ve fotoğrafı şeklinde uzatılabilecek çok sayıda kategoride ödüller verilir gazetecilere. Dünyada medya çalışanlarına verilen en prestijli ödül New York merkezli Pulitzer Ödülü’dür. Ülkemizdeki en bilinen ve kapsamlı ödülü ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti veriyor. Fakat bu ödüller de hep tartışılmıştır. Çünkü TGC yıllardır ödül verirken ayrımcılık yapar ve muhafazakâr medyayı ve çalışanlarını görmezden gelerek asla onure etmez. Bu başlı başına bir dosya konusu aslında.

Öte yandan son yıllarda bazı STK, dernek, kurum ve belediyelere kadar uzanan ödül gecesi düzenleme geleneği başladı. Ödül alanların aday gösterilme ve seçilme kriterlerinin şeffaf olmadığı, bir anda ilan edilerek ve bir gece düzenleyerek yapılan bu törenler medya içerisinde bir ayrımcılığı da beraberinde getiriyor.

Son olarak Anadolu Yayıncılar Derneği, üçüncüsünü düzenlediği Anadolu Medya Ödülleri gecesinde kapsamında 32 medya mensubuna ve kuruma ödüller verdi. Ödüle layık görülen isimlerden biri de Yeni Şafak muhabiri Fazlı Şahan’dı. Fakat Albayrak grubu bir karar alarak arkadaşımız Fazlı’ya verilen ödülü reddetti. Yeni Şafak’ın Ankara Haber Müdürü Hüseyin Likoğlu’nun da Twitter’dan duyurduğu gibi gerekçe ise Anadolu Yayıncılar Derneği’nin ödül verme kriterlerinin net ve şeffaf olmamasıydı. Fazlı Şahan’ın hangi haberinden dolayı ödüle layık görüldüğünü ne kendisini ne de medya yöneticilerimiz bir türlü öğrenemedi. Geçtiğimiz seneki ödüllendirme temasını “15 Temmuz’a direnen medya” olarak belirleyen Anadolu Yayıncılar Derneği, darbeyi ilk duyuran ve halkı sokağa çağıran Yeni Şafak ile TVNET’i hiçbir kategoride ödüle layık görmemişti zaten. Bu kriterleri geçtiğimiz yıl da sorgulamıştık fakat tatmin edici bir cevap alamamıştık. Aksine, FETÖ’cülerin darbe bildirisini ekranlarında okuyan ve son dakika gelişmesi olarak duyuran bütün televizyonlar ödüle layık görülmüştü. Bu sene ise birkaç medya organı arasında paylaştırılmış 32 ayrı kategori. Peki bu ödüller bizler için çok önemli mi? Açık yüreklilikle söyleyelim hayır. Hergün çok farklı haber konularında onlarca özgün içerik üreten dev bir haber merkezi burası ve yarısından fazlası 20’li yaşlarda olan 600’ün üzerinde medya çalışanı var. Yeni Şafak, TVNET, yenisafak.com, gzt.com, Gerçek Hayat, Derin Tarih, Cins, Nihayet, Derin Ekonomi, Bilge Çocuk, Bilge Minik ve Skyroad gibi alanında çok iyi olan yayın mecralarını izleyici ile okura kabul ettirmek ve talep görmektir en büyük ödül. İşimizi en iyi şekilde yapıyoruz. Tek kriterimiz de bu.

***

‘Irkçı parti’ senaryosu Türkiye’de

Avrupa’daki aşırı sağ partiler, ırkçı söylemlerle oy oranlarını yükseltti. Danimarka, İsveç, Hollanda ve son olarak Almanya’da; göçmen karşıtı, İslamofobik ve ayrılıkçı siyaseti savunan partiler son seçimlerde aldıkları oylarla siyasi dengeleri sarstılar. Bu sonuçlar ırkçılık ve göçmen karşıtlığının Avrupa siyasetinin yükselen değeri olduğunu gösterdi. Peki böyle bir söylemi savunan partilerin Türkiye’de karşılığı olabilir mi? Göreceğiz, çünkü Meral Akşener’in kurduğu İyi Parti, Avrupa’da yükselen göçmen karşıtı söylem ile yola çıkmış gibi görünüyor. Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, sosyal medyada savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyelileri hedef alan bir kampanya başlattı. Türkiye’deki alt gelirlileri de Suriyeli karşıtlığının bir diğer muhatabı yapan İyi Parti,  “Sizin bu ülkedeki payınızı Suriyeliler alıyor, ekmeğinizi Suriyeliler yiyor” diyor. Bu söylem aynı zamanda ciddi bir kışkırtma zeminidir. Yüzyıllardır aldığı göçlerle yoğrulan ve Müslüman olmanın verdiği bilinçle mazlumlara kucak açan Türkiye’de, ırkçı söylemleri kullanan CHP’ye artık İyi Parti de eklendi. 2019 öncesi senaryolardan birinin devreye konulduğunu da görmüş olduk.

***

Yıl 2000… Naim’i ölmeden gömen manşet

Naim Süleymanoğlu’nun vefatı, sadece Türkiye’yi değil dünya spor camiasını derin bir yasa boğdu. Arkasından çok güzel şeyler söylendi, tarihe geçmiş bir sporcuya layık cümleler kuruldu. Ertuğrul Özkök de Hürriyet’teki köşesine vefa satırları düştü. Naim için, “Evlad-ı Fatihan’ın güzel çocuğu, aslan hemşehrim, Türk’ün bayrağını direklerin tepesine diken kahramanım” ve “Türk’ün, Türkiye’nin büyük Herkülü” dedi. Fakat aynı Özkök’ün, Naim Süleymanoğlu 2000 yılında Sydney’de sıfır çekince Hürriyet’te attığı manşet vefadan çok uzaktı. Zaten büyük bir yıkım yaşayan Naim’i linç etmek üzere atılmıştı belli ki. Özkök’ün satırlarının aslında hiç samimi olmadığının bir de tanığı var. Dönemin Hürriyet Haber Müdürü Aydın Candabakoğlu. Aydın bey, Özkök’ün “duygu yüklü” satırlarını okuyunca dayanamayıp sosyal medya hesabından THE END manşetinin atılma sürecinde aralarında geçen diyalogu paylaştı: “Kafamda YİNE DE EN BÜYÜK SENSİN manşeti vardı. Sen ‘içki, gece hayatı’ patlağı ve THE END manşetiyle koca Naim’i gömmeyi aklına koymuştun. Ne mücadele verdim vazgeçirmek için. ‘Hiç birimiz Guinness Rekorlarına giremeyeceğiz ama bu şampiyon orada duracak’ deyince ‘Tamam kardeşim, biz öyle karar verdik’ diye susturmuştun.”

Özkök’ün gazetecilik geçmişinde böylesine manşetler çok vardır. Ahmet Kaya’yı, Necmettin Erbakan’ı, İmam Hatiplileri, başörtülüleri çok kez hedef almıştı. Naim’i ta 2000 yılında başarılarından, spordan ve toplumdan koparıp küstüren sebeplerden biri de bu manşetti belki de.

***

Arkadaşımız Süleyman’ın acı günü

Gerçek Hayat’ın önemli dosyalarına imza atan çalışma arkadaşlarımızdan Süleyman Şahin’in annesi Hanife Hanım’ı Hakk’a uğurladık geçtiğimiz Salı günü. Süleyman, vefat haberini “Annemi, Hanife Sultan’ı kaybettik. Başımız sağolsun” ifadeleri ile duyurdu bizlere. Sizi başka bir kimsenin sevemeyeceği kadar çok sevendir anneler. Acısını zamanın kapatamadığı tek yaradır… Herkes için bu böyledir. Dergimizin Yazı İşleri Müdürü Turgay Bakırtaş, Yeni Şafak’ın Yazı İşleri Müdürü İdris Saruhan ve Haber Müdürü Recep Yeter ile hazır bulunduğumuz Ümraniye’deki Hamidiye Camii’nin bahçesindeki eş, dost, akrabadan mütevellit bir hayli kalabalık cemaate karışıp Süleyman’ın acısını paylaşabildik ancak. Elden fazlası gelmiyor çünkü. Süleyman’ın başı sağolsun, “Sultanı” Hanife Hanım’ın da mekanı cennet olsun inşallah.

***

Bu gevşekliğe bir son verilmeliydi

rasiGeçtiğimiz hafta Beyaz TV’de yaşanan ekran çirkinliği günlerce konuşuldu. Soysal medyada nadir görünen bir ortak tepki mekanizması gelişti. Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Boşnakları derinden yaralayan seviyesiz sözleri öfke patlamasına neden oldu. Beyaz TV de, Boşnak halkının tepkisinin toplumsallaşması üzerine Rasim Ozan’ın işine son vermek zorunda kaldı. Böyle olmasa Kütahyalı ekrana çıkıp açıklama yapacaktı ve söylediklerinin bir gaf olarak kalmasını isteyecekti belki de. Açıkçası izleyici ve Boşnaklar buna müsaade etmedi. Ekranlardaki gevşeklik, argo tabirlerin kullanım rahatlığı, kahvehane muhabbetlerine artık birilerinin dur demesi gerekiyordu. RTÜK, Rasim Ozan Kütahyalı’ya gösterilen büyük halk tepkisini de arkasına alarak ağır bir para cezası kesti Beyaz TV’ye. Asıl uyarıyı ise bundan sonrası için yaptı. Böyle bir yaptırımı elbette istemeyiz fakat Beyaz TV bir daha ceza alırsa yayın lisansı RTÜK tarafından iptal edilecek. Ekranlardaki seviyeyi; RTÜK’ün cezaları değil de milyonlara hitap eden kurumların, yöneticilerin ve programcıların belirleyemiyor olması da başka bir sorun tabi.

***

6. Filo gelse ilk onlar karşılayacak

FETÖ, 2013’teki 17-25 Aralık darbe girişimlerinde başarılı olamayınca 2014’ün Ocak ayında MİT TIR’ları kumpasını kurmuştu. Amaç, siyasi iktidarı ve devleti uluslararası düzeyde suçlu duruma düşürmekti. Can Dündar’ın Cumhuriyet gazetesinde yayınladığı devlet sırları bu operasyonda sıkılan son kurşundu. Dündar, vatana ihanet etme suçunu göze alarak yayınlamıştı o haberi. AK Parti suçlu bulunacak, ABD ve Avrupa bu sefer cezayı kesecek beklentisi ile hareket eden ve net bir şekilde sevinenler vardı. 15 Temmuz’dan sonra kabuklarına çekilen bu kitle, Rıza Zarrab’ın ABD’de yargılanması ile yeniden ortaya çıktılar. “Zarrab, ABD ile anlaştı Erdoğan şimdi yandı” heyecanı içinde Amerika’nın ağzına bakıyorlar. Peki kim bunlar? Elbette FETÖ’cüler ağırlıkta. Fakat, solculuklarıyla övünen emperyalizm düşmanları da ABD’den gelecek müjdeye kulak kesmiş durumdalar. 1968’de denize dökmekle övündükleri 6. Filo’yu karşılamaya bile hazırlar.

***

Vilders’in memleketinde Mladiç’e ceza

Srebrenitsa’da 8 binden fazla Boşnak’ın katledilmesi emrini veren ve Saraybosna kuşatmasında da başrol oynayan ‘Sırp kasabı’ Mladiç, ‘soykırım’dan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Eski Yugoslavya’daki savaş suçluları için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mladiç’in insanlığa karşı suç işlediğine de hükmetti. Adalet 20 yıl sonra tecelli etse de ne acılar unutulacak ne de öfke dinecek. Bu kararın en önemli sonucu Avrupa’nın kendi bağrında yaşanan bir soykırımı örtbas edememiş olmasıydı. Mahkemenin Hollanda’da görülmesi de büyük anlamlar taşıyor. Bosna savaşı sırasında Srebrenitsa’nın güvenliğinden BM Barış Gücü sorumluydu ve komutanları Hollandalı Thom Karremans, kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etmişti. 2014’te yine Lahey’de görülen davada Hollandalı askerler, 300 Boşnak sivili Sırplara etmekten dolayı suçlu bulunmuştu. Fakat Mladiç’i topraklarında yargılayıp soykırım suçlusu ilan ettiren Hollanda ülke olarak hesap vermedi. Aynı Hollanda’nın Müslümanları istemediği, Kuran’ı Kerimin yasaklanması gerektiği yönünde açıklamalarıyla bilinen ırkçı lideri Geert Wilders’in ülkesi olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Her seçimde daha fazla oy alan Wilders, Avrupa’nın yeni soykırımlara ne kadar müsait olduğunun da göstergesi.

***

Allah’ımıza hamdolsun

Jandarma Genel Komutanlığı, yayınladığı genelge ile askerin yemek duasını değiştirdi. Aslında bir standart getirildi. Askere giden her vatan evladının ilk sorgulamasıdır, yemek duasında “Tanrı’mıza hamdolsun” denilmesi. Bu bir dayatmaydı. Toplu halde yapılan yemek dualarında, “Allah’ımıza hamdolsun” denilmesinin, “laikliğin teminatı” olan TSK tarafından kabul edilemez olduğunu yine askerlik yapanlar çok iyi bilirler. “Allah’ımıza hamdolsun” denildiği için buz gibi olmuş yemeklerin tüketilmesi gibi saçma sapan cezaları hatırlatmak gerekiyor. Peki bu ne anlama geliyor? Basit bir değişiklik değil yapılan. Darbe zihniyeti ile şekillenen ordudaki üstenci, halkın değerlerini yok sayan zihniyetin gereksiz kalıntılarından biri daha ortadan kaldırılmış oldu. Tanrı yerine “Allah” denilmesi, 15 Temmuz’da büyük sarsıntı yaşayan ordumuzu halka bir adım daha yaklaştıracaktır.

***

‘İstikrarsızlık’ resmi ağızda

Almanya’da yapılan seçimlerin üzerinden iki ay geçti ve Merkel’in başında olduğu Muhafazakâr Demokratlar’ın FDP ve Yeşiller ile yürüttüğü koalisyon görüşmeleri çöktü. Almanya Cumhurbaşkanı Steinmier, ülkenin daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadığını söyledi. Uzmanlar bir süredir Avrupa’da siyasi istikrarsızlık riski olduğunu dillendiriyor. Almanya Cumhurbaşkanı’nın sözleri bu söylentiye resmi bir dayanak sağlamış olacak gibi.

***

Suud’u telaşlandıran İsrail belgeleri

Yahudi Bloger Ben Tzion’un, Mescid’i Nebeviye girip fotoğraf çekerek sayfasında paylaşmasının ardından Suudi Arabistan, Mekke ve Medine’de mescitlerin içinde fotoğraf yasağı getirdi. Fakat öncesi daha önemliydi. Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh, Hamas’ı terör örgütü ilan edip, İsrail’le savaşmanın caiz olmadığı fetvasını verip Hizbullah’a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabileceğini de söylemişti. İslam âlemi şoke olurken Yahudi Bloger Ben Tzion’un Peygamber Mescidi’nden paylaştığı fotoğraflar, İsrail-Suudi Arabistan işbirliğinin belgeleri olarak kayıtlara geçti. Suud’un getirdiği fotoğraf yasağını da kutsal beldelere saygı olarak değerlendirmiyoruz elbette.

Benzer konular