Nerede o eski bayramlar

Hemen herkesin dilinde pelesengdir “nerede o eski bayramlar.” Kastedilen eski bayramlar herkesin geçmişe duyduğu hasretinden kaynaklanır oysa. Biz şimdi Osmanlı devirlerine gidelim, kemâl devirlere… Hani o teşrifâtın yani protokol ve merasim kaidelerinin ince ince işlendiği devirlere. Osmanlı zamanında bayram tebriki saray, devlet erkânı daireleri ve ailelerde icra olunurdu. Fâtih Kânunnâmesi’ne göre bayramlar el öpme merasimiyle başlardı. Bunun için evvelâ taht divan meydanına çıkarılır, veziriâzâm, vüzera, kazaskerler, defterdarlar, nişancı gibi divan-ı hümayunun aslî üyeleri rütbe sırasına göre el öper; arkasından diğer devletlüler sıralanırdı.

Teşrifat kaidesine göre her bir devlet adamı tahtın sağında, solunda ve karşısında yerini alır, alkış tutması gerekenler belli bir tempo ile alkış tutarak “Aleyke avnullah, uğurun açık olsun, ikbalin füzun olsun, padişahım devletinle bin yaşa” diyerek dualar edilirdi. Bu sırada mehter de hazır bulunduğu yerde aralıksız çalardı. Ardından teşrifatçı efendi işaret eder ve alkışçılar “hareket-i hümayun padişahım devletinle bin yaşa” diye bağırır ve akabinde nakibüleşraf efendi gelip dua okurdu.

El öpme merasimi usulüne göre yerine getirildikten sonra padişah kalkar, veziriâzâm ve devlet erkânı Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı olan Babüssaade’ye kadar kendisine refakat ederek selamlıktan ayrılırlardı.

Son zamanlarda ise tebrikler sarayda merasim salonunda gerçekleştirilmeye başlandı. Merasimde bulunması icap eden devlet adamları buraya davet edilip tahtında oturan padişahın eteğini öperek bu protokolü yerine getirirlerdi. Devlet erkânının birbirlerini tebrikleri hakkında pek bir malumatımız yoktur. Konu hakkında en mühim kaynaklardan biri olan Tevkiî Abdurrahman Efendi’nin Kanunnamesi’nden bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz.

Mesela bayrama beş gün kala şeyhülislam efendi, sadrazama gider ve tebrik edermiş. Ardından vezirler ve diğer devlet erkânı da veziriâzâma gider, ardından şeyhülislama ve müteakiben ikinci veziriâzâmdan başlayarak ve üçüncü vezir de aynı sırayla ikinci ve ötekiler de birbirini takip ederek ziyarete giderler ve tebrikte bulunurlarmış. Protokolde altta olanın üstündekine gitmesi âdettendir ki, bu hâlâ tabiî olarak böyle devam etmektedir.

Hatta garip bir usul de varmış. İki vezir aynı zamanda gezmezlermiş. Bir vezir sadrazama tebrike giderken diğeri hanesinden dışarı çıkmazmış. İki vezirin böyle günlerde bir arada gezmesi kanuna muhalifmiş. Bayrama iki gün kala ise Yeniçeri Ocağı takım halinde sarayın divânhane denilen kısmına gelir ve sadrazama tebrikte bulunurlarmış. Arefe günü sadrazam sabah namazından sonra arz odasında kazaskerlerle İstanbul kadısının gelmesini bekler; kazaskerler el öpüp oturur, İstanbul kadıları el öpüp çıkarmış.

Bu merasim de ifa edildikten sonra sadrazam dairesinde müderrislerle defterdarlar ve diğer divan hocaları toplanır ve sadrazamın gelmesini beklerlerdi. Yine arefe günü veziriâzâm şeyhülislama iade-i ziyarette bulunurdu. Sadrazam bu ziyarette erkân kürkü giyer, selimi kavuk takar ve müzeyyen atına binerdi.

İmparatorlukta gerek cülus, gerek elçi kabulü ve gerekse bayram tebrikleri hep bir protokole tâbî idi. Unutmamak gerekir ki merasimi olmayan kurumlar yok olmaya mahkûmdur. Allah böyle şatafatlı merasimler nasip etsin.

Bayramımız mübarek olsun.

 

Benzer konular