Erken sevinmeyin, biz oyuna daha yeni girdik

Ardı ardına terör saldırıları yapıyorlar. Bir gün Beşiktaş’ta polisi, bir gün Kayseri’de askeri, bir gün Ankara’da Rus diplomatı hedef alıyorlar. Bir başka gün El Bab’da DEAŞ’la mücadele eden askeri birliklerimize saldırıyorlar. Hem içeriden hem dışarıdan vuruyorlar. Hem devlet olarak hem terör örgütü olarak vuruyorlar. Hem silahla hem diplomasiyle saldırıyorlar.

Bizi DEAŞ’la savaşa teşvik edip PKK/PYD eliyle köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, ülke içinde sivil katliamlara imza atıyorlar. İçeride toplumsal psikolojiyi bozmaya, bu ülkenin vatandaşlarının umutlarını kırmaya, inancını zayıflatmaya, devlete isyana sevk etmeye çalışıyorlar. Dışarıdan ise bütün terör koalisyonu ile ülkemizi güneyden çevrelemeye, kuşatmaya yelteniyorlar.

Bu arada yakın komşularla, uzak komşularla ilişkileri sabote edip Türkiye’yi yalnızlaştırmak istiyorlar. Rusya ile kapıştırmak, olmadı İran’la çatıştırmak, olmadı Suriye’de içinden çıkılmaz bir duruma sokmak, bir terör örgütü karşısında rezil etmek, PKK ile boy ölçüşülemediğini göstermek için terör örgütü üzerinden haritaları değiştirmek istiyorlar.

Türkiye, ülkemiz, milletimiz, vatanımız yüz yıl öncesinin bütün düşmanlıklarıyla, kötülükleriyle, aç gözlülükleriyle, işgalcileriyle bir kez daha yüzleşiyor, bir kez daha hesaplaşıyor. ABD bir yandan, Avrupa ülkeleri bir yandan, son elli yılın bütün ortaklıklarını terk etmiş, dolaylı ya da doğrudan Türkiye’yi hırpalamaya, zayıflatmaya, çaresiz bırakmaya çalışıyor.

Neden böyle, niye bu düşmanlık, ne istiyorlar, biz ne yaptık?

Bu soruların o kadar net ve açık cevapları var ki, artık bu ülkedeki herkes neyin ne olduğunu anlamış durumda. Coğrafyayı liflerine ayıranlar ayakta kalmak bir tarafa, olağanüstü güç kazanan Türkiye’yi sendeletmeden hiçbir planı uygulayamayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden bölgemize yönelik bütün müdahale ve saldırıların ana hedefi Türkiye’dir. Büyük hedef Türkiye’dir. Çünkü direnebilecek, karşı koyabilecek, hesapları bozabilecek tek ülke Türkiye’dir. Böyle olunca da çatışma, hesaplaşma inanılmaz ölçüde şiddetlenmiştir.

Yirmi yıldır terörle mücadele edebiyatı yapanların hepsi bugün terör örgütlerine açıktan silah sevkiyatı yapıyor. Terör üzerinden ülkeleri vuruyor. Küresel terörün en büyük finansörleri olduğunu gizlemiyorlar bile. Bu örgütler kirli bir savaş yürütüyor. Birkaç yıldır dünya genelinde DEAŞ tehdidi, DEAŞ’la mücadele söylemi yapanların hiçbiri bugün o örgütle mücadele etmiyor. Türkiye gibi mücadele eden tek ülkeyi de PKK üzerinden, DEAŞ üzerinden vuruyor, bu örgütlere silah ve istihbarat desteği sağlıyorlar.

Türkiye tek başına El Bab’da, Suriye’nin kuzeyinde DEAŞ’a karşı savaşan tek ülke. Hepsi kaçtı, hepsi sıvıştı, ABD ve Avrupa ülkeleri utanç verici biçimde Türkiye’yi yalnız bıraktı. Ama 15 Temmuz’da FETÖ üzerinden Türkiye’ye saldırdıklarını düşünürsek bunda yadırganacak bir durum yok. Sadece sahtekârlıkları, ikiyüzlülükleri bir kez daha ortaya çıktı, hepsi bu.

Neredeyse bütün Batı ittifakı Türkiye ile savaşıyor. Bizi durdurmaya, yalnızlaştırmaya, çaresiz bırakmaya, teslim olmaya zorluyorlar. 15 Temmuz’la, daha önceki müdahalelerle parçalamak isteyenler, şimdi hiç değilse kontrol altına alalım derdine düştü. Bizi parçalayamayacaklar, kontrol altına bile alamayacaklar. Türkiye’yi durdurmak artık mümkün değil ve bunu çok yakında öğrenecekler.

Öyleyse biz ne yapacağız?

Tereddütsüz, hiç tedirgin olmadan, yılmadan mücadele edeceğiz. Biz bu hesabı bozacağız. Yaşadığımız üzücü olaylardan sonra zafer örnekleri ardı ardına gelecektir. Türkiye dimdik ayakta kalacak, nüfuzu daha da genişleyecek, bizi vurmak isteyenler kendi çaresizlikleriyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. El Bab’da, şanlı mücadele veren askerlerimiz dünyaya mücadelenin ne olduğunu, zaferin ne olduğunu gösterecek, El Bab gerçekten de Türkiye’ye kapılar açacaktır. Sadece biraz daha sabır.
Kimse erken sevinip, Türkiye’nin köşeye sıkıştığını sanmasın. Biz oyuna daha yeni girdik…

Benzer konular