Hatay: Ateş hattının kıyısında bir cennet

Terörle mücadelenin ilk gününden itibaren, Samandağ ve Yayladağı merkezli olaylarla haberlerde önemli bir yer tutmaya başlayan Hatay, Suriye iç savaşıyla birlikte gündemin ilk sırasına yerleşen bir ilimiz.

Doğu ve güney sınırının Suriye ile çevrelenmiş olması nedeniyle, Suriye’den Türkiye’ye doğru başlayan mülteci akınında sıkça zikredilen Hatay adı, şimdi de Afrin Harekâtı’yla bütünleşti. Özellikle, açık havada askeri hareketliliğin de izlenebildiği Hassa ilçesi, televizyonların canlı yayınlarını top sesleri arasında naklettikleri haber üssü haline geldi.  

Yeni Şafak yazarları olarak, Tvnet’in de Hassa’dan yapmayı planladığı canlı yayında yer almak üzere Hatay’a yöneldiğimizde, hepimizin aklında dostlarımızın korkulu bakışlarıyla sordukları şu soru vardı: “Orası ateş hattı, ne işiniz var şimdi orada?”

İlk bakışta korkular doğru, soru da haklıydı. Hatay Havaalanı’na indiğimizde biz de doğal olarak bunların etkisi altındaydık. Ne zaman ki, yerleştiğimiz otelde, kendi normal akışında işleyen konuk hareketliliğine ve ardından canlı yayın için gittiğimiz Hatay’a 80 km. uzaklıkta olan Hassa’nın sakinliğine bakınca hem o korkular dağıldı hem de o soru kendiliğinden anlamsızlaştı.

Biz de bundan hareketle, Hassa’daki sükûnet ortamının canlı yayınlardan da rahatça izlenebileceğine hükmederek, oradaki görevimizi yaptıktan sonra, dar bir zamanda da olsa mümkün olabildiğince Hatay’ın nabzını tutmaya yöneldik.

Hatay’da tasarruf günleri

Çiçeği burnunda bir avukat olan, Arap kökenli (ve doğma – büyüme Hataylı) Özgür Bey ile onun kıymetli eşi, resim öğretmeni adayı (aslen Diyarbakırlı) Songül Hanım’ın rehberliğinde kadim Hatay’ın, iyice kulak kesildiğinizde Büyük İskender’in naralarını bile duyabileceğiniz daracık sokaklarına aktık.

Suriye iç savaşı öncesinde, Suriyeliler için de açık bir pazar statüsünde olan Hatay’ın bedestenlerinde, pasajlarında bugünlere mahsus bir kısmi durgunluğu izlemek mümkün. Bu durumun, doğrudan savaşa mahsus güncel bir tedirginlikten değil, savaş algısıyla birlikte yükselen yarın kaygısına bağlı bir tasarruf eğiliminden kaynaklandığı belirtiliyor. Diğer bir söyleyişle, Hatay halkının gelir seviyesinde herhangi bir düşüşün söz konusu olmadığı, ancak malum kaygıyla tasarrufa yönelmenin, tedavüldeki parayı belli oranda yastık altına çektiği ifade ediliyor.

Savaş, hayatın akışını belirlemiyor

Buna rağmen, savaş konusu, kahvehane muhabbetleri ve ev sohbetlerinin vazgeçilmezi olarak hükmünü sadece bu alanlarda yürütüyor. Çarşıların, caddelerin, minarelerin ve kurumların yegane süsü haline gelen Türk bayraklı süslemedeki artışı dışarıda tutarak söyleyecek olursak, Hatay’da, savaş gündelik hayatın akışını belirlemiyor. O, sanki olması doğal görülen, karşılaşılması gereken olaylardan bir olaymış gibi algılanıyor ve ancak bu oranda bir karşılığa sahip bulunuyor.  

Dolayısıyla, Hatay çarşılarında, camilerinde, kiliselerinde, turistik alanlarda hayat bildiğiniz dinginlikte ve kendi doğal seyrinde akıyor. Bu manada Hatay’ın merkezini tek dünyadan ibaret saydığınızda, sanki savaş dahil hiçbir olumsuzluk orada uç vermiyor, görünürlüğe çıkma imkanı elde edemiyor.

Hal böyle olunca bizde de Hatay’ın Antakya merkezli turistik mekanlarını, tarihi camilerini ve kiliselerini görmek ve sizlere nakletmek duygusu daha baskın hale geldi.

Ateş hattının kıyısında bir cennet

Kısa bir süre Fransız işgalinde kalan ve yine kısa süreliğine site devleti deneyimine tabi olan Hatay’a, halk tercihiyle 1939’da anavatana katılmasından dolayı, millet olarak duyduğumuz özel sevginin halen ilk sıcaklığıyla içimizde yer aldığını fark etmemek ne mümkün.

Bundandır ki, Hatay halen onu oluşturan Türk,  Alevi, Arap, Ermeni ve Rum Ortodoks cemaatlerinin, klasik söyleyişle barış ve kardeşlik içinde yaşadıkları bir selam şehri hükmündedir; kimse diğerinin ötekisi hükmünde değildir; Hatay’da inanış farkları “öteki”ne değil “beriki”ne ait bir farktan ibarettir.

Biz de örneğin Ortodoks Kilisesi’ni, korunmuş ve süreklilik arz eden bu algıyla ziyaret ettik; başkasına ait bir yer değil, “biz”e dahil bir yer…

Gerçi Papaz Efendi, bu mekanın bin yıllık yerlisi olarak, birkaç divanenin zaman zaman kendilerine ötekilik ayarı çekmeye çalıştığından müşteki olduğunu ima etse de Hatay’lı olmaktan, kaynağı bir ama dalları farklı bir inanç ağacının mensubu olarak burada mekan tutmuş olmaktan memnuniyetini dile getiriyor ve toplumsal sorunları ortak bir dil ve algı içinde sahipleniyordu.

Habib-i Naccar Camii

Nitekim, Habib-i Naccar Camii Şerif’i de yaşayışta ortaklığın, inançta karşılıklı saygının tipik örneklerinden biri değil miydi?

Rivayete göre, Naccar, Antakya’nın paganlık devrinde yaşamış bir zattır. Hz. İsa, MS 40’lı yıllarda, iki havarisini, halkının hidayetine vesile olmaları için Antakya’ya gönderir. Pagan halk onlara itiraz etmekle kalmayıp, şiddetle mukabele ederler; Antakya’ya sokmadıkları bu zatlar ne zaman girmek isteseler, onları taşa tutarlar. Bu aşamada Naccar devreye girip, halkı o iki zatın doğru sözlü ve iyi niyetli oldukları konusunda ikna etmeye çalışır. Çünkü kendisi onlarla görüşmüş ve Hz. İsa’nın peygamber olduğuna iman etmiştir. Bunu fark eden halk Naccar’ın boynunu vurmak suretiyle öldürür. Zaman içinde Antakya paganlıktan İseviliğe döndüğünde, zaten hiç unutulmamış olan Naccar, habib sıfatını hak ederek halkın sevgilisi haline gelir. Antakya’nın İslam’la tanışmasından sonra da bir muvahhit olarak değerini sürdüren Naccar’ın adına bir cami yapılır. İşte şimdiki Habib-i Naccar Camii Şerif’i o günlerin eseridir.

Bizim sınırlı zamanımızı ancak Uzun Çarşı’da, başta Ulu Cami olmak üzere tarihi camilerde ve kiliselerde, Fransız etkili balkonlu, Osmanlı etkili cumbalı evlerin süslediği sokaklarda, Hatay’a mahsus lezzetlerin seçkin mekanlarında  geçirmekten dolayı ziyaret edemediğimiz Antakya’nın Mozaik ve Cam müzelerinin, Asi Nehri kenarındaki St. Pierre Kilisesi’nin, Samandağ’daki Vespasianus ve Titus Tüneli’nin, Antakya, Koz, Darbısak ve Payas kalelerinin görülmeye değer yerler olduklarını da işaret edelim.

Değiştikçe pahalılık artıyor

Geçmişte şiddetli depremlere maruz kalmış olan Antalya’nın, buna bağlı olarak yenilenseler de zamanı aşan bir niteliklerini halen ima eden eski sokaklarındaki restorasyon çalışmaları hummalı bir şekilde sürüyor. Ancak bu değişimin hayatın pahalılaşmasını da beraberinde getirdiği söyleniyor. Çünkü yenilenen binalar butik otel ya da kafe olarak kullanıma açılıyor. Hava paralarının ve kiraların yüksekliği buralarda verilen hizmetlere doğrudan yansıdığı için, ilgili sosyal hizmetler de buna paralel olarak zamlanıyor.

Bu noktada Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin gerekli tedbirleri alması ve makul yeni imkanları üretmesi bekleniyor, ama yolları asfaltlamaktan bile aciz bulunan belediyeden bu yönde bir gayret sadır olmuyor. Şehirdeki altyapı ve yüzey sorunlarının, Belediye başkanının AK Partili olmayışıyla açıklanmaya çalışılması ise hiçbir karşılığa sahip bulunmuyor, çünkü Hatay, belediye gelirleri açısından fazlasıyla kendisine yeter görünüyor.  

***

Nüfusu: 1.519.836

Yüzölçümü: 5.403 km2

Rakım: 85 m

İlçeleri: Antakya, Altınözü, Arsuz, Belen, Defne, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Payas, Samandağ, Yayladağı

***

Hatay, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi’nden el-Bekaa Vadisi’nin Gor Çukurluğu’na uzatılmış, adeta sosyal bir termometre gibidir. Başta Suriye ve Lübnan olmak üzere bölgede meydana gelen olaylar en kolay şekilde Hatay’dan izlenebildiği gibi bölgenin tansiyonu da yine en doğru şekilde buradan ölçülebiliyor.

Amanos Dağları (Nur Dağları), Kel Dağ ve Suriye platoları arasında bulunan Amik Ovası’nın batı hattında, Asi, Karasu ve Afrin nehirlerinin aktığı, Tahtaköprü (Karasu) ve Yarseli (Bohsin Çayı) barajlarının bulunduğu bir belde olan Hatay, her türlü tarıma elverişli ve aynı zamanda bir narenciye deposu…