Zaman aşımı tehlikesi – Gerçek Hayat

Zaman aşımı tehlikesi

28 Şubat davasında nihayet karar çıktı. Çıktı ama kimseyi tatmin etmedi. 103 sanıktan aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Halil Kemal Gürüz’ün de bulunduğu 21 kişiye müebbet hapis cezası verildi. Cezaya çarptırılmalarıyla tahliye edilmeleri bir oldu. Mahkeme, sanıkların yaş ve sağlık durumları ile ölçülülük ve orantılılık ilkelerini de birlikte değerlendirerek, adli kontrol kapsamında yurt dışına çıkışlarını yasakladı, ayrıca her ayın ilk günü ikametlerine en yakın güvenlik birimlerine imza verme şartı getirdi. 

Her şeyden önce bu cezalarla birlikte 28 Şubat’ın bir darbe olduğu devlet tarafından açık ve net biçimde kabul edilmiş oldu. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bağımsız Türk mahkemeleri darbecilere ceza verdi ve darbenin askeri ayağının cezalandırılması noktasında önemli bir adım atılmış oldu. Önemli ama eksik, yani yetersiz, yani kimseyi tatmin etmedi. Müdahil avukatlar davanın bu şekilde sonuçlanmasını kabul etmeyip, darbecilerin hak ettikleri cezayı almaları için harekete geçmekte gecikmedi. Zalimlere cesaret ve teselli vermekten başka bir anlamı olmayan bu kararın, istinaf mahkemesi nezdinde düzeltilmesi için karara itiraz ettiler.

Yüzleşme yeni başladı

28 Şubat davasıyla yüzleşme bitmedi, hatta yeni başladı diyebiliriz. 28 Şubat, asker liderliğinde, siyaset, iş dünyası, akademi, sivil toplum örgütleri ve medyanın ittifakıyla ülkenin üzerine çöken karanlık günlerin başlangıcıydı. Siyasi partiler, dernekler, vakıflar kapatılmış; binlerce genç kız eğitim ve istihdam hakkından mahrum edilmiş, on binlerce insan zan ve itham altında bırakılmış, yüzlerce insan sahte delillerle hapse atılmıştı. Hala 28 Şubat dönemde FETÖ’cü hakim ve savcıların kararlarıyla müebbet alanların çilesi bitmiş değil. 600’ye yakın kişi hala hapiste, onlarla birlikte aileleri de mağdur. Göstermelik müebbet cezalar alarak evlerine gönderilen generaller sefalarını sürmeye devam ederken, mağdur aileler bu kararı duyduklarında bir kez daha yıkıldı.

Medya ayağı sefaya devam

28 Şubat’ın başta medya ayağı olmak üzere darbenin sivil ayağına henüz dokunulmadı. Gazetelerin attığı manşetler, ana haber bültenlerindeki kurgu haberler olmasaydı 28 Şubat darbesi kolay kolay gerçekleşemezdi. O manşetleri atanların hala köşelerinde özgürce yazmaya devam etmesi, yaptıklarının bedelini ödememeleri, darbeyle hesaplaşmada derin yaralar açmaya devam ediyor. Savcı Mehmet Hanifi Yıldırım’ın mütalaasında ‘darbede araç olarak kullanıldığını’ belirttiği medya, attığı manşetlerle darbeye zemin hazırlamış ve hükümeti devirmekte önemli bir rol oynamıştı. Darbenin suç ortağı olan medya patronları da bunun karşılığını ranta çevirmişti. 28 Şubat sürecinde “Silah bile kullanırız”, “Beceremedin bırak git” türü manşetlerle darbeye zemin hazırlayan Aydın Doğan ve medyası, 28 Şubat darbesinin en kazançlı kesimlerinden oldu. Adrese teslim ihaleler ve teşvik skandalları ile Aydın Doğan bu süreçte servetine servet kattı. Şimdilerde suç unsuru medya organlarını elinden çıkartarak, kurtulmuş mu olacak? Yoksa gizli ittifak kapsamına girip, zaman aşımından sefalarını sürmeye devam mı edecekler?

Medine Bircan da 71 yaşındaydı

Öte yandan üniversiteler, dönemin Yükseköğretim Kurulu da darbeye kucak açan kurumlardan. İkna odalarında 17-18 yaşlarındaki başörtülü kızların psikolojik işkenceye tabi tutulmasına neden olan Nur Serter gibi tipler ceza almadıkça, şimdi her biri birer anne olan kadınların travması geçecek değil. Kemal Alemdaroğlu 79 yaşında olduğu için hapis yatmaktan kurtulurken, 71 yaşındaki Medine Bircan ölümden kurtulamaz. Medine Bircan başı kapalı fotoğrafıyla İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesine geldiğinde, İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu’ydu. Bircan’ın başörtülü olduğu gerekçesiyle sağlık karnesi reddedilerek ölüm döşeğinde tedavi edilmedi. Oğlu fotoshopla fotoğrafa saç eklettiği gün Medine nine vefat etti.

Mağdurlar hala mağdurken, yiten hayatlar geri gelmezken, geçen yılların bedeli ödenmezken, kudretli generallerin yaşlı oldukları gerekçesiyle işledikleri suçlar cezasız kalırken, 28 Şubat’la hesaplaşmış sayıldık mı? Toplumun vicdanı böyle bir kararı nasıl kabul eder? Darbenin sivil ayağının ceza almasının önü neredeyse kapanmışken, bu suçların tekrar edilmeyeceğinin garantisini kim verebilir? 15 Temmuz sanıkları da yaş haddinden tahliye isterse mahkemeler bunun cevabını nasıl verir?

Mahkemeler kişinin yaşına bakarak tahliye edemez

28 Şubat davalarının müdahil avukatlarından Mehmet Alagöz, 28 Şubat’ın darbe olduğu yargı kararıyla desteklenmiş olsa bile tam anlamıyla hesaplaşmış olmadık diyor. Faillerin gerçek anlamda cezalandırılması için tutuklanmaları gerektiğini vurgulayan Alagöz, aynı zamanda geçmişte yaptıkları eylemlerden etkilenen kişilerin de mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Hükümeti devirmeye teşebbüs eden ve bunu başaranlara darbeci diyeceksiniz, ama yaşları ve sağlık durumlarını gerekçe göstererek onları tutuklamayacaksınız… Doğrusu bu adalete ve vicdana aykırı. Zaten karar verildikten sonra biz hemen itiraz edip, darbecilerin tutuklanması için bir üst mahkemeye başvurduk.

Batı çalışma grubunun yargıya brifing vererek hukuka aykırı bir şekilde tutuklattığı insanlar hala cezaevinde. Bunlara ilişkin çalışmalar yürütülüyor ama bir türlü sonuçlanmıyor. Öte yandan darbeci oldukları tescillenen insanlar yaşları ve sağlık durumları gerekçe gösterilerek tutuklanmadılar. Birçoğu tutuklanırım endişesiyle sağlık raporu göstererek karar duruşmasına katılmadı bile. Mahkeme vermiş olduğu kararla 28 Şubat’ı darbe olarak kabul ederek müşteki tarafa mavi boncuk verirken, tutuklamayı gerçekleştirmeyerek sanıklara da mavi boncuk verdi. Hukukçular karar verirken önlerindeki dosyadaki eylemle ilgili karar vermeliler. Bu kararı verirsek acaba şunlar ne der, şu ne yapar tarzında düşünürlerse çok tehlikeli olur. Bir mahkumun hastalığı cezaevinde kalmaya engelse adli tıp kurum raporuyla tespit edilir ve o kişi zaten tahliye olur. Bunu mahkemeler kişinin yaşına bakar karar veremez. 28 Şubat’la hesaplaşılmadı, sadece 28 Şubat darbedir denildi. Hesaplaşmak için çok daha ciddi adımlar atılması gerekiyor ki, darbe yapmaya bir daha kimse yeltenmesin.”

Sivil ayağın zaman aşımına uğrama tehlikesi

Bir taraftan da 15 Temmuz’un davaları devam ediyor. 250 kişinin ölümüne sebep olan darbede de yaşı 70’in üzerinde olan sanıklar var. Bu kararı emsal göstererek tahliye isteyen 15 Temmuz sanıkları olursa mahkemeler nasıl karar verecek? Sanık avukatlarının bu konuyu dillendirmeye başladıklarını ifade eden Alagöz, böyle bir gelişmeyi zaten beklediklerini ifade ediyor. “Fetullah Gülen de yaşlı ve hasta birisi. Bu karar onun açısından da emsal teşkil edebilir. Ama şu atmosferde mahkemelerin bunu emsal göstererek karar vereceğini sanmıyorum, böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum.

28 Şubat’ın sivil ayağı ile ilgili de mahkemenin verdiği bir karar bizi endişelendirdi. Bazı sanıklara darbe suçundan değil de, onlarla gizli ittifak kurma suçundan ceza verip, bunu da zaman aşımı kapsamı içerisinde değerlendirerek herhangi bir ceza vermeden ortadan kaldırdı. Bu çok tehlikeli bir şey, çünkü sivil ayakla ilgili de benzer şekilde zaman aşımı kapsamı içerisine girebilecek bir karar alınabilir. Bunun böyle olmaması gerekiyor. O dönemdeki gerek siyasiler, gerek medya ayağı, gerek onun sermaye ayağı, gerekse bürokrasi ayağının tamamının aynı suçtan cezalandırılması gerekiyor. Şu anda Ankara Cumhuriyet Savcılığında darbenin sivil ayağıyla ilgili olan soruşturma muhtemelen bu kararı bekliyordu. Soruşturmanın daha da hızlanıp ceza alma yönünde gitmesini bekliyoruz, ama sonuçta mahkemenin beş yıldır bu kadar açık delillerle bu kararı alması, bizim ümitlerimizi de olumsuz etkiledi. 28 Şubat’la gerçek anlamda hesaplaşmanın en önemli yolu, 28 Şubat’ın mağduriyetlerinin giderilmesi, cezaevinde olan kişilere hemen yeniden yargılama hakkı verilerek, o insanların adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamak, akabinde 28 Şubat’ı yapan her kimse onların tespit edilip cezalandırılmaları gerekiyor.”

Yaşlı generaller darbe yapsın o zaman   

Düğününe bir hafta kala tutuklanan ve uydurma delillerle ömür boyu hapse mahkûm edilen Mehmet Selim Özdemir’in eşi Mukaddes Özdemir içinin çok yandığını söyleyerek kararı eleştiriyor. Bu haksızlığı hiç beklemediğini söyleyen Özdemir, mahkemeden sonra sanıklara kelepçe vurulacağına inanıyordu. “Ne kudretli hakimler, savcılar varmış ki bunları hapse gönderecek yerde göstermelik müebbet vererek evlerine gönderdi. Bundan sonra insanlar darbe yapmak için daha da heveslenecekler. Çünkü cezası yok. Bu kadar insanı mağdur ettiler, işlerinden attılar, başörtüsü yüzünden eğitim hakkı elinden alınanlar oldu… Bu kadar hukuksuzluk bir yana, hala cezaevinde 20-25 yıldır yatanlar ne olacak? Çok fazla içimi acıttı bu karar. Sözün bittiği yerdeyiz. Bunlar nasıl cezasız kalabiliyor? Mahkemeden önce müebbet hapis deniliyor, fakat mahkemeden müebbet alıp da ilk defa eve gideni görüyorum. Peki, yaş kararları 25 yıldır cezaevinde haksız yere yatıp, 80 küsur yaşında olanları kapsamıyor mu?

Fetullah Gülen bile Amerika’dan gelip yargılansa, yaştan ve sağlık durumundan salıverilecek o zaman. Bundan sonra yaşlı generaller darbe yapsın, nasılsa ceza almıyorlar. Bunların hepsinin mal varlığına el konulacaktı. Bunca insanın hayatını mahveden insanlar nasıl tahliye olabiliyor, aklım almıyor bir türlü. Bir insan yetmiş, seksen, doksan yaşında suç işlediği zaman cezaevine konulmuyor mu? Bunlar yakında devletten tazminat alırlarsa şaşırmayacağım. Cumhurbaşkanımızı cezaevine atanlar bunlar değil miydi? Hepsi cezasız kaldı, içim çok acıyor, çok da doluyum. Onların bir an önce cezaevine konulmaları, beraat edenlerin de tekrar yargılanmalarını istiyoruz. 28 Şubat mağdurlarına da bir an önce yargı yolunun açılmasını istiyoruz. Bu zulüm bir an önce bitmeli.”

Zihniyetle hesaplaşmadan olmaz

Kamuoyunda Telegram Davası olarak bilinen davadan ağırlaştırılmış müebbet alarak 12 yıl hapis yatan Burak Çileli, belli dengelerin gözetilmesi adına bu kararın anlaşabileceğini, ancak hala 28 Şubat kararlarından dolayı mahkum olan kişilerin de yeniden yargılanmasının yolunun açılması gerektiğini söylüyor. “Vesayetçi zihniyet zaten tasfiye edildi. Sembolik ceza, bir daha tekerrür etmemesi açısından önem teşkil ediyor. Umarım bunların mağdur ettikleri Müslümanların mağduriyetlerinin giderilmesine vesile olmuş olur. Biz o tarafı tatmin ettik, bu tarafı da tatmin edelim diyerek 28 Şubat mahkumlarına yeniden yargılanma yolu açılsın en azından. Eğer böyle bir şey olmazsa çok büyük bir tepki oluşur. 28 Şubat zihniyeti ve onun devamı olan FETÖ’cü zihniyetle hesaplaşılması, aslında sistem muhasebesinden geçiyor. Bunların düzgün bir şekilde kritik edilebilmesi için sistem eleştirisi gerekiyor. Batıcı zihniyete sırtını vermiş kurucu ideolojinin ürettiği hastalıklardır bunlar. Sistem çapında bir hesaplaşmaya gidilmediği takdirde bu hastalıklar fırsat buldukça yine nüksedecektir.

Asla bu kararlar bizi tatmin etmedi, hatta çok daha ağır ceza verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların yaptıklarının yanına kar kalması gibi bir durum söz konusu. İleride fırsatını buldukları takdirde benzer hadiselere teşebbüs edecekleri için, aynı zihniyetin hortlamasına yol açılmıştır. Dolayısıyla ben o anlamda tatmin olmuş değilim. Bunu da kendi nefsim için değil, İslam adına, İslam davası adına söylüyorum. Biz kendi nefsimize yapılanları af edebiliriz, ama bizim şahsımızda İslam’a yapılan suikast teşebbüsünü asla af edemeyiz.”

Benzer konular