Ne barışa, ne namaza… Sol tahammülsüzlük üniversitelerde

img_8969

Türkiye’de, toplumsal huzuru bozmaya yönelik her girişimin müşterisi vardır. Bu müşteri bazen bir siyasi parti, bazen bir gazete, bazen bir cemaat, bazen de iç ya da dış bir örgüttür. Mevzubahis girişimleri gerçekleştirenleri değil de ondan fayda sağlamaya çalışan bu “müşterileri” takip ettiğimiz zaman altından genellikle bir iktidar mücadelesi çıktığını görürüz.

Gerilimin kaynağı kim ya da ne olursa olsun, onu kendi gizli ajandası doğrultusunda kullanmak isteyen herkes, imkânları ölçüsünde ateşe odun taşır. Cumhuriyet mitingleri, Gezi Parkı olayları, dershaneler, hendekler, dış ülkelerle yaşanan gerilimler ya da doğal afetler fark etmeksizin, mevcut iktidarı yıpratmaya yönelik her olayın kuyruğuna ilişenler bugünlerde yeni bir damar yakalama peşindeler: Üniversiteler.

Galiba hepimiz IŞİD’ciyiz

Birçok üniversite, yakın tarihimiz boyunca sol örgütlerin karargâhı gibi faaliyet gösterdi. Bugün bile belli başlı terör örgütlerinin eleman ihtiyacı büyük oranda üniversitelerden karşılanıyor. Ancak hem mütedeyyin Anadolu ailelerinin eğitim konusunda daha bilinçli ve ısrarcı hale gelmesi, hem de üniversite sayısının büyük artış göstermesi, üniversiteleri solun tekelinden çıkarmaya başladı. Düne kadar değil kampüsüne cami yaptırmak, kazan dairesinden bozma birkaç kişilik mescitlerin bile hazmedilmediği birçok okulda Müslüman öğrencilerin ağırlığı ve etkinliği günden güne artıyor.

Bu yükselişin rahatsız ettiği kesimler, bir süreden beri Türkiye’nin en büyük üniversitelerinde Müslüman öğrencilere yönelik saldırılar gerçekleştiriyor. İktidarı IŞİD terör örgütüyle ilişkilendirmek için yapılan yoğun siyasi propagandanın etkileri bu saldırılarda net biçimde görülüyor. Zira kampüslerde estirilen teröre hiçbir insani ve hukuki gerekçe bulunamadığı (ve bulunamayacağı) için; namaz kılan, Kuran okuyan, sakal bırakan her öğrenciyi “IŞİD’ci” diye yaftalayıp saldırıları meşru kılmaya çalışılıyorlar. Zihinlerine kazınmış haritaya bakarsak Müslüman olup da IŞİD militanı olmayan kimse yok gibi.

Cemaatin cici kolektifi

Kampüslerde değişik isimler altında faaliyet gösteren sol menşeli bu gruplara eskiden beri destek veren basın kurumları ve siyasi odakları burada tekrar anmaya lüzum yok. Ancak bunlara öyle bir aktör eklendi ki insan şaşırmadan edemiyor. Bahsettiğimiz bu aktör, çok yakın zamana kadar kendi mensuplarının da kampüslerde defalarca saldırıya uğradığı, hatta dayak yediği Gülen Cemaati’nden başkası değil.

Son dönemde değişik üniversitelerde stant basma, mescit dağıtma, namaz kılanlara saldırma vs. şeklinde cereyan eden ve ODTÜ’deki gerilimle birlikte zirveye tırmanan gerginlik, Cemaat yazarları tarafından hem sanal mecralarda, hem de gazetelerde “ülkeyi cihatçı çetelere teslim etmek istemeyen onurlu direnişçilerin kahramanlıkları” gibi gösterilmeye çalışılıyor. Aşağıdaki satırlar 30 Aralık 2015 tarihli Zaman gazetesinden:

İç ve dış siyasetin artan biçimde inanç üzerinden, mezhepsel düzeyde götürülüyor olmasının etkilerinin üniversitelere yerleşme tehlikesi baş gösterdi. Bu tehlikeden hareketle, kısaca ODTÜ dediğimiz Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin linç edilmesi girişimleri üzerinde durmanın, IŞİD’cilerin eğitim yuvalarını ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde hayatiyet taşıdığını görmezden gelemezdim.

Öğrencilerin bir bölümünün dini ibadetlerini yerine getirmelerine diğer öğrencilerce engel olunduğu şeklindeki algı operasyonunun şimdilerdeki hedefi ODTÜ’de gerçekte neler oluyor? Bu üniversite üzerinden, zaten can çekişen eğitim sistemi üzerine bir de radikal dinci hareketlerin gölgesi mi düşüyor?

ODTÜ’lüler, ‘Mesele, ibadetini yerine getirenler değil, bu kutsal ibadet yerlerinin IŞİD propagandasına dönüştürülüyor olması’ gibi tüyler ürperten, iktidarın tam tersine hızla önlem almasını gerektiren bir faciaya dikkat çekiyor.” (Lale Kemal)

Her şey hükümetin suçu!

Taraf gazetesinde yazdığı günlerden beri Cemaat’in algı operasyonlarının çıkış noktalarından biri olan Lale Kemal, görüldüğü gibi lafını hiç esirgememiş, “tüyler ürperten bir faciaya” dikkat çekmiş. Onunla aynı gün yine Zaman gazetesinde çıkan bir başka yazıda ise Joost Lagendijk şunları yazdı:

“Gruplardan birine göre ibadet özgürlükleri ihlal ediliyor. Karşıt grup ise onları, ODTÜ’de inanç özgürlüğüne saygı duyulmadığı izlenimi yaratarak provokasyon yapmakla suçluyor. ODTÜ Mezunlar Derneği’ne göre eski üniversitelerinde inanç özgürlüğü ile ilgili hiçbir sorun yok. Kampüste hâlihazırda büyük bir cami ve pek çok mescit var. İnanç özgürlüğüne yönelik hoşgörüsüzlükten yakınan grubu da IŞİD’e yakın olmakla suçluyorlar. Derneğe göre, 22 Aralık’ta ibadet eden bir akademisyene saldıranlar bu kişilerin ta kendisi. Bu provokasyon, geçmişte bağımsız duruşuyla ve üniversiteyi devlet kontrolü altına sokmak yönündeki gayretlere direnmesiyle bilinen ODTÜ’ye yönelik daha kapsamlı bir karalama kampanyasının parçası olarak görülüyor. Dernek mevcut tartışmayı, bu kez iktidar partisi tarafından yürütülen ve ODTÜ’yü hükümetin siyasi hedefleri doğrultusunda hizaya çekmeyi amaçlayan yeni bir teşebbüs olarak yorumluyor. Birçok ODTÜ’lü akademisyen ve öğrenci de aynı fikirde ve AKP’yi ODTÜ’nün denetimi altında olmamasını kabul etmek istememekle itham ediyorlar.”

Meseleyi ayrı yönlerden (IŞİD faaliyetleri ve hükümetin ODTÜ üzerindeki planları) ele alan bu iki dezenformatif yazının aynı gün aynı gazetede yer alması tesadüf olmasa gerek. Yine de şaşırmadan edemiyoruz, zira bu yazılardan iki gün önce, Cemaat’in de yayın organlarında yer alan bir habere göre, İnönü Üniversitesi’ndeki bir “öğrenci”, saldırıya müdahale etmeye gelen polise atacağı bomba elinde patlayınca yine polis tarafından hastaneye yetiştirildi. Ancak bu ve benzeri yüzlerce haber, ne Lale Kemal’in, ne Lagendijk’in konuyu kendi çerçevelerinde ele almasına engel olamadı.

Namaz kılanları ‘başarılı’ biçimde dövüyorlar

Cemaat’in okları hükümete çevirme ve meseleyi ODTÜ’ye indirgeme çabasından daha acınası tepkiler de var. O tepkilerden biri, “tecrübeli gazeteci” diye anılmasına rağmen, ancak acemi ve heyecanlı bir stajyerin dile getireceği şeyler söyleyen Murat Yetkin’e ait. Yetkin, üniversitelerde yaşananları Mustafa Karaalioğlu ile karşılıklı tartıştığı televizyon programında şöyle dedi: “ODTÜ’lülerin başarılarını çekemedikleri için böyle iftiralar atıyorlar.”

Yetkin, namaz kılan birine saldırmayı “başarı” gördüğü için böyle konuşuyor olsa gerek. Çünkü akademik anlamda başarının herhangi bir ideoloji ile ilişkilendirilemeyeceği açık.

Sol kesimin, muhalefetin, PKK sempatizanlarının ve Gülen Cemaati’nin tüm hedef saptırma çabalarına rağmen kesin bir şey var: Terörle hiçbir ilişkisi olmayan, muhtemelen de hiçbir zaman olmayacak Müslüman çocuklar, üniversitelerde giderek artan bir nefretin hedefi durumundalar. Buna rağmen sağlam bir feraset örneği gösteriyorlar ve ne aşağılık ithamlara, ne maruz kaldıkları saldırılara karşılık veriyorlar.

‘Rektör izin vermedikçe kimse kampüste terör estiremez’

(Nihat İnanç – Muş Alparslan Üniversitesi eski rektörü)

Bir ibadet alanının tahsisi rektörün hem yetkisi, hem de sorumluluğu altındadır. Hiçbir yetki keyfi kullanılamaz. ODTÜ’de ya da başka bir üniversitede, insanların ibadet edeceği mekânları hazırlamak rektörlerin sorumluluğudur.”

“Güvenlik konusunda da rektör yetkili ve sorumludur. Her üniversitenin rektörün denetimi ve kontrolüne açık bir özel güvenliği vardır. Rektör izin vermedikçe polis ya da asker asla kampüse giremez, bu kanunla güvence altına alınmıştır. Ancak rektör üniversiteye bağlı tüm paydaşların güvenliğini sağlayamayacağına kanaat getirirse polisi ya da jandarmayı göreve çağırabilir.”

“Rektörlüğüm döneminde gerilim çıkarmaya yönelik çok girişim oldu. Ancak birçok sorun çözme yöntemimiz vardı. Tüm sorunları evvela müzakere yoluyla çözmeye çalıştık. Taraflarla ayrı ayrı konuştuk, varsa ortadaki yanlış anlaşılmaları giderdik. Ancak iyi niyetli yaklaşımımıza rağmen herhangi bir öğrenci grubu kendisini alan kapatma, zor kullanma, kendisini söz sahibi kılma gibi eylemlerle ifade etmeye kalkıştığında yöntemlerimiz değişti. Bu tür olayların genişlemesine asla izin vermedik. Eyleminde diretenler ve diğer öğrencilerin eğitim öğretim hakkına tecavüz etmeye kalkışanlar hakkında gerekli hukuki girişimlerde bulunduk.”

“Keşke bir eyleme katılanlar kimlik kontrolüne tabi tutulsa da ne kadarının o üniversitenin öğrencisi olduğu tespit edilebilse. Böyle bir işlem yapıldığında, o eyleme katılanların çoğunun o üniversitenin öğrencisi olmadığı, hatta öğrenci olmadığı görülür. Dolayısıyla Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde daha çok taşımalı sistem kullanıldı. ODTÜ’de bir eylem düzenlenecekse çevre üniversitelerden oraya öğrenci taşındı. Bazı üniversitelerde personelin bu dış unsurları özel aracı ile kampüse soktuğunu da biliyoruz, bunlara da şahit olduk.”

Saldırıları tiyatrodan ibaret

Sevcan Kırmaz (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğrencisi)

“Eskişehir’de yapılan saldırıda ben de vardım. Orada standımıza saldırdılar. Hoş olmayan davranışlar. Biz üniversitede herkesin özgür olduğunu savunuyorsak, herkesin özgürlük alanına saygı göstermeliyiz.”

“Orada yapılan hiçbir saldırıyı hak etmedik. Kesinlikle beklemiyorduk. Videoları kesmişler ama saldırıya uğrayan taraf olmamıza rağmen saygımızı bozmamamız, vakarımızı korumamız bir tavırdır. Keşke güzelce konuşarak şiddet dilini değil, anlaşma dilini seçselerdi. Oradaki stant Nepal için açılan bir sergiydi. Suriye ya da IŞİD’le ilgisi yoktu. Sergide sadece çocuk fotoğrafları vardı, aykırı bir şey yoktu, terörizm içeren fotoğraflar yoktu. Para toplanmıyordu.”

“Saldıranlar tanımadığımız insanlardı. Çoğunun okulun öğrencisi olmadığını duyduk, hiçbirini daha önce görmedim, tanımıyorum. Bir kız geldi. Herkese yaptığımız gibi onları da güler yüzle karşıladık. Bu üniversite bilimin ve aydınlığın yeri olduğunu söyleyerek, böyle bir stant açmamıza izin vermeyeceğini söyledi. Gelip afişlerimizi yırttı. Bizim IŞİD’le ilgimiz yok, gelin konuşalım dedik. Kesinlikle dinlemediler. Resmen oraya tiyatro çevirmeye gelmişlerdi. Bize bakıp konuşuyorlardı ama bizi muhatap almadıkları çok belliydi. Ellerinde yazılı bir metin vardı, onu okuyup bitirme dertleri vardı. Kıyafetlerimizle bizi yargıladı. Videolar kesilmiş, o kısımlar kesilmiş. Standımızı tekmeleyerek üzerimize yıktılar. Biz ittirildiğimizde bile tepki vermedik. Karşılık vermedik. Üzerimize yürüdüklerinde güvenlik geldi. Güzelce anlatın derdinizi dinleyelim diye sordular, saldırganlığa devam ettiler.”

“Güvenliğe de saldırdılar ama dayak yiyoruz süsü vermeye çalıştılar. Kamera kendisine döndüğünde, bize özgürlük dersi veren kız, kendisini güvenliğin ayaklarına attı. O kadar acayipti ki! Biz de bu tür olayları yaşamadığımız için çok şaşırdık. Güvenliğin arkasındaki copu alıp yere attılar, çocuklardan biri bunu çekti.”

Çeteler kampüs dışından

(Erkam Beyazyüz – İTÜ öğrencisi)

“Biz 25 Kasım’da İTÜ’de merkeze bir cami talep etmek için eylem düzenledik. Bu eylem basın açıklaması ve ardından kılınacak namazdan ibaretti. Ancak üniversite dışından getirtilen bir grup solcu bize saldırdı, eylemi gerçekleştireceğimiz alanı işgal etmeye çalıştılar. Buna direndik ve geri çekildiler. Ancak sonrasında basın açıklamamız sırasında bize bardak, su şişesi, taş vs. fırlattılar.”

“Radikal İslamcı çetelere üniversitelerde yer yok argümanını kullanarak üniversitelerde hiçbir İslami faaliyete izin vermiyorlar. Özellikle son zamanlarda çoğu saldırı öğrenci kolektifleri tarafından yapılıyor. Çevre üniversitelerden gelen öğrencileri organize ederek kampüslerde çeteleşiyorlar.”

“Kartlı sistemi içerideki öğrencilerin kartlarını kullanarak aşıyorlar. Bir de bazı üniversite personellerinin araçlarıyla giriş yaptıklarına dair duyumlar var.”

“Amacımız, basında da bir farkındalık oluşturup, merkezi yerlerde müsait alan varken caminin binaların uzağına yapılmasını engellemekti. Çünkü İslam karşıtı grupların tepki ve eylemlerinden korktukları için camiyi uzak bir noktaya yaptıklarını düşünüyoruz.”

“Bize yapılan saldırıdan bir hafta sonra, Ankara Üniversitesi’nde mescitte Kuran okuyan bir grup hanım kardeşimize öğrenci kolektifleri tarafından saldırı düzenlendi. Bu kardeşler stant açmış ya da başka bir eylem düzenlemiş de değillerdi, sadece ibadet ediyorlardı. Ankara’daki bu eylem bizim için kırılma noktası oldu.”

Sopalarla devriye geziyorlar

(Hasan Burhan Beytur – ODTÜ öğrencisi)

Bu son olaylar hazırlık mescidi vesilesiyle alevlendi. Bizim bir sene önce talebimiz olmuş, rektörlük bunu dikkate alıp alan açmıştı. Ancak sol grupların baskısı sebebiyle oradaki mescit inşaatı durduruldu. Hazırlık mescidinin yetersizliğinden dolayı birçok arkadaşımız namazlarını dışarıda kılmak zorunda kaldı. Olay günü önce sözlü sataşmalar başladı, bazı hocalarımız araya girerek namaz kılan öğrencileri savundu. Orada hırslarını alamayan yaklaşık kırk kişilik bir grup, ellerinde bir valizle kütüphane mescidine yöneldi. Daha sonra o valizden sopalar çıkardılar ve mescitten çıkan ilk kişiye saldırdılar. O arkadaşı kurtarmak için araya girmek isteyenler de dayak yedi.”

Sözlü sataşmalar başladığında rektörlüğe haber verdik, ekip yollamalarını istedik. Ayrıca polise de haber verdik ama rektör polisin kampüse girmesine izin vermedi. Olay yerine de ağır aksak birkaç görevli yollandı ama hiçbir şey yapmadılar. Hatta tüm saldırı görevlilerin gözü önünde gerçekleşti. Olaylar çığırından çıktıktan sonra rektör aşağı indi ve saldırganları sakinleştirdi. Dört saat kadar sonra da grup oradan ayrıldı.”

“Olayların içinde yer alan Mısırlı bir arkadaşımız rektörle İngilizce tartışıp kendini öne çıkarmıştı. Ertesi gün üç kişi kendisine saldırıp dövdü. Yine ikişer üçer kişilik gruplar halinde devriye atıyorlardı. Ama olaylar basında yoğun biçimde tartışılmaya başlandığından beri ortalıkta görünmüyorlar.”

‘Ne üstüne gideriz, ne de geri kaçarız’

(Hatice Naç – Genç İHH Genel Koordinatörü)

“Üniversitelerdeki İHH stantlarına eskiden beri saldırılıyor, ancak son dönemde, özellikle 7 Haziran seçimleri öncesinden bugüne bu taciz ve saldırılar arttı. Ara ara çıkışlar oluyordu ama bunlar özellikle kurum olarak bizi hedef aldıkları için değil, kimliğimizi, duruşumuzu hedef aldıkları için gerçekleşen saldırılardı.”

“Saldıranların zihinlerinde keskin bir yaftalama eğilimi var. Bulundukları yerden karşı tarafa önyargıyla bakıyorlar. İHH’nın ne yaptığını bildiklerini de zannetmiyorum. Hatta bilinçlerinin açık olduğunu da düşünmüyorum. İlaç mı alıyorlar, neyin içinden geliyorlarsa, karşılarında ne olduğunu bilmedikleri belli. Tüm bunlara rağmen taciz ve saldırılarına karşılık vermiyoruz.”

“Geçen yıl Eskişehir’de meydana gelen olayların merkezinde bir fotoğraf sergisi vardı ve konu Nepal’le ilgiliydi. Bahane ettikleri, öne sürdükleri iddialarla hiçbir ilgisi olmayan bir etkinlikti. Buna rağmen, doğrudan ‘Siz şusunuz, şöylesiniz’ diye saldırıldı. Biz yine de elimizden geldiğince kendimizi anlatmaya devam edeceğiz.”

“ODTÜ’de yakın dönemde planladığımız bir programımız yok, olsa yapılırdı. Yeni bir program düşünmüyoruz. Ne üstüne gitmek, ne de geri kaçmak niyetimiz var. 60 ilde teşkilatımız var; hemen hemen bütün üniversitelerde etkinliklerimiz yapılıyor. İki üç üniversitede sıkıntı yaşandı diye bütün programlarımızı iptal edecek değiliz. Üniversiteler herhangi bir sınıfa ya da ideolojiye ait değiller.”

Türk üniversitelerinde salyangoz satan çeteler

Kazım Berkay Özkardaş

Son günlerde Türk üniversitelerinde, Müslüman öğrencileri hedefe alan birçok saldırı yaşandı. Dikkatimizi ilk çeken nokta, bütün saldırıların aynı kampüs çetelerinin farklı okul yapılanmaları tarafından gerçekleştirilmiş olması. Bu çeteler, şiddetlerinin dozunu bulunduğu okulda kendisine gösterilen müsamahaya göre ayarlıyorlar. Her koşulda “özgürlükçü” olduğunu iddia eden bu kampüs çeteleri, kendilerine gösterilen bilinçli müsamahanın en yüksek seviyeye vardığı ODTÜ’de, namazını eda ederken kıyam duran bir öğrenciye saldırabilecek kadar insanlıktan çıkabiliyor.

Olayların en büyüğü ODTÜ’de yaşandı; çünkü ODTÜ Rektörü Ahmet Acar, olaylardan haberdar olmasına rağmen çevik kuvvetin okula girmesine izin vermedi. Zaten senelerdir hiçbir olayda bu izni vermediği için kampüs çeteleri fırsattan istifade Müslümanların tüm faaliyetlerine müdahale ediyorlar. Bendeniz, yurt mescitlerinde ıslatılmış halıların üstünden yırtılmış Kur’an sahifeleri topladığımı hiç unutmuyorum. Bu vandallığa yönetim tarafından müsaade edilmesine rağmen, Müslüman öğrenciler efendiliklerinden taviz vermediler. Okul yönetiminin rahatça camii taşlayabilen kampüs çetelerine “kulüp faaliyeti” adı altında mali destek yaptığını bile bile, kalplerine hiçbir korku düşürmeden faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Türk üniversitelerinde irili ufaklı yapılarla konuşlanan bu çetelerin ortak retoriği, tüm Müslümanları IŞİD’çi olmakla suçlamalarıdır. “Çihatçı çetelere geçit verilmeyeceğini”, “Suriye’de kafa kesenlere para yollayan İHH’ya müsaade edilmeyeceğini” söyleyip cesurluklarıyla övünen kampüs çeteleri, ne hikmetse her zaman erkek öğrenciler namaz ihtiyacını gidermek için gittikleri zaman hanımların stantlarına saldırıyorlar. Birkaç gün önce Süleyman Demirel Üniversitesi’nde bir örneği daha yaşanan bu durum, aslında kampüs çetelerinin ne kadar korkak insanlardan oluştuğunu gösteriyor. Zaten bu çeteler, erkek öğrencileri tek yakalayıp üstlerine atılırlar veya güçleri hanımlara yeter (Fiziksel güçten söz ediyorum tabii, yoksa bizim hanımlarımız onların erkeklerinden daha cesurdur).

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yaşanan son olaylar da bu şekilde cereyan etmiştir. Nepal için resim sergisi düzenleyen hanım grubu, ağır hakaretler içeren sözlü tacize uğramıştır. İTÜ’de ise camii talebi için toplanan Müslüman öğrencilere saldırı düzenlenmiş; ancak Müslüman öğrencilerin birlik olması neticesinde çetelerin korkması ve polisin erken müdahalesiyle olaylar önlenmiştir. Mezkûr üç üniversitede yaşananların ortak özelliği, rektörlüğün düşünceli kararı neticesinde polisin üniversiteye intikal etmesiyle olayların daha kolay çözüldüğüdür. ODTÜ Rektörlüğü’nün olacakları bile bile güvenliği kendilerinin sağlayacağını iddia etmesiyse Müslüman öğrencilerin hastanelik olmasına sebebiyet vermiştir.

Benzer olayların yaşandığı üniversitelerden biri de Boğaziçi. Senelerce “yasaklara rağmen başörtülülerin girebildiği tek okul” olmakla övünen Boğaziçi, o zamanlarda da hocaların ağır psikolojik baskıları neticesinde başörtülü öğrencilerin barınamadığı bir okuldu. Şimdi de zihniyet olarak değişen pek bir şey yok aslında; LGBT denen sapkın çeteyi okul kulübü olarak kabul eden yönetim, yalnızca akademik amaçlı olması planlanan İslam araştırmalarına dair bir kulübü tanımamakta ısrar ediyor. Ayrıca, Boğaziçi’nde açılan İHH stantlarında da yukarıda bahsettiklerime benzer olaylar yaşanıyor.

Örnekleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Faküştesi’nde yaşanan bir olayla bitirelim. Yaklaşık bir ay önce, “Hanımlar Topluluğu” adı altında birleşen, mescitte Kuran okuyan öğrencilere saldırıldı, sonrasında da kampüs çeteleri mescidin kapısı kilitlediler.

Söylemekte fayda görüyorum, bu olayların hepsi İslami bilincin artması neticesinde meydana geliyor. Ve şu da bir gerçek ki kampüs çeteleri Türkiye’de “öteki” olduğunu iddia etse de Türk üniversitelerinde (özellikle ODTÜ ve Boğaziçi) “öteki” hâlâ Müslümanlardır.

Bütün bunların Müslüman öğrencileri yıldırmaması, aksine “Allahu Ekber” nidasını duyan çetelerin arkasına bakmadan kaçması kimin nerede durduğunu çok güzel özetliyor. Duamız, bu nidaları olaylar karşısında korku salmak için değil, ibadethanelerimiz başta olmak üzere her alanda ve mekânda birlik olmak için duymak yönündedir. Müslüman öğrenciler, Türkiye’yi 80 karanlığına döndürmek isteyenlere müsaade etmemekte kararlıdır

Benzer konular