Mahallenin namusu Hürriyet’e emanet!

page

Niteliksiz televizyon şovlarının spikerliğini yaparak şöhrete kavuşan eski manken Murat Başoğlu, geçtiğimiz haftalarda kamuoyunu uzun süre meşgul eden çirkin bir ensest hadisesinin başrolündeydi. Başoğlu’nun, amcası olduğu öz yeğeniyle uzun süredir aşk yaşadığının ortaya çıkmasının ardından toplumun birçok kesiminden tepkiler yükseldi. Biri hariç: Doğan Medya.

‘İftira mağduru’ Murat Başoğlu

Doğan Medya Grubunun “amiral gemisi” Hürriyet, Murat Başoğlu’nun merkezinde olduğu ensest meselesine son derece “ılımlı” yaklaştı. Sert tepkiler, “Türkiye nereye gidiyor” yazıklanmaları, “Batı tipi yaşam tarzının yol açtığı sosyal problemler” içerikli röportajlar, “iktidar politikalarının yol açtığı toplumsal krizler” temalı köşe yazıları görmedik. Hatta hadise ilk kez patlak verdiğinde, taraflardan birinin Başoğlu’nun “öz yeğeni” olduğu bilgisini bile sakladı Hürriyet editörleri. Cengiz Semercioğlu’nun Murat Başoğlu ile yaptığı ve Başoğlu’nun “ağır iftiralara maruz kalmış masum koca” rolünde harikalar yarattığı söyleşi, gazete tarafından tüm medya ve iletişim platformlarında yoğun biçimde paylaşıldı.

Hürriyet: Manipülasyonda dünya markası

Tüm bu çabalara rağmen, Başoğlu ve yeğeninin itiraflarıyla gerçek kısa sürede açığa çıktı. Ancak Hürriyet Gazetesi kurnazca bir müdahaleyle spot ışıklarını başka bir yöne çevirdi. Melis Alphan’ın “Murat Başoğlu’na niye şaşırıyoruz? Türkiye’de ensest oranı yüzde 40!” başlıklı yazısı, medya akademilerinde ders olarak okutulabilecek bir manipülasyon örneği olarak gündemin bir numaralı tartışma konusu oldu. Hürriyet kadrosundan yalnızca Ahmet Hakan’ın açıkça eleştirdiği bu yazıya göre, Türkiye’de yaşayan neredeyse her iki kişiden biri ensest ilişki içerisindeydi!

Rapor nerde? Dağa kaçtı!

Alphan, aklı başında hiç kimsenin gerçekliğine inanmayacağı bu rakamı içeriği belirsiz bir araştırmaya dayandırdı. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) 2014’te başlattığı Türkiye Ensest Atlası Projesi kapsamında hazırlandığı iddia edilen araştırmanın sonuçları ne hikmetse hiçbir yerde yayınlanmamış. Fakat bunun neden yayınlanmadığıyla ilgili dişe dokunur bir bilgi de verilmemiş, yalnızca “birilerinin kendilerini engellediği” yollu zayıf birkaç imada bulunmuşlar.

Kim bu Canan Güllü?

İçeriğine ve yöntemine dair tek bir şey söylenmeyen bir araştırmanın “sonucu” neden büyük bir iştahla paylaşıldı? Bu soruyu cevaplamak için, Hürriyet’in neredeyse üç yıldır parlatmaya çalıştığı, Doğan Grubu’nun maddi destek sağladığı, Melis Alphan’ın uçuk iddiasını dayandırdığı TKDF’nin başındaki isme, Canan Güllü’ye odaklanmak gerekiyor.

Canan Güllü, son birkaç yıldır Doğan Medya tarafından sıkça öne çıkarılan bir isim. Özellikle Ayşe Arman’ın doğrudan ya da dolaylı biçimde defalarca köşesine taşıdığı ve söyleşi yaptığı Güllü, bir “kadın hakları aktivisti” olarak, son birkaç yılda medyada yoğun biçimde tartışılmış cinsel taciz, tecavüz, saldırı ve ensest haberlerinde en çok görüşüne başvurulan kişi olmuş. Öyle ki kimi vahim olaylarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na haber vermeyi bile gerek görmeyerek, “ilgilenirseniz Canan Güllü’ye ulaşın” demişler:

“E.’yi, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun Acil Yardım Hattı’na yönlendirdim. Canan Güllü’yle görüştü. Onlar da ellerinden gelen desteği vereceklerini söyledi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da yardımcı olmak istiyorsa, E.’nin iletişim bilgilerine oradan ulaşabilir.” (Ayşe Arman / 22 Haziran 2017)

Bir türlü gelemeyen şeriat…

Canan Güllü’nün vakalarla ilgileniş biçimine baktığımızda, sorunları sosyolojik ya da psikolojik yaklaşımlardan ziyade ideoloji yahut inanç boyutuyla ele aldığını görüyoruz. Aşağıdaki satırlar yine Ayşe Arman’la yaptığı 3 Haziran 2015 tarihli söyleşiden:

“Medeni Kanun’a göre hukukun ana maddesi tekeşlilik. Medeni hukukun dayanağı neydi? Laiklik. Burada, dinin devletle buluşmasını sağladılar. Yarın biri çıkar der ki, ‘Medeni Yasa da neymiş? Kadınlar sokağa da çıkmasın! Kadınlar evinde kalsın! Örtünsün!’ Olur mu olur.”

“Bu, şeriat düzeninin yavaş yavaş gelmesine yol açan 13 yıllık AKP iktidarının bizi sürüklediği yol.”

Destekçilerimiz: Doğan Holding, Hürriyet, Avon

Devam etmeden önce, Güllü’nün Doğan Grubu’yla bağlantısını açık eden, Ayşe Arman’a bu kez 11 Nisan 2017’de verdiği röportajın ilgili bölümüne bir göz atalım:

“Destek arttıkça mağdura ulaşmak, hukuki ve psikolojik açıdan daha güçlü olmamızı sağlıyor. Şu an Hürriyet, Aygaz, Doğan Holding, İpekyol, Avon gibi firmalar direkt maddi destekçimiz.”

Doğan Holding ile birlikte Avon gibi firmaları duyduğumuzda, Güllü’nün ensest meselesini neden ısrarla tek bir kesime mal etmeye çalıştığını anlamaya başlıyoruz. Zira Güllü, verdiği onlarca röportajda bir kez bile diziler aracılığıyla, magazin programları aracılığıyla, neredeyse bir erotik dergiden farksız Hürriyet internet aracılığıyla yayılan, aile değerlerini hiçe sayan gayriahlaki “yaşam tarzı” pazarlamalarına tek kelime olsun değinmiyor. Bunun yerine meseleyi ısrarla Türk toplumunun yapısına ve dinamiklerine bağlıyor.

Son ‘yaşam tarzı’ savunucusu!

Güllü’nün, son aylarda “Yeni bir 28 Şubat sürecinin hazırlıkları mı?” sorularına yol açan, laiklik-muhafazakârlık karşıtlığı üzerine kurulmuş “yaşam tarzı” tartışmalarının ardından söyledikleri bunun kanıtı niteliğinde. Federasyon olarak düzenleyicisi oldukları “Kıyafetime Karışma” eylemine dair Ayşe Arman’a anlatılanlara bakalım:

“Son yıllarda kadın üzerinden yürütülen siyaset dine alet edildi. Bunun sonucunda, kadınların her alanda hareketlerine kısıtlama getirecek söylemler geliştirildi, ilgili ilgisiz herkes tarafından. ‘Yaşam hakkımıza müdahale’ olarak değerlendirdiğimiz bu tür hareketlerden canımız fazlasıyla yandı. Biz de ‘Hangi hakla!’ demek için bir araya geliyoruz.”

“Eğitim en sıkıntılı alanımız. 4+4+4’ün ikinci 4’ünden ayrılan kızlar erken yaşta evlendiriliyor. Okullarda din referanslı eğitimler veriliyor. Gelin olma ve biat etme erdemleri anlatılıyor.”

Ensest Batı’daysa görmedim duymadım bilmiyorum

Resmi tamamlamak adına, Canan Güllü’nün “dünyadan ne kadar haberdar olduğu” sorusuna da cevap arayalım biraz. 27 Nisan 2015’te, CNN Turk’ten Büşra Sanay “Ensest konusunda hangi ülke daha katı cezai yaptırım uyguluyor?” diye sormuş Güllü’ye. Cevap şu:

“Cezai yaptırım hangisinde daha çok diye bir cevaba giremem ama İngiltere’de bir genişlik var bu konuda. İsveç’te tamamen serbest.”

Avrupa’nın bazı ülkelerinde ya serbest olan ya da hafif cezalarla geçiştirilen bu ahlak dışı fiilin nedenlerine dair tek bir fikri bile yok Güllü’nün. “Arzulanan” modern yaşamın en üst seviyede yaşandığı ülkelerde ensestin neden yaygın olduğuna, bunun neden bir suç ya da ahlaksızlık olarak görülmediğine kafa yormayan birinin, Türkiye’deki vakaları ısrarla eğitimsizliğe, muhafazakâr aile yaşamına bağlaması kör bir ideolojik bakışı, daha da ötesi bir “algı faaliyetini” işaret ediyor. TKDF Başkanının “Dindar Avrupalı, 2016 yılında 3D makinelerle çağdaşlığa koşarken biz, nişanlıların el ele tutuşmasının günah boyutlarını tartışıyoruz! Ne kabul ne de izah edilebilir!” cümlesi bu gerçeğin onlarca ispatından yalnızca biri.

Aybüke mi? O da kim?

Kadına yönelik şiddete, aile içi cinsel saldırılara ve ensest vakalarına ömrünü adadığını iddia eden Güllü’nün Murat Başoğlu meselesi hakkında konuşmaması bir yana, son yıllarda terör saldırılarında yaralanmış ya da hayatlarını kaybetmiş kadınlar için kılını kıpırdatmamış oluşu da dikkat çekici. Federasyonun faaliyetleriyle ilgili tüm haberlerin yer aldığı http://www.tkdf.org.tr sitesinde bu konuyla ilgili yalnızca bir haber var. Ve o haber sadece bir cümleden ibaret:

“Batman’daki terör saldırısında hayatını kaybeden müzik öğretmeni Aybüke Yalçın’dan Mağusa Limanı türküsü…”

Ne Aybüke Yalçın hakkında bir taziye mesajı var, ne de saldırıyı gerçekleştiren ve adını bile zikretmedikleri PKK’ya yönelik bir kınama… Kaldı ki Şehit Aybüke Öğretmen gibi niceleri daha var geride. Ancak görüldüğü gibi bunların federasyon nezdinde bir mini şort kadar bile değeri yok. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’ne LGBTİ ile birlikte katılan ve hevesle destek veren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun, teröre kurban verdiğimiz kadınların, Hürriyet’in de omuz verdiği linç atmosferinde tecavüze uğrayan ve vahşice katledilen Suriyeli annenin cenazesine katılmak şöyle dursun, bu konu hakkında tek kelime etmemesi acı bir riyakârlık örneği olarak ortada duruyor.

Diyanet’i de boş geçmedi

Hürriyet’in, sahip olduğu tüm olanaklarla öne çıkardığı ve madden de desteklediği Canan Güllü, bir haber mühendisliği sonucu “enseste fetva vermekle” suçlanan Diyanet İşleri Başkanlığı’na vurmaktan da geri kalmamıştı. Provokasyon amaçlı olduğu, dış basına malzeme verme niyeti güttüğü ilk bakışta anlaşılan mevzubahis olay hakkında Güllü’nün -her zaman olduğu gibi- Ayşe Arman’a söyledikleri şunlardı:

“Ensest gibi bıçak sırtı bir sorun, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından normalleştiriliyor ve olağanlaştırılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası sözleşmeler gereği, diğer tüm devlet kurumları gibi kadına karşı şiddeti önlemekle mükellef olduğunu unutuyor.”

Suçları saklanacak gibi değil

Ensest, tecavüz, şiddet gibi can yakıcı sorunlarımızın varlığını kimse inkâr edemez. Fakat Hürriyet’in bizzat vitrine çıkardığı Canan Güllü ve benzeri isimlerin bu meseleyi inatla toplumun bir kesimine ve tek taraflı olarak yıkma çabaları da gözlerden kaçmıyor. Bu kurnazlıklar, ucuz dizilerle, pespaye televizyon şovlarıyla, çocuk yaşta bir “arzu nesnesi” olarak parlatılan pop şarkıcılarıyla yarattıkları ahlaki erozyonu saklamaya yetmiyor.

Benzer konular