IŞİD ile aldatmak

Haziran 2015’te PKK’nın Suriye yapılanması PYD militanları, Amerikan uçakları eşliğinde Suriye-Türkiye sınırındaki Tel Abyad önlerine kadar gelip IŞİD tek kurşun atmadan şehir merkezini teslim ettiğinde yaşananları Akçakale’deki sınır boyundan çıplak gözle izlemiştim. Göz alabildiğine sarı toprağın kenarına oturmuş Arap ve Türkmen Tel Abyadlılar, doğup büyüdükleri evlerini bir daha görüp göremeyecekleri konusunda büyük bir merak içindeydiler. IŞİD korkusundan evlerini terk edip Türkiye’ye kaçan bu insanlar, IŞİD’in ülkede kalıcı olamayacağını ve bir gün topraklarından çıkıp gitmek zorunda olduğunu biliyordu, ancak şimdi milyonlarca dolarlık savaş oyuncaklarıyla şehirlerinin ortasına kurulup yerleşen yeni gücün ne zaman evlerini teslim edecekleri konusunda büyük bir bilinmezlik içindeydiler. Sanırım, Suriye’nin kuzeyinde çoktan beri incelen bu ip, Tel Abyad savaşı günlerinde koptu. Tel Abyad’ın kenar mahallelerinden yükselen Amerikan eseri siyah duman, binlerce ailenin üstüne çöküp kaldı. Daha sonra IŞİD’ci denilerek damgalanan ve yerlerinden sökülen Suriyeliler, PYD’nin “Eğer ülkeden çıkmazsanız köylerinizin koordinatlarını Amerikan uçaklarına verip sizi bombalatırız” tehdidine maruz kalan insanlar, milyonlarca göçmene yenilerini ekledi. Kimileri, 40 derece güneşin altında sığınılacak tek parça gölgeliğe hasret yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

Kürt muhalifleri PYD katletti

PKK’nın Suriye’de Cezire, Kobani ve Afrin adında 3 özerk yönetim (kanton) ilan ettiği süreçte, örgüt Suriye’nin kuzeyinde yaklaşık 330 km’lik bir alanı kontrol ediyordu. O süreçte PYD’nin silahlı kanadı YPG yeni yeni oluşturulmaya çalışılıyor, yıllarca resmi kimlik kartı ve eğitim haklarından mahrum bırakılan Suriyeli Kürtler zorunlu asker yapılıyor ve hafif silahlı, eğitimsiz milislerden düzenli bir ordu kurulmaya çalışılıyordu. Bunun için görev, yıllarca dağlarda kalan ve sıcak çatışma tecrübesine sahip PKK’lılara düştü. Suriye şehirlerine indirilen üst düzey teröristler, YPG militanlarını eğitmeye başladı. Bu eğitimler sürerken, Suriye’nin Kürt şehirlerinin tek hâkimi olmaya çalışan PKK, 1970 ve 1980’lerde Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde uyguladığı yönteme geri döndü. Kendilerine muhalif tüm Kürtler üzerinde büyük bir baskı ve yıldırma politikası uygulandı, sokak ortasında etkili Kürt siyasetçiler PYD tarafından katledildi, özellikle Amude’de protesto gösterilerine katılan muhalif Suriyeli Kürtler acımasız işkencelerden geçirildi. PKK’nın bu uygulamaları, ‘Rojava’nın tek hâkimi olmasının da yolunu açmış oluyordu.

Hâlihazırda binlerce muhalif Kürt ya yurtdışında mülteci olarak yaşamak zorunda ya da seslerini kısıp köşelerine çekilmiş durumda.

2013 yılında, El-Kaide içindeki fikir ayrılıkları nedeniyle IŞİD’in El-Kaide’den ayrılıp müstakil bir örgüt olarak yoluna devam etme kararı alması, Nusra Cephesi’ndeki yabancı savaşçıların büyük kısmının IŞİD saflarına geçmesine neden oldu. Esasında, Suriye direnişine en büyük zararlardan birini veren ve adeta devrimi sabote etmek üzere görevlendirilmiş gibi bir profil çizen IŞİD başta “mürted” olmakla itham ettiği Özgür Ordu askerleri olmak üzere muhaliflere saldırarak Suriye’de ilerlemeye başladı. Kendilerine biat etmeyen herkesi ve tüm grupları tekfir eden ve kanlarını kendine helal gören IŞİD, Suriye rejim güçlerinden daha çok muhalefete yüklenmeye başlamıştı.

Ancak IŞİD’in dünyada daha fazla tanınmasına yol açan olay 2014’te Kobani’ye doğru ilerlemesi oldu.

Gönüllü terör PR’ı

Birkaç gün içinde Kobani şehir merkezine ulaşan IŞİD, kenti kontrol eden YPG militanları karşısında gözle görülür bir üstünlük sağladı. On binlerce mülteci Türkiye’ye sığınırken IŞİD Kobani’yi adeta yakmaya başladı. Bu süreçte “IŞİD’e karşı direnen güç” olarak pazarlanan PYD militanları tüm dünyanın gözünde daha sempatik bir kamuflaja büründürüldü. Uluslararası basının garip bir şekilde öncelikli gündem maddesi IŞİD’in Kobani saldırısı ve buna karşı koymaya çabalayan PYD militanlarıydı. İsveç’ten İngiltere’ye kadar onlarca muhabir bu garip PR çalışmasına dâhil olmuş ve PYD’yi dünyaya pazarlamakla meşguldü.

Sonuçta PYD, “Vahşi IŞİD’e” karşı mücadele eden, Suriye topraklarını barbarlara karşı savunan bir yapılanma gibi ambalajlandı ve üst düzey uluslararası askeri ve lojistik yardımlar almaya başladı. Avrupa ülkeleri ve ABD, resmi olarak terör örgütü kabul ettiği PKK’ya gelişmiş silah ve teçhizat yağdırıyordu. O silah ve mühimmatların daha sonra savaştaki bir ülke olan Suriye’den henüz o günlerde “barış sürecinin” yaşandığı Türkiye’ye taşındığı, sonrasında asker ve sivillere karşı gerçekleştirilen terör eylemlerinde kullanıldığı anlaşılacaktı.

SDG diye bir şey yok

PYD ile PKK’nın organik bağının artık saklanamayacak kadar açığa çıkmasıyla, ABD yönlendirmesiyle yeni bir strateji belirleyen PYD, Ekim 2015’te kuzey bölgelerde yeni bir askeri koalisyon kurulduğunu açıkladı. Suriye Demokratik Güçleri adı altında kurulduğu açıklanan bu koasliyonda PYD’nin askeri kanadı YPG’nin sadece bir bileşen olduğu, Arap ve Türkmen unsurların da bu koalisyonda aktif bir şekilde görev alacağı iddia edildi. Ancak sahadaki gerçeklik, açıklanandan çok daha başka bir anlama işaret ediyordu. Örneğin SDG’nin içinde yer aldığı açıklanan Türkmen Selçuklu Tugayı’nın savaşçı sayısı hiçbir zaman 3 haneli sayılara dahi ulaşamamıştı. Yine SDG bileşenlerinden biri olarak gösterilen Arap Senadid Güçleri, sadece kısa bir süre öncesine kadar Suriye rejimi hesabına çalışan Şebbihavari bir yapıydı. Ana omurgayı, yönetim yapılanmasını, karar verici mekanizmaları PYD işletiyordu. SDG, PKK’nın uluslararası askeri yardımları daha temiz bir şekilde alabilmesi için ABD’nin önayak olmasıyla kurgulanmış buhar bir yapılanmaydı.

Teröristin tanımı değişti

Şimdi SDG (yani PYD) ABD askeri “danışmanlar” ve savaş uçakları eşliğinde IŞİD’in Suriye’deki başkenti konumundaki Rakka’ya ve Türkiye’nin kırmızı çizgi olarak kabul ettiği Fırat Nehri’nin batı yakasındaki Münbiç’e saldırıyor. IŞİD ise tıpkı Tel Abyad örneğinde olduğu gibi çevre kasabaları ve köyleri PYD’ye terk ederek geri çekiliyor. Kontrolü altındaki topraklara saldırı düzenleyen IŞİD, Mare-Azez hattında ılımlı muhalefete karşı saldırıyı arttırmak ve yığınaklarını güçlendirmekle meşgul. ABD ve Avrupa, halkı sürgün eden, su kuyularını kapatan, tarım arazilerini yakan, el koyduğu bölgelere özellikle Mahmur Kampı’ndan nüfus getirerek bölgenin demografik yapısını değiştiren PYD’yi, “IŞİD’le etkin bir şekilde savaşan müttefik” olarak kabul ederek güçlendirmeye devam ediyor.

Muhalefet oyuna geldi

ABD, “IŞİD’le iyi savaşıyor” dediği PYD’ye verdiği üst düzey desteği IŞİD’le en başından bu yana kısıtlı imkânlarla savaşmaya çalışan muhaliflere vermekten kaçındı. ABD’nin Suriye’deki lojistik operasyonlarını yürüten Ürdün merkezli Military Operation Command (MOC) muhalefete verdiği yardımı, kullanılacak alanları ambargolayarak iletti. Muhaliflerin operasyonlarında gerekli hava desteği ise hep alt düzeyde kaldı ve muhaliflerin adeta başarısız olması için gerekli her şey yapıldı ve kuzey bölgelerde muhaliflerin IŞİD terörüne karşı başarısız olduğu algısı yerleştirilerek dünya adeta PYD’ye mecbur bırakıldı. Şimdi Suriye PKK’sı PYD büyük bir koalisyonla meşru bir güç gibi dünyaya pazarlanıyor. Ağustos 2015’te, Türkiye, ABD öncülüğündeki uluslararası askeri koalisyon çatısı altında aktif olarak IŞİD’e karşı operasyonlara katılacağını açıklamış bu sürece paralel olarak önce Nusra Cephesi sonra da Ahraru’ş Şam Türkiye-Suriye sınırından çekilerek güneye inmişti. Suriye’de savaş kabiliyeti en yüksek iki İslamcı grubun, Türkiye ile sorun yaşamamak için çekilmesi ve bölgeyi ılımlı muhalefet olarak nitelendirilen Suriye Özgür Ordu’ya bırakması en çok IŞİD ve PYD’nin işine yaradı. Batı ve ABD manipülasyonuyla muhalifler her gün biraz daha fazla kaybetti.

Felluce iki yılda bir yakılıyor

Uzun bir süredir Iraklı Sünni aşiretlerle IŞİD tarafından kontrol edilen ve merkezi hükümetin sözünün geçmediği Felluce’ye karşı yapılan operasyon da Rakka Operasyonu ile eş zamanlı olarak başlatıldı. Bir nebze de Irak’taki siyasi krizi gölgelemek için başlatılan bu operasyonda havadan ABD uçakları yerdeki Irak rejim kuvvetlerine destek veriyor. Esasında 2004 ve 2006’da Amerikalılar Felluce’yi adeta taş üstüne taş bırakmamacasına yıktı. 2010, 2012 ve 2014 yıllarında ise Maliki Irak’taki Sünni muhalefetin kalesi durumunda olan Ambar vilayetine geniş kapsamlı operasyonlar yaptı. Şimdi de Irak ordu birlikleri, Şii milisler ve ABD uçakları koordinesiyle Felluce’ye yeni bir operasyon yapılıyor. Görüldüğü üzere Felluce’ye iki yılda bir geniş kapsamlı operasyonlar düzenleniyor. Yeryüzünde henüz IŞİD adı altında bir örgüt yokken de Felluce’ye askeri operasyonlar yapılıyordu. Iraklı bağlantılarımız Felluce’deki IŞİD varlığı sonlandırılsa dahi ileriki yıllarda Bağdat güçlerinin yeni operasyonlar yapmak zorunda kalacağını belirtiyor, çünkü sorun sadece güvenlikle açıklanmayacak kadar çetrefilli.

Sorun sosyolojik

2003 yılında ABD’nin Irak işgali sonrası Irak’ta yaşayan Sünniler organize bir şekilde baskıya maruz kaldı. Devlet dairelerindeki işleri bile yapılmayan, hakaret, keyfi tutuklama ve tacizlere maruz kalan, siyasi temsil noktasındaki hakları gasp edilen Irak Sünnileri, Anbar’daki Felluce ve Ramadi ile Selahaddin vilayetinin başkenti Tıkrit’te örgütlenmeye başladılar. Bu noktada “düşmanımın düşmanı” mantığı çerçevesinde IŞİD’le örtülü bir saldırmazlık mutabakatı da uygulandı. Sünnilerin en büyük tepkisi ise, Irak’ta yaşayan Şii’lerin İran eliyle silahlandırılması ve neredeyse halkın topyekûn şekilde milisleştirilmesi noktasında oldu. Sünni’ler haklı olarak bu durumu kendi varlıklarına çok büyük bir tehdit olarak kabul etti ve yaşadıkları bu bölgelerde kendi güvenliklerini sağlamaya dönük adımlar attı. IŞİD bu işin sadece bir parçasıydı, yaşamak zorunda kalan Irak Sünnilerinin yeni bir düşmana ihtiyacı yoktu ve IŞİD’le çatışmadılar.

Rakka ile Felluce eş zamanlı

Ancak dünya bu durumu böyle okumadı. Felluce’deki IŞİD varlığı nedeniyle, Bağdat hükümeti ve Tahran’la koordineli bir şekilde ABD operasyonu başladı. Irak’taki kaynaklarımız Felluce Operasyonu’na 20 bin federal polis ile 10 bin Şii milisin katıldığı bilgisini veriyor. Öte yandan Irak Başbakanı İbadi’nin ABD Başkanı Obama ile telefonla görüşerek artık yılan hikâyesine dönen Musul Operasyonu’ndan önce Felluce Operasyonu’nun yapılmasını istediği ifade edilse de Suriye’de Rakka Operasyonu ile Irak’ta Felluce Operasyonu’nun eş zamanlı ve eş güdümlü başlatılması planın daha öncesinden kurgulandığına ilişkin ipuçları veriyor. Tüm bunlarla birlikte Felluce’ye saldıran milisler, sivil kayıplarına her gün yenilerini ekliyor. Diğer şehirlerde İran silahlarıyla kuşanmış bu milisler eliyle gerçekleştirilen vahşi işkencelerin video kayıtları sosyal paylaşım sitelerine düşüyor.

Felluce’de de Rakka’da da Amerikalı askeri “danışmanlar” ve savaş uçaklarının desteği söz konusu. İtikadi açıdan Şia ilmihaline ve Kum medreselerine bağlılık yemini eden, Hamaney ve Sistani’ye biatlı Iraklı Şii milislerle, ideolojik motivasyonlarını Öcalan portrelerinden devşiren, Kandil orjinli PYD (SDG) militanlarının Felluce ve Rakka/Mumbiç’te Amerikan uçaklarıyla IŞİD’e karşı “fetihler” yapmaları, Ortadoğu’nun dünyaya hediye ettiği yeni bir kazıktan başka bir şey değil.

Benzer konular