FETÖ tiyatrosu Amerika turnesinde!

İranlı işadamı Rıza Zarrab’ın “göstermelik” davası geçen hafta ABD’de görülmeye başlandı. Akıbeti uzun zamandır belli olmayan Zarrab, uzun süre hapiste kaldıktan sonra ABD ile anlaşarak itirafçı oldu ve “sanık” statüsünden “tanık” statüsüne terfi etti. Zarrab’ın davalarda söylediklerinin gerçek bir “itiraf” olduğu konusunda ciddi şüpheler var. Zira Zarrab, 17/25 Aralık sürecinde FETÖ eliyle ortaya konan uydurma tezleri olduğu gibi aktarmaktan başka bir şey yapmıyor.

FETÖ’nün bitiremediği iş Kılıçdaroğlu’na emanet

Zarrab Amerikan mahkemelerinde konuşmaya başladığı anda bir başka isim de Türkiye’de konuşmaya, daha doğrusu kamuoyunu birbirine katacak iftiraları peş peşe sıralamaya başladı. O isim, Türkiye’ye yönelik yeni bir operasyonun yürütücülüğüne gönüllü olduğu anlaşılan Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. CHP lideri, FETÖ’nün 17/25 Aralık’ta başarıya ulaştıramadığı işi, tam da kaldığı yerden devralmış görünüyor.

Son birkaç ay içinde adım adım “inşa edilen” davada rüşvet teması öne çıkarılsa da siyasi yansımalara bakıldığında bunun bir “Türkiye’ye müdahale” girişimi olduğu ve 15 Temmuz’la doğrudan bağlantısı bulunduğu anlaşılıyor. Fakat 15 Temmuz’un aksine bu kez silahla değil, ekonomik araçlarla bir darbe planlanıyor. Hâlihazırda süren davanın, bu darbenin altyapısını oluşturmaya yönelik bahanesi olacağı aşikâr.

Ne davası olduğu belirsiz

Davaya konu olan “görünürdeki” suçlamalara baktığımızda dört başlık öne çıkıyor:

1- ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları ihlal etmek

2- Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı ihlal edip İran ve İran kurumlarına para transferi yapmak

3- ABD finansal kurumlarını dolandırmak

4- Banka dolandırıcılığı ve kara para aklamak

Birleşik Devletler’in resmi ağızları “Bu ekonomik bir dava” dese de Amerikan kamuoyuna yön verenler ortada bir “terör ve yolsuzluk davası” varmış havası estiriyor. 17/25 Aralık operasyonlarını yürüten “büyükbaş” FETÖ mensuplarının çoğunun ABD’de yeniden istihdam edildiği göz önünde bulundurulunca bu algıyı kimlerin körüklediğini anlamak uzun sürmüyor.

‘Dünya ABD’den ibaret değil’

Peki, Türkiye İran’la ticaret yaparak bir uluslararası anlaşmayı mı çiğnedi? Ortada devlet eliyle işlenmiş bir suç mu var? Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu iddiaları “Dünya ABD’den ibaret değil” diyerek kesin bir dille reddetti:

“Bunlar sistematik, geçmişte yapılanlar tekrarlanmak isteniyor. Savunmada kalacak halimiz yok. Dünya ABD’den ibaret değil. İran ile ticari ve enerji ilişkimiz var. Ambargoyu biz ihlal etmedik. Davadan ne çıkarsa çıksın doğru olanı yaptık. Biz ABD’ye böyle bir taahhütte bulunmadık. Ambargoyu kendileri deliyor. Boeing uçak anlaşması yaptılar. Bu konuda yaşayacağımız sıkıntı yok. İran ile ticari ilişkilerimiz var.”

Ambargonun amacı neydi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da belirttiği gibi, ortada herhangi ihlal söz konusu değil. Türkiye, mevzubahis süreçte İran’la olan ticaretini BM ambargosuna sadık kalarak sürdürdü; ABD’nin ayrıca öne sürdüğü ambargo kuralları yalnızca kendisini bağlıyordu. Kaldı ki Almanya ve Fransa gibi Avrupa devletleri bile İran’la ticari ilişkilerini sürdürürken Türkiye’den sınır komşusuyla, hem de enerji tedariki konusunda başı çeken bir komşusuyla tüm ilişkisini kesmesini beklemek komik olurdu.

Bu durumda akıllara şu soru geliyor: Amerikan ambargosu tam olarak hangi işlevi görüyordu? Koparılması mantıksız ve olanaksız ticari ilişkiler neden abluka altına alınmak isteniyordu? Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’e göre, bu bir “İran’ın paralarına çökme” operasyonuydu. Karagül’ün 01 Aralık 2017 tarihli yazısının ilgili bölümü şöyle:

‘İran’ın parasına çökmek istediler’

“Ambargo kararı ile FETÖ’nün İran paralarına çökme planı arasında ilişki vardır, bu bir ABD projesi olarak uygulanmıştır. O dönemde FETÖ İran’la ne kadar iş yaptı, hangi yolları ve kimleri kullandı, örgüt içinde kimler ne kadar komisyon ya da rüşvet aldı, para trafiği nasıl yönetildi, Dubai bu işin neresindeydi, incelenmelidir.

Muhtemelen İran, FETÖ’nün arkasındaki CIA bağlantısını, ambargo kararıyla kurulan tezgâhı görmüş ki, ilişkiyi onlarla yürütmedi ya da bir yerde kesti.

İşte tam on andan itibaren FETÖ İran düşmanı kesildi. İran karşıtı kitaplar yayınlamaya, ‘mut’a sempozyumu’ yapmaya, ‘Selam-Tevhit soruşturması’ dosyası hazırlamaya, ‘Acem uşakları’ söylemini, ‘beş bin casus hemşire’ palavralarını dillendirmeye başladı.

Neredeyse İran’a savaş açacaklardı. Neredeyse İran’la ticaret yapan herkesi hapislere dolduracaklardı. 17-25 Aralık dosyası böyle bir dosyadır. Ekonomik darbe girişimi o zaman başladı. Korkunç bir öfke ve kinle hareket eden FETÖ, aynı kin ve nefretle hareket eden ABD istihbaratıyla birlikte Türkiye’de hükümet devirmeye girişti. Mesele kazanamadığı, elde edemediği paralardı.”

İddianame 17 Aralık fezlekesinden

Bunca karmaşık detayın ortasında, açıklananlar kadar “açıklanmayanlar” da dikkat çekiyor. Sözde delillerin ABD’li savcıların eline nasıl geçtiği sorusu gibi. Davaya temel oluşturan sahte delillerin FETÖ eliyle oluşturulduğunu Türkiye kamuoyu biliyor. Bu gerçeği inkâr edenlerin ise ortaya süreceği, “Birisi bavulla getirdi” türünden bile bir karşı argümanları yok.

Davayı ilk açan savcının Preet Bharara olması bile başlı başına bir skandal. İddianamesinde 17 Aralık kumpasında FETÖ’nün hazırladığı fezlekeden “yararlanan” Bharara, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da FETÖ’den yana tavır almıştı. Twitter’da “Erdoğan rejimi Zarrab davasının polislerinin eşlerini tutukluyor” diye yazan da yine Bharara’ydı.

Bilirkişiler Türkiye karşıtı FDD’den

Yalnızca savcı değil, bilirkişiler de oynanan tiyatronun ne derece iyi hazırlandığını gösterir nitelikte. İsrail’e yakınlığı, “neocon” kimliği ve Türkiye karşıtı söylemleriyle bilinen Demokrasileri Savunma Vakfı’nın (FDD) Başkanı Mark Dubowitz ve Başkan Yardımcısı Jonathan Schanzer’dan bahsediyoruz. İran’la nükleer anlaşmaya ve Tahran rejimine karşı sert karşıtlığıyla tanınan FDD’nin “Türkiye uzmanları”, son dönem Türkiye politikalarına sert muhalefetleriyle öne çıktı. Birleşik Arap Emirlikleri Washington Büyükelçisi ile yakın ilişki içinde oldukları ortaya çıkan bu iki isim, “Türkiye ile Katar’a karşı ortak politikalar geliştirmeye çalıştıklarını” gösteren yazışmalarla kamuoyuna yansımıştı.

Karalama operasyonda bir CHP vekili

FDD’nin “Türkiye uzmanları” kadrosunda en çok dikkat çeken isim, eski CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir. FDD çatısı altında ve yabancı basında Türkiye’ye karşı her türlü kara propaganda hamlesinde yer alan ve vekilliği Haziran 2015’te sonlanan Erdemir, son olarak Washington Post’ta yayınlanan yazısında, TRT’de yayımlanan dizilerden yola çıkarak Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “Komplocu ve Anti-Semitist” ifadelerini kullanmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17/25 Aralık darbe teşebbüsüne ilişkin soruşturma kapsamında, “FETÖ üyesi olmak” suçundan firari olarak aranan Aykan Erdemir hakkında “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma çalma” suçundan yakalama kararı çıkarmıştı.

Kocaman bir tiyatro

Gezi Parkı’nda, 17/25 Aralık’ta, 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi bu kez de asıl hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu ortada. Bu gerçeği, davanın Türkiye’deki gönüllü sözcüleri de inkâr etmiyor zaten. Önce halk ayaklanmasıyla, ardından yargı darbesiyle, son olarak da askeri cuntayla devirmeye çalıştıkları Erdoğan’ı, bu kez uluslararası bir yaptırımla vurmaya çalışıyorlar. Önceki tecrübeler bize gösterdi ki Türkiye’nin varlığına ve birliğine karşı düzenlenen bu saldırılar her defasında halkın Erdoğan etrafında daha çok kenetlenmesiyle sonuçlandı. Bu kez böyle olmayacağını düşünmelerine sebep olan şeyin ne olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Benzer konular