Diyanet üzerinde kirli oyunlar

mehmet-gormezden-hac-ibadeti-sirasindaki-ihmallere-elestiri-h8979

İslamiyet, doğduğu günden beri Batı tarafından “karanlıkla” eşleştirilmeye çalışılan bir din. Yüzyıllar boyunca tüm yazılı ve sözlü kültürel aktarım araçlarını kullanarak yürütülen bu saldırı günümüzde de tüm hızıyla sürüyor. En geniş tanımlı kavramlardan, gariban bir ülkenin az bilinen geleneksel ritüellerine kadar İslam’la ilgisi olan her olgu bu saldırının malzemesi haline getirilebiliyor.

Müslüman imajını belirli çizgilere hapsetme niyetinde olanlar, bunu yalnızca “uzaktan uzağa”, Hıristiyan bir Batı ülkesinden Müslüman bir Doğu ülkesine doğru yapmıyor. Çoğu kez, Müslüman ülkelerdeki medya araçları da bu sinsi amaca hizmet verecek biçimde kullanılıyor. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi.

‘Sapık Müslüman’ her yerde!

Hürriyet gazetesinin ve onunla ilişkili bazı internet sitelerinin başını çektiği bir grup medya kuruluşu, uzun yıllardan beri kurnazca bir habercilik çizgisi takip ediyor. Buna göre, periyodik aralıklarla ve hedeflenen algı yönetimine uygun biçimde hazırlanan haberlerle, hayali bir “sapık Müslüman” profili oluşturulmaya çalışılıyor.
Mevzubahis haberlerde özellikle iki husus öne çıkarılıyor: “Sapıklık” ve bu sapıklığı işlediği iddia edilen kişinin sıfatı. Ülkesinde tanınıp tanınmadığı, hatta gerçekten bir fetva makamı olup olmadığına bakılmaksızın, özellikle tecavüz, ensest, pedofili gibi, insanların en hassas olduğu konularda zikredilmiş saçmalıklar son dakika bantlarında “MISIRLI ÂLİMDEN ŞOK FETVA: 5 YAŞINDA ÇOCUKLA EVLENEBİLİRSİNİZ!” şeklinde duyuruluyor. Bu tip haberlerin peşine düştüğünüzde ya haberin öznesinin dikkate değer biri olmadığını, ya çok eski tarihlerde yaşanmasına rağmen yeniymiş gibi sunulduğunu, ya da hâlihazırda kendi ülkesinde de çok sert tepkiyle karşılandığını görüyorsunuz.
Türkiye, bu art niyetli yaklaşıma rağmen “Müslüman” kavramını kirletme çabalarına prim tanıyan bir ülke değil. Yine de fitneden, dezenformasyondan kurtulamıyoruz; istedikleri zaman saldıracak bir nokta buluyorlar.

Köhnemiş numaralar: Alevi-Sünni gerginliği

Bu saldırılar, bir süreden beri Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde yoğunlaşmış durumda. “Kurumun gerekliliği” üzerine başlatılan, bazı siyasi partilerin de klişelere dayanarak desteklediği ve derinleştirdiği tartışmalar, bir süre sonra Başkan Mehmet Görmez’in şahsına yöneldi. Kuruma alınan makam aracı üzerinden fırtınalar koparan kimi gazeteler, Görmez’in şahsi ihtiyaçları için Diyanet’in bütçesinden çok büyük paralar harcadığını, hatta “altın kaplama duş başlığı” aldırdığını bile yazdı. Ancak asıl atak başka yerden geldi.

Bundan birkaç hafta önce Cumhuriyet, BirGün, Sol, Taraf, Sözcü gibi gazeteler, sözleşmişler ve tek bir yerden yönlendirilmişler gibi peş peşe “skandal fetva” haberleri yayınlamaya başladı. İçeriğine bakıldığında, skandal sıfatını hak etmek şöyle dursun, gayet özenle cevaplandığı görülen bu fetvalar, manipülatif başlıklarla haberleştirildi.

Özellikle sosyal medyada yoğun biçimde tartışılan o fetvalardan biri şöyle sunulmuştu: “Diyanet’ten skandal fetva: Aleviyle evlenilmez!” Bir Sünni ile Alevi’nin evlenip evlenemeyeceği sorusuna verilen cevap ise tam olarak şöyleydi:

“Birisiyle evlenmenin caiz olup olmaması, kişinin etnik, siyasi, kültürel, mezhep, meşrep, tarikat yapısıyla ilgili değildir; Müslüman olup olmamasına bağlıdır. Günümüzde Sünni veya Alevi kökenli olup da bu iki geleneğin uzağında hatta alakasız nitelikte olan mesela ateist olan insanlar da vardır. Bir Müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir. Ancak iman esaslarına inanan, İslam’ın şartlarını kabul eden, -bir kısmını uygulamasa bile- bunları reddetmeyen kişiler ise Müslümandır. Böyle kişilerle hangi mezhepten olurlarsa olsunlar evlilik yapmak caizdir.”

Sisteme sızan fitneciler kim?

Miras, şahitlik vs. gibi konularda modern hukukla çelişiyor görünen fetvaların kıyıdan köşeden çıkarılarak, sanki Diyanet işi gücü bırakıp bir anda bu konulara eğilmiş gibi sunulduğu bu süreçte, bir de “sahte fetva” hadisesi yaşandı. “Kız çocuğu, nikâh, cinsel arzu” gibi dikkat çekme potansiyeli yüksek anahtar kelimelerin bolca kullanıldığı bu fetva, güya İslam âlimlerinin geçmişte verdiği “sapıkça” görüşleri içeriyordu.

Diyanet’in ciddi kontrol mekanizmalarıyla işlettiği ve yalnızca alanında uzman hocaların giriş yapabildiği uygulamaya böyle bir fetva girilmesi elbette mümkün değildi. Nitekim, olay duyulur duyulmaz ilgili sayfaya müdahale edildi ve uygulama derhal kapatıldı. Haberi büyük bir iştahla paylaşan gazetelere göre bu bir karartma girişimiydi. Ancak işin aslı farklıydı; bir hafta boyunca peş peşe patlatılan “skandal fetva!” haberlerinin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı istese bile fitneye bu kadar müsait bir fetva vermezdi. Ki vermemişti de, üzerine atlamaya hazır kitleye bahane sunma derdindeki birileri (kim oldukları TİB’den gelen profesyonel ekipler tarafından araştırılıyor) bu fetvayı üretip servis etmiş, yukarıda ismini andığımız gazeteler de haberi süratle yaymışlardı.
Yaşananları bir adım geri çekilip muhakeme ettiğimizde, Diyanet üzerinde bir oyun oynandığını fark etmek hiç de güç değil. Ancak amacı ve araçları belli bu oyunun aktörlerinin kim olduğu şimdilik net değil.

‘Bizim üzerimizden İslam’a vuruluyor’

Diyanet’e yönelik saldırı ve iftiraların arka planında neler olabileceğini bizzat en yetkili isme, DİB Başkanı Sayın Mehmet Görmez’e sorduk.

Malum fetva üzerine yaşanan tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birkaç önemli husus var. Bir tanesi, bizim böyle bir fetvamız yok. Yani herhangi bir vatandaşın sorusuna verdiğimiz böyle bir cevabımız yok. Gazetelerde, basında yayınlanan metin o metne konulan başlık hiçbir aklın isnat edemeyeceği bir şey. Aile hayatına iffeti ve nezaketi bütün yönleriyle getiren İslam dinine böyle bir şeyin isnat edilmesi kabul edilemez. Ben bunu bir haber değil, İslamofobik nefret içeren gayriahlaki ve gayriinsani bir haber mühendisliği olarak değerlendiriyorum. Bu konuda şahsen haberin medyada yer aldığı andan itibaren önce sadece bir tekzip metni yayınladık, kendim konuşmadım. Konuşmamamın sebebi de şuydu: Ben bu ülkede kendini bilen, üç aşağı beş yukarı Diyanet İşleri hakkında bilgi sahibi olan toplumun, sosyal hayatın her alanında var olan bir kurumun, aklını ve ahlakını yitirmemiş hiçbir insanın isnat edemeyeceği bir sözü söylediğine inanmayacağını zannettim. Ama bu algı operasyonları bunun böyle olmadığını gösteriyor. Hem saf insanların, hem de buna teşne olan bazı kişilerin buna inandığını görmekten büyük bir ıstırap duydum. Bu haber gibi çok haber yapıldı, daha doğrusu Diyanet’i itibarsızlaştırmak için çok haber yapıldı ama bu kadar kötüsü, bunun kadar çirkini hiçbir zaman olmadı. Çünkü bu haber, ülkemizdeki yüz bini aşkın din görevlisini kendi cemaatinin yüzüne bakmayacak hale getirmeyi amaçladı.

Peki bu fetva sisteme nasıl girildi?

Habere konu olan meselede, tüm insanlığın benzer sapkın düşünceler içerisinde olabileceği ve yanlışlar işleyebileceği biliniyor. Ama bize sorulan, yani bizim dönemimizde bize sorulan 13 soru olmuş. Bu 13 sorudan 12’sinde, bu davranışın patolojik bir sapkınlık olduğunu, bu duygular içinde olan kişinin müşahede altına alınması gerektiğini ifade etmişiz. Diğer taraftan, hukuka müracaat edilmesi gerektiğini söylemişiz. Ama aynı zamanda bunun Allah katında nasıl bir suç, nasıl bir günah olduğunu, insanı aileyi nasıl yok eden bir kötülük olduğunu anlatmışız. Fakat bir bilgi yığını içerisinden yanlış tercüme edilmiş iki metnin cevap olarak verildiğini, bir metnin de dışarıdan dâhil edildiğini görüyoruz. Hiçbir uzmanımızın böyle bir cevap verdiği yok. TİB görevlileri davet edildi. Onlar bunu bütün yönleriyle incelediler. Üzülerek belirteyim, sistemde bir takım kaçakların olduğu ortaya çıktı. Bu kaçakların kimlerden kaynaklandığı tespit edilmeye çalışılıyor.

Gelmesi muhtemel benzer saldırılar için önlem aldınız mı?

İstismara açık bir alan. Bir defa öncelikle yasal bir zemine kavuşturmak gerekir. Çünkü din savunmasız. Din kadar savunmasız bir değerler manzumesi yok bu ülkede. Bir şahsa hakaret ettiğinizde o hakkını arayabiliyor. Ama en azından dini meselelerde haber yapacak insanların dini biliyor olması gerekiyor. Hadisle ayeti karıştıran, mihrapla minberin, hutbeyle fetvanın, haramla hürmetin farkını bilmeyen bir takım gazetecilerin bu işte kalem oynatması, haber yapması, bu haberler üzerinden istihzalar üretmesi, hakaretler etmesi kabul edilemez. Mühendislik kısmına gelince, bir gün önce bu yanlış hezeyana on altı bin tıklama olmuş. Bunun bir gün önceden, haber başlar başlamaz bir organizasyon şeklinde Diyanet’in üzerine bir itibarsızlaştırma kampanyası ile yürüme konusunda ittifak eden çevrelerin olduğu çok açık bir şekilde görülüyor doğrusu. Sözcü’nün son yaptığını gördünüz. Kürtaj yapan bir hanımefendinin ne yapması lazım sorusuna kefaret gerekiyor denmiş. Kefaret de eski kitaplarda 5 deve olarak geçiyor. Biz onu bugüne çevirip 82 gram altın demişiz. Ancak “82 gram altın” ifadesine yer vermeden manşete taşıdılar. Tabi maksat farklı olduğu için, devenin kafasına benim sarıklı cübbeli kafa fotoğrafımı koyup “Yok deve” diye yazdılar. Buna kalp dayanmaz. Hedef ben olsam gam yemem. Hedef Diyanet olsa yine gam yemem. Ama hedef İslam. Bizim üzerimizden İslam’a vuruluyor. Bunu nasıl önleriz bilmiyorum.

Benzer konular