Bize o kadar çok özür borçlusunuz ki…

President George W Bush visits CIA Headquarters, March 20, 2001.

Türk ordusu bugünlerde Suriye’de DEAŞ’la çarpışıyor. Aylarca bir kara propaganda dâhilinde “yardım ettiği, işbirliği içinde olduğu” iddia edilen DEAŞ’la. Şehit ve gazilerimiz var, ama kararlı biçimde ilerliyoruz, o vahşi teröristleri ağır da olsa püskürtüyor ya da yok ediyoruz.

DEAŞ’a karşı verdiğimiz bu mücadelede, onu başımıza saran, onunla ortak olduğumuzu iddia eden, onunla güya “düşman” olan hiçbir devlet yanımızda değil. Halep’e, içinde yaşayan insan sayısınca füze atan katliam koalisyonu, DEAŞ karşısında kılını dahi kıpırdatmıyor. Aksi gibi, DEAŞ operasyonu adı altında Özgür Suriye Ordusu’nu vuruyorlar. Kâğıt üstünde birbirlerine rakip görünen ABD, Rusya ve Almanya gibi devletler, silah ve istihbarat desteği sağlamak için bir başka terör örgütü olan YPG üzerinde birleşiyorlar. DEAŞ’ın Şii versiyonu olan Haşdi Şabi’ye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar.

Türkiye için kurulan iftira tezgâhı

Kimin ne yaptığının çok zor anlaşıldığı ya da hiç anlaşılmadığı, dünyanın önde gelen devletlerinin çıkarlarını korumak ve yeniden çizilen haritada söz sahibi olmak için vahşileştiği, binlerce masum ve mazlum sivilin kanının akıtıldığı bu çirkin ve kara tezgâhta insanı ve insanlığı önceleyen tek ülke Türkiye. Fakat ilginçtir ki bu kadar net bir resme rağmen sürekli terörle ilişkilendirilen, iftiralara maruz kalan, aleyhine kamuoyu oluşturulmaya çalışılan, “diktatörleştiği” iddia edilen ülke de Türkiye.

Tüm bunlara karşın, tarih boyunca olduğu gibi, “gerçek” bir şekilde kendini gösteriyor. Bilindiği üzere, Türkiye’ye atılan ve aylarca her alanda aleyhine kullanılan iftiraların en ağırı, DEAŞ’tan petrol satın aldığımızdı. Hiçbir temeli ve delili olmayan bu iddianın çıkış noktası ABD’ydi. 2014’te Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Türkiye’nin DEAŞ’tan petrol aldığına ilişkin bilgileri olduğunu söyledi. Hürriyet muhabiri Sevil Erkuş’un Dışişleri Bakanlığından bir yetkiliye dayandırarak aktardığına göre Çavuşoğlu bu iddiayı yalanladı ve “Size bilgi verenleri biliyoruz; bu çok ciddi bir itham, bana bunun belgelerini verin” diye tepki gösterdi. Bir süre sonra Çavuşoğlu’na, içinde Türkiye’deki bazı koordinatların yer aldığı bir dosya iletildi. Türk istihbarat birimlerince incelenen dosyadaki koordinatlar, Kilis Belediyesinin asfalt şantiyesine ait çıktı. Yine Hürriyet’in haberine göre Dışişleri yetkilisi, bu bilginin ABD’ye iletilmesini ardından Kerry’nin sözlü, ona bu istihbaratı sağlayan CIA’nin de yazılı olarak özür dilediğini söyledi.

Yarım ağızla DEAŞ özrü

Bu haberin ardından, bazı medya organlarında “ABD’nin kimseden özür dilemediği” yönünde iddialar yayınlandı. Ancak bir ABD Dışişleri yetkilisinin “lafı evirip çevirdiği” şu açıklama, özür meselesini doğrular nitelikteydi:

“Daha önce de dediğimiz gibi ABD, Türk hükümetinin petrol ticareti için DEAŞ ile işbirliği içinde olduğu yönündeki iddiayı reddetmiştir. Türkiye DEAŞ ile mücadelede hayati bir rol oynuyor. DEAŞ’ın petrol kaçakçılığı, aslında Türk hükümetinin ve diğer DEAŞ karşıtı koalisyon üyelerinin petrol çıkarma ve ulaşım altyapısını hedef alan çabaları sayesiyle azaldı. Diplomatik görüşmelerin ayrıntılarıyla ilgili konuşmayacağız, bu konudaki değerlendirmemiz değişmemiştir.”

Yine ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass’ın açıklamaları da özrü doğrular nitelikteydi:

“Bazı değerlendirmelerimizin düzeltildiğini ya da biraz hedeften şaştığını kabul ettik. Ve biz bunu her zaman yapıyoruz. Hata yaptığımızda bunu itiraf ediyoruz.”

Peki, özür dilenmiş ya da dilenmemiş olsun, iftira olduğu açıkça belli bu yalanı kimler büyüttü? Hangi siyasetçiler, gazeteler ve yazarlar, sırf Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda küçük düşürmek için, vatan bilincini ayaklar altına alarak bu yalana sarıldı. Gelin birlikte bakalım.

Yalan imalatçıları: Sputnik, Cumhuriyet, BirGün…

Öncelikle bir detay verelim: ABD merkezli bu iftirayı uluslararası arenada en çok dillendiren ülke, yaşanan uçak krizinin de etkisiyle Rusya oldu. İngiltere de resmi ağızlardan değilse bile basın yoluyla bu iftirayı yaymaya çalışan ülkelerdendi. Almanya da tıpkı İngiltere gibi medya gücünü kullanarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan ülkelerden biriydi. Özellikle bu üç ülkenin “itelediği” iftiraya Türkiye’den omuz veren basın kuruluşları ise başta Cumhuriyet, BirGün, Diken ve Rus merkezli Sputnik oldu.

Birkaç örnek: Sputnik’in 22 Aralık 2015 tarihli haberi, “IŞİD’in Adıyamanlı üyesi konuştu: Petrol Türkiye’ye satılıyor”. Cumhuriyet’in 12 Temmuz 2016 tarihli haberi: “IMF: IŞİD, petrolü Türkiye’ye satıyor”. Cumhuriyet’in 17 Aralık 2015 tarihli haberi: “Norveç: IŞİD petrolü Türkiye’ye gidiyor”. Cumhuriyet’in 30 Kasım 2015 tarihli haberi: “IŞİD petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e satılıyor”. BirGün’ün 2 Aralık 2015 tarihli haberi: “Erdoğan ve ailesinin IŞİD’le petrol ilişkisi var”. Sputnik’in 24 Mart 2016 tarihli haberi, “IŞİD’in Türkiye’ye petrol sattığının kanıtları”.
Liste böyle uzayıp gidiyor. Üstelik bunlar yalnızca “petrol” iftiraları. Can Dündar’ın başını çektiği “Türkiye DEAŞ’a silah sağlıyor” yalanı için ayrı bir “performans” söz konusu.

Kara propaganda CHP eliyle mecliste

Meselenin siyaset ayağı daha vahim. Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılık yemini eden birçok CHP ve HDP milletvekili, ülkelerini kirli bir tezgâhın içine çekmeye yönelik bu iftira kampanyasına bile isteye destek verdiler. Onlardan biri, CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’di. Pavey, Türkiye’nin teröristlerle petrol ticareti yaptığı iddiasını 3 Aralık 2015’te bir soru önergesiyle gündeme taşıdı. Pavey’in “merak ettiği” konuların bir kısmı şunlardı: “Türkiye’nin IŞİD ile bir petrol antlaşması mı vardır? Var ise koşulları nelerdir? İddia edildiği gibi ‘kamyon kamyon petrol’ taşınıyorsa, petrol getiren kamyonlar karşılık olarak ne taşımaktadır?”

Yine dönemin CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Edipoğlu’nun 13 Haziran 2014’te Taraf gazetesine yaptığı açıklamalar şu şekilde: “IŞİD, bu sene işgal ettiği petrol bölgelerinden elde ettiği 800 milyon dolarlık petrolü Türkiye’de satıyor. Hatay sınırına yakın köylerden borular çekiyorlar. Benzer boru hatları Kilis, Urfa ve Gaziantep’te de var. Bunu Türkiye tarafına aktarıp paraya dönüştürüyorlar. Petrolü rafinerilerden getiriyorlar, maliyet sıfır. Suriye’de sınıra yakın yerlerde ilkel yöntemlerle rafine ediyorlar ve Türkiye üzerinden satıyorlar bunun değeri de 800 milyon dolar.”
CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok ise, İngiliz The Guardian gazetesinin iddialarını Meclis’e taşıyarak dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na şunları sordu: “IŞİD’in Türkiye’ye petrol satmasını kolaylaştıran kamu görevlileri veya siyasiler var mıdır? Varsa kimlerdir? Petrol alımını gerçekleştirenler devletin güvenlik güçlerince korunmuş mudur? IŞİD’in Türkiye’ye sattığı bu petrolün karşılığı yalnızca nakit olarak mı ödenmiştir? Petrol karşılığı Türkiye’den silah veya mühimmat ile ödeme yapılmış mıdır?”

ABD özür diledi, peki ya siz?

HDP’li vekiller de bu “yarışta” CHP’nin gerisinde kalmadı. En başta milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ve İdris Baluken, TBMM’de birkaç defa soru önergesi verdi. Ayrıca bu iddiaları çeşitli gazetelerde ve sosyal medya hesaplarında defalarca dillendirdiler. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da çeşitli konuşmalarında bu iddiaları gündeme taşıdı.

Gelgelelim, iddiaları tam iki yıl boyunca gündeme taşıyan bunca isim, ABD’nin çok geç, işe yaramaz ve önemsiz de olsa bir şekilde dilediği özür hakkında tek kelime etmedi. Aksi gibi, ABD’nin özür dilediği haberlerini çürütme gayreti gösterdiler. Askerlerimiz Suriye’nin kuzeyinde DEAŞ teröristleriyle çarpışırken en küçük bir utanma belirtisi dahi göstermediler.

Öte yandan, ABD’nin bu yarım yamalak özrünün elbette bir kıymeti yok. Dışişlerimiz ısrarla peşine düşmese, attıkları iftirayı hiçbir zaman kabullenmeyeceklerdi. Yine de bu özür, ABD’nin karanlık yanlarının açığa çıkması adına önemli.

Bir gün 15 Temmuz’a da sıra gelecek mi?

Gelelim asıl soruya: Acaba ABD, günün birinde 15 Temmuz’un özrünü de dileyecek mi? Ama doğrudan ama dolaylı olarak içinde yer aldığı o kalleşçe darbe ve işgal girişimi için, yıllar sonra bile olsa bir itiraf, bir pişmanlık nişanesi görecek miyiz? İhanet şebekesinin başı Fetullah Gülen’i muhafaza ettiği için, darbe girişimine acil ve net biçimde karşı durmadığı için, bölgede görev yapan komutanları FETÖ’cü komutanlarla işbirliği içinde olduğu için bir özür gelecek mi?

ABD gelecekte ne yapar bilinmez ama onun yönlendirdiği ya da kullandığı gazetecilerin, medya kuruluşlarının, siyasetçilerin havaya bakıp ıslık çalacağı kesin. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Benzer konular