Ne yaptık mukaddes emaneti?

Rahmetli üstad Necip Fazıl, “Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?” diye sorarak bitirdiği ‘Destan’ adlı şiirinde şöyle haykırmaktaydı:
“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyurunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti!”
Sahi ne yaptık emaneti? Mukaddes emaneti! Kâinatı ve çocukları?
Ne yaptığımız ortada, sapık Korelilere teslim etmişiz. FETÖ’nün kardeşi ve sapıklık ortağı MOON’un popçularına teslim etmişiz kutsî emaneti!
Hani ne derlerdi “Kızı kendine bırakırsan ya davulcuya gider, ya zurnacıya!” Gerçekten öyleymiş… Üstelik kız da olsa, erkek de olsa fark etmezmiş.
Dosyamızı okuduğunuzda göreceğiniz, üstadın haykırışındaki hâllerden zerre kadar farklı değil. CIA ve MI6’nın ‘Yeşil Kuşak’ projelerinin birer ayağı olan FETÖ ve MOON’cular sadece paramızı, zamanımızı çalmadılar. Değerlerimizi, itimadımızı, hayallerimizi, evlatlarımızı, geleceğimizi çaldılar. Çalmaya da devam ediyorlar.
Sadece onlar değil, tüm cephelerden kuşatılmış durumdayız. Dr. Mustafa Merter, birbirimizi yok sayma uğruna elimizden düşürmediğimiz, bütün mahremlerimizi ifşâ ettiğimiz, acziyetimizden görgüsüzlüğümüze dek her şeyimizi gözler önüne serdiğimiz telefonla ilgili şunları söylüyor:
‘Elimizdeki ekranlar deccaldir. Bunun muhafazakârı veya muhafazakâr olmayanı yok. Hepsi bakıyor buna. Oradan zehir aktığını düşünün, bu zehirlenme herkes için geçerli. Bakanından doktoruna, psikiyatristinden psikoloğuna herkesin bağımlı olduğu bir toplumda kime anlatacağız bunun zararını?’
Gerçekten acıklı bir durumla karşı karşıyayız. Dün uğrunda yiğitlerimizi şehid verdiğimiz Koreli gelmiş, Konya’da yahut başka şehirlerimizde dil öğretme adına çocuklarımızı devşiriyor. K-POP adını verdiği müziği ve dizileriyle bizi bize yabancılaştırıyor.
Peki, biz ne yapıyoruz?
Hiçbir şey, seyirden başka!
İçine düştüğümüz köleliğin en kıdemlisi olma uğruna verdiğimiz kahredici çabadan başımızı kaldırıp hiçbir şeyi görebilecek durumda değiliz.
Dinini diyanetini yani ahlaklı ve erdemli olmayı, hakkı hukuku gözetmeyi, tarih ve kültürünü öğretmek yerine; oğlumuza güzel, zengin ve statülü bir gelin, kızımıza yakışıklı ve bol gelirli bir damat, ev, araba, peşinde koşuşturmaya, diploma ve telefonuyla övünmeye devam ettiğimiz sürece bizi bekleyen iyi bir gelecek olmayacak. Bırakınız iyi bir geleceği, belki gelecek bile…
Hepimize düşen tek şey, emanetin hesabını vermek… Tek gerçek bu!
Haftaya 1000. özel sayımızda buluşmak niyazıyla.
Vesselam!

Benzer konular