Yaşlı Avrupa öfkesi Asel bebeğe patladı

“Nüfus yaşlanıyor mu?” Şu sıralar Avrupalı politikacıların kendisine sorduğu en önemli sorulardan biri bu. Veriler ışığında bakalım:

2017 istatistiklerine göre AB ülkeleri arasında en yüksek doğum oranının 799 binle Fransa’da. Bu doğumların çoğunluğunu Afrika kökenli annelerin oluşturuyor. Almanya, 737 binle ikinci sırada, 485 bin ile İtalya üçüncü, 418 binle İspanya dördüncü ve 369 binle Polonya’nın beşinci. Doğum oranları artan Fransa ve Almanya’da doğum yapanların ağırlıklı bölümünü yabancı kökenli annelerin oluşturuyor. Bunların din hanesinde Müslüman yer alıyor.

Bu verilerin ortaya çıkardığı kaygının ne kadar büyük olduğunuysa 2018’in ilk dakikalarında düşen bir haber gösterdi.

Alper ve Naime Tamgaç çiftinin bebeği Asel, 2018’in ilk bebeği olarak haberleştirildi. Annesinin kucağındaki bebeğin fotoğrafı altında tebrik mesajları kadar ırkçı yorumlar da yazılıyordu.

“Sıradaki terörist doğdu”, “Kadın kanser mi?”, “Neden başörtüsü takıyor?”, “Herhalde daha soğuk olamazdı”, “Ah gerçekten Viyanalı mı?” yorumlarının yanında hastane yönetimini kınayan, “Bu doğumun nesi haber?” diye gazeteye çıkışan, “Artık bu haberleri gözümüze sokmayın” diyen yorumlar gelip, sınır aşılınca Caritas Viyana Genel Sekreteri Klaus Schwertner, böyle bir durumda kırmızı çizginin aşıldığını ifade ederek ırkçı ve nefret içerikli sert bir dille kınadı.

Yorumlar silindi. Ancak tebrik mesajları da silindi. İyi niyet mesajlarının fazlalığına rağmen Avusturyalılar Asel bebeğin varlığına bir yere kadar tahammül edebiliyordu.

Burada yaşayamazsınız

asel bebekAsel bebeğin hikayesinde ete kemiğe bürünen bu durum yeni değil. Yabancı nefreti artarken, yabancıların çocuk sahibi olması ve Müslüman nüfusun çoğalması daha çok dikkat çekiyor.

Avusturya’da 2015 yılından beri ülkeye sığınan çoğunluğu Suriyeli, Iraklı ve Afgan 145 bin kişiye yönelik online nefret söylemine karşı kampanya yürüten Barbara Unterlechner, özellikle Müslümanlara yönelik basmakalıp fikirlerin sosyal medyada yayıldığını belirtiyor. Başbakan Sebastian Kurz, seçim kampanyasında, göçmenleri açıkça hedef almış ve sığınmacıların çocuk sahibi olmalarının sakıncalarına değinerek, “Bizim üzerimizden zengin oluyorlar” vurgusu yapmış, mali yardımları kaldırma sözü vermişti.

Göçmenlerin ve Hıristiyan olmayan vatandaşların çocuk sahibi olması Avrupa’da sıklıkla eleştirilen konuların başında geliyor. Nüfusu hızla yaşlanan buna karşın Hıristiyan nüfusa oranla Müslüman nüfusta artış yaşayan Avrupa bu çelişki karşısında ırkçılık reflekslerine geri dönüyor.

Doğumla ölüm başa baş gidiyor

AB istatistik kurumu Eurostat ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan doğurganlık oranı araştırmalarına göre, Avrupa Birliği üyesi 28 farklı ülkenin doğurganlık ortalaması yüzde 1,54’de kalırken, Türkiye’de doğurganlık oranının ise yüzde 2,14 seviyesinde. Interpress’in Avrupa ve Türkiye’deki doğum oranlarını mercek altına alan araştırmasına göre, Avrupa Birliği (AB) üyesi 28 ülkede 510 milyon nüfusa rağmen 5.1 milyon bebek doğarken, 5.2 milyondan fazla insan ise hayatını kaybetti. Dünyada yaşlı nüfusu, toplam nüfusunun yüzde 10’unu geçen 41 ülke bulunurken, bu ülkelerin 32’sinin Avrupa’da olduğu tespit edildi.

Türk ve Müslüman nüfus artıyor

Eurostat’ın AB ülkeleri 2016 nüfus raporuna göre, Avrupa vatandaşlarının ve göçmenlerin mevcut doğum oranlarının sürmesi halinde, 2050 yılında Avrupa’daki Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika ve Bulgaristan başta olmak üzere pek çok ülkede ikinci etnik grubun Türk nüfusu olacak.

Bu konu Avrupa medyasının gündeminde. İnterpress’in verilerine göre, bu konuyla ilgili 2017 yılında 5 bin 718 haber var.

Washington merkezli PEW araştırma merkezinin öngörülerine göre 2050’de bazı Avrupa ülkelerinde Müslüman nüfus üçe katlanabilir. PEW’a göre yüksek göç oranı devam ederse Almanya’nın yüzde 6 olan Müslüman nüfusu 2050’de yüzde 20’yi bulacak.

Yine Washington merkezli PEW araştırma merkezinin verilerine göre Avrupa’da 30 ülkede tahminen 25 milyon 800 bin Müslüman yaşıyor.

2016 itibariyle Müslümanlar Avrupa nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturuyor. Bu sayı 2010’da 19 milyon 500 bin olarak hesaplanmıştı.

2014’te başlayan göç dalgasıyla çoğu Suriye, Irak ve Afganistan’dan Avrupa’ya her yıl yarım milyon insan sığındı.

Bu verilere dayanılarak ortaya konulan sonuca göre, bundan sonra sıfır göç olursa, 2050 yılında Avrupa’nın Müslüman nüfusu yüzde 4.9’dan 7.4’e çıkacak. Kıbrıs dışarıda tutulduğunda en kalabalık Müslüman nüfusa yüzde 12,7 oranıyla Fransa ev sahipliği yapacak.

Sığınmacı akını durur, ancak diğer göçler devam ederse, Batı Avrupa ülkelerinde Müslüman nüfusunda büyük bir sıçrama yaşanacak. Bu senaryoya göre, İsveç’te Müslüman nüfusun genele oranı yüzde 20.5’i, İngiltere’de yüzde 16.7’yi, Finlandiya’da yüzde 11.4’ü bulacak.

Üçüncü ve Avrupalı politikacıların sıklıkla dile getirdiği senaryoysa, yoğun göçün 2050’ye kadar sürmesi ihtimaline dayanıyor. Bu senaryoya göre 35 yıl sonra Müslümanların nüfusa oranı İsveç’te yüzde 30’yı, Finlandiya’da yüzde 15’i, Norveç’te yüzde 17’yi bulacak. Almanya’da da Müslümanların oranı yüzde 20’ye çıkacak.

Doğu Avrupa’da Macaristan ve Yunanistan dışında kayda değer bir yükseliş gözlenmeyecek.

Kültürümüzü mü kaybediyoruz?

Bütün bu senaryolar dışında, var olan nüfusuyla da Avrupa Müslümanların doğum oranının Hıristiyanlara oranla daha yüksek olmasından mustarip.

Göç dışında Müslüman nüfusun artışına yol açacak iki ana neden olarak yaş ortalaması ve doğum oranları gösteriliyor. Araştırmaya göre Almanya’daki Müslümanların yaş ortalaması 31 iken Müslüman olmayanların ortalama yaşı 47.

Avrupa’da Müslümanlar arasında doğum oranı da Müslüman olmayanlara göre yüksek. Güneydoğu Asya kökenli çok sayıda Müslüman’ın yaşadığı İngiltere’de Müslüman kadın başına çocuk sayısı 2.9 olarak tahmin ediliyor. İngiltere’de Müslüman olmayan kadınlarda ise bu sayı 1.8.

Almanya’da ise Müslüman ve Müslüman olmayan kadınların doğum oranları arasındaki fark Avrupa geneline göre daha düşük.

Hollandalı ırkçı siyasetçi Geert Wilders “Kültürümüzü ve değerlerimizi kaybediyoruz” diyerek bu şikâyeti dillendirenlerden. “Müslüman göçmenler refahımızı elimizden alıyor” diyerek göçmenlerin ya geliş yollarının durdurulmasını ya da entegre olabilmek için Hıristiyanlaşmasını salık veriyor.

Pompei Başpiskoposu Monsenyör Carlo Liberati’nin çağrısı bütün bu kaygıları toplaması açısından, dikkate değer. Liberati İtalya başta olmak üzere Avrupa’nın geri kalan tüm ülkelerinin 10 yıl içinde Müslüman olacağını söylüyor.

La Fede Quotidiana isimli Katolik dergisine yaptığı açıklamada domuz eti yemeyip çöpe atan Müslümanları eleştiren Liberati şöyle diyor:

“Aptallığımız yüzünden 10 yıl içinde hepimiz Müslüman olacağız. İtalya ve Avrupa bugün pagan ve ateist bir şekilde yaşıyor. Tanrı’ya karşı kanunlar geliştirirken paganların inancına uygun hareket etmeye başlıyoruz. Tüm bu ahlaki ve dinî çöküş İslamiyet’e yarıyor. Çok zayıf bir Hıristiyanlık inancımız var. Bugünlerde kilise doğru dürüst çalışmıyor, düzenlediğimiz seminerler ise bomboş. Papazların sorumlu olduğu dinî bölgeler hala ayakta, ancak gerçek bir Hıristiyan hayatına dönüş yapmamız gerekiyor. Tüm bunlar İslamiyet’in yolunu açıyor. Ayrıca Müslümanların çocukları var, ama bizim yok. Tam bir düşüş yaşıyoruz. Ben bir protestocuyum. Eğer bir rahip olmasaydım meydanlarda bu durumu protesto ediyor olurdum.”

Dünyanın en yaşlı kıtası olarak bilinen Avrupa, gerçekten yaşlanınca, bunun acısı da Asel bebeğin omuzlarına yükleniyor.

Benzer konular