Teröre ininde müdahale dönemi

FILE PHOTO: Kurdish fighters from the People's Protection Unitsstand near a U.S military vehicle in the town of Darbasiya near the Turkish border

Türkiye 25 Nisan Salı sabahı Türkiye, güne Suriye ve Irak’ın kuzeyine düzenlenen hava harekâtı haberiyle başladı. TSK saat 02.00’da harekâtın, Irak’ın kuzeyindeki Sincar dağında 20 hedefe ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok dağında 19 hedefe yönelik icra edildiğini duyurdu. Gerekçe olaraksa, terör eylemlerinde istifade edilmek üzere silah ve mühimmat mobilizasyonunun yanı sıra, teröristlerin sızmalarında bölgenin geçiş rotasına dönüşmesi, bölgeden hudut karakollarına yönelen taciz ve saldırıların mevcudiyeti ve bölgeden kaynaklı tüm bu risklerin Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit ediyor olması, harekâtın gerekçeleri olarak gösterildi.

Henüz bir saldırı olmaksızın, teröre kanal açabilecek noktalarda operasyon düzenlemek ve muhtemel tehditlerin önüne geçmek, Türkiye’nin yeni terör konseptinin bir bütünü. Sürecin temeli de 15 Temmuz Darbe girişi öncesinde, 2016 Nisan ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Şehirlerden sonra kırsalı da temizleyeceğiz” açıklamasıyla atılmıştı.

Süreç kırsalda yer alan PKK’nın terör barınaklarının tespitini, bunların şok operasyonlarla imha edilmesini, şehirlerde oluşturulan 208 geçici polis noktası kalıcı hale getirilmesini kapsıyordu.

Sınır ötesi alanlar da konsepte dahil

Sınır ötesinden gelen tehditlerin artmasıyla beraber, yeni terör konsepti Türkiye hududunu da aştı. Özellikle kuzey Suriye ve kuzey Irak bölgelerindeki terörist unsurların tehdidi karşısında, askeri bir müdahalenin sinyali veriliyor, YPG kontrolündeki bölgeye Tel Abyad üzerinden başlatılacak bir operasyonun hazırlığı kulislerde konuşuluyordu.

Bir süre kulis fısıltısı olarak nitelenen bu durum, TBMM’deki 23 Nisan resepsiyonunda Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal tarafından doğrulandı.

26 Nisan’da “Sincar bölgesi bizim için ikinci bir Kandil’dir” diyen Erdoğan, yapılacak operasyonun önleyici niteliğini de açıklıyordu:

“Buralar bütün mühimmat, silahların depolandığı yerlerdir. Bu Amerika tarafına da bildirilmiştir, Rusya tarafına da bildirilmiştir. ‘Bizim buralardan oluşan tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir operasyonumuz olacak’ denilmiştir. Sincar bölgesi bizim için ikinci bir Kandil’dir. Biz ikinci bir Kandil’in oluşmasına izin vermeyeceğiz. Sincar’da yaklaşık 2 bin PKK’lı var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da altını çizdiği Türkiye’nin tehdit değerlendirmesinde Sincar ve kuzey Suriye’deki terörist oluşumlar birincil önemi haiz olması, operasyonun nedenini açıklasa da, niteliğini Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Yeşiltaş vurguluyor:

“Bu durum Türkiye’nin yeni güvenlik algısıyla yakından ilişkilendirilmelidir. Türkiye sınırlarının içinde ve dışında milli güvenliğini tehdit edebilecek her türlü tehdide karşı önleyici müdahaleyi yeni bir terörle mücadele mekanizması olarak benimsemiştir. Bu bağlamda, Sincar ve Karaçok dağlarına yönelik hava harekâtı, Türkiye’nin yeni terörle mücadele stratejisi kapsamında değerlendirilmelidir. Nitekim Karaçok dağının bulunduğu Derik bölgesi, PKK’nın terör ağını konsolide eden mühim bir mülteci bölgesiyken Sincar, kuzey Irak’ta yakında Musul çevresinde konuşlandırılabilecek muhtemel TSK unsurlarının PKK tarafından hedef alınabileceği bir harekat üssü olarak önemini korumaktadır. Öte yandan, operasyon gerçekleştirilen bölgelerde vurulan hedefler incelendiğinde, barınak, haberleşme merkezleri, mühimmat depoları ve komuta merkezlerinin hedef alındığı anlaşılmaktadır. Karaçok dağında YPG’ye ait irtibat üssündeki iletişim röleleri ve antenlerle medya birimindeki tahribat, uydu görüntülerinden anlaşılmaktadır. Bölgedeki “Voice of Rojava” ve “Çıra Radio” adlı radyo istasyonlarının hava harekâtının hedefleri arasında olduğu iddia edilmektedir. Görünen o ki PKK ve YPG’nin iletişim kanalları tahrip edilerek yereldeki unsurların irtibat kurması engellenmeye çalışılmıştır.”

PKK’nın bahar hayali suya mı düştü?

Doç. Dr. Yeşiltaş, operasyonla beraber PKK’nın yayın organlarında “Bahar kalkışması” olarak lanse ettiği planın suya düştüğünü, Türkiye’nin atak davrandığı harekâtla bölgedeki gücünün tahkim edilmeyeceğini gösterdiği görüşünde:

“TSK tarafından silah ve eleman mobilizasyonu rotaları hedef alınan PKK’nın, Türkiye sahasındaki muhtemel bir “bahar kalkışması” girişimine önemli ölçüde ket vurulmuştur. Sincar’a yönelik harekâtla PKK’nın bölgede gücünü tahkim etmesine izin verilmeyeceğinin mesajı verilmiştir. Gerek Türkiye’de gerçekleştirilen iç operasyonlar, gerek sınır ötesi operasyonlarla baskılanan PKK’nın, konvansiyonel hareket özgürlüğü sınırlandığı için Türkiye sahasında sansasyonel eylemlere başvurabileceği not edilmelidir. Öte yandan, bahsi geçen unsurlara harekâtın vereceği maddi zarar sınırlı olmakla birlikte, böyle bir harekâtın sahadaki dinamikler üzerinde yol açacağı meydan okumalar, harekâtın kazanımları açısından daha büyük önem arz etmektedir.”

TSK’nın ulaştığı telsiz görüşmelerinde PKK/PYD’li teröristlerin Amerikan askerinin korumasına güvendiği ve operasyon sonucu şaşkınlık yaşadığı görülüyor. Teröristlerin, “Onlar dostlar. Burada dostları olduğunu biliyorlar. Dostlarını vurmazlar, diyorlardı; adamlar nokta atışı yaptılar” sözleri ve ABD yönetiminin operasyondan duyduğu rahatsızlıksa Yeşiltaş’a göre, ABD’nin Rakka operasyonu kaygısından kaynaklanıyor:

“ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Türkiye’nin Amerikan yönetimiyle ya da küresel koalisyon güçleriyle koordinasyon sağlamadan hava harekâtını gerçekleştirdiğini beyan etti. CENTCOM ise operasyonun bölgede bulunan Amerikan kuvvetlerinin can güvenliğini riske attığını ileri sürerek, bölge ve uluslararası güvenliği birinci derecede tehdit eden DEAŞ ile mücadeleye odaklanılması çağrısında bulundu. Öyle görünüyor ki YPG kontrolündeki bölgedeki Amerikan askeri varlığını, müttefiklik çatısı altında açıklayan Amerikan yetkililer, Türkiye’nin milli güvenliğini sağlamak maksadıyla sürdürdüğü askeri hareketlilikten tedirgin olmakta. Muhtemel Rakka operasyonunun riske girmesinden ve DEAŞ ile mücadele odağının yitirilmesinden endişe duyan aynı Amerikalı yetkililer, koalisyon kuvvetlerini temsil eden askeri bir yetkilinin Karaçok dağındaki irtibat üssünü ziyareti sırasında PKK’lı Şahin Cilo ile aynı karede yer almasından herhangi bir rahatsızlık duymamakta.”

Sahadaki dinamikler değişti

Analistler, operasyonun Türkiye’nin değişen tavrının bir yansıması olduğu görüşünde. İki farklı ülkeye ait topraklardaki tehdit unsurlarına yönelik eş zamanlı sınır ötesi bir operasyonun ilk defa gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin terörle mücadele politikasındaki kararlılığının bir göstergesi olarak okunuyor. Bir diğer tespit, Türkiye sınır ötesindeki tehditlere yönelik meşru müdafaa hakkını, yeni bir angajman retoriği olarak kullanmakta tereddüt etmemesi. Verilen maddi zararın sınırlılığı yanında, böyle bir harekâtın sahadaki dinamikler üzerinde yol açacağı meydan okumaların büyük bir önem taşıdığı biliniyor.

Peki, bu meydan okuma neyi kapsıyor? YPG ve PKK unsurlarının Suriye ve Irak sahasındaki hareket özgürlüğünü sınırlandırmayı. YPG, TSK’nın müdahalesini Suriye’deki Kürtlerin faaliyetlerine yönelik bir tehdit olarak gördü. Karaçok dağına yönelik hava harekâtında kuvvetlerinin bir kısmını kaybeden YPJ Komutanı Nesrin Abdullah, koalisyon güçlerinin tepkisini netleştirmemesi durumunda, Rakka operasyonuna katılan YPG güçlerini geri çekebileceği beyanı, bu açıdan okunabilir.

 

Benzer konular