Müslümanları Amerikan füzeleri mi kurtaracak? – Gerçek Hayat

Müslümanları Amerikan füzeleri mi kurtaracak?

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında restleşme olarak başlayan; İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batılı güçlerin dâhil olmasıyla sert bir kavgaya dönüşen “Suriye’ye müdahale” meselesi, ABD’nin 14 Nisan’daki füze saldırısıyla sonuçlandı. Diktatör Esed’in kimyasal silah kullanmasını bahane gösteren ABD, yıllardır olduğu gibi bir kez daha Suriye topraklarına ölüm yağdırdı.

Bu, Batılı güçlerin, Rusya’nın, İsrail’in, hatta İran’ın Müslüman topraklarda yaptığı katliamların ilki değil, sonuncusu olacağına dair en ufak bir umut ışığı da bulunmuyor. İslam dünyasının içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal karışıklıkların yanında, Türkiye gibi istikrarlı Müslüman ülkelerin dünya düzenine yön verme çabalarında yalnız kalması, mevzubahis güçlerin istedikleri gibi at koşturmalarına neden oluyor.

Irak’a da adalet getireceklerdi!

Mevcut durumda asıl can sıkıcı olansa sayıları fazla değilse bile bir kısım Müslümanların diğer Müslüman ülkelere sözde “düzen ve adalet” getiren, fakat özde sömürüden ve katliamdan başka derdi olmayan dünya güçlerine alkış tutması. “Kimyasal silah kullanan Esed’in cezalandırılması” gibi görünürde haklı bir sebebe dayansa bile Müslüman bir ülkeye emperyalist güçler tarafından yapılan saldırının gerçekte ne fayda sağlayacağı sorusunu durup düşünmek gerekiyor.

Geçmişte çok fazla örneğini gördük bu durumun. ABD’nin Irak işgali “diktatör Saddam’ın devrilmesi, kimyasal silahların yok edilmesi ve Irak halkının özgürleştirilmesi” olarak sunulmuştu dünya kamuoyuna. Toz duman dağıldığında elimizde kalansa petrollerine el konulmuş, kültürel zenginlikleri yağmalanmış, terör örgütlerinin cirit attığı ve siyasal olarak bölünmüş bir İslam ülkesiydi. Libya’da da durum farklı olmadı. “Gittiğinde her şey daha iyi olacak” denilen Muammer Kaddafi öldürüldükten sonra Libya eski günlerini mumla arayacak karışıklardan başını kaldıramadı. “Taliban’la mücadele” bahane edilerek girilen Afganistan’ın durumu da içler acısı; neredeyse her hafta “yanlışlıkla” öldürülen sivillerin haberlerini alıyoruz.

ABD füzelerini alkışlamak ne kadar ahlaki?

Peki, önümüzde bunca acı örnek dururken hâlâ neden bazı Müslümanlar emperyalist güçlerin ya da onların yönlendirmesiyle hareket eden maşa ülkelerin İslam ülkelerine müdahalelerini “nasılsa bizim gücümüz yok, adalet hiç değilse onlar eliyle sağlansın” diyerek alkışlıyorlar? Tarihte gayrimüslimlerin Müslümanları zulümden kurtardığına dair tek bir örmek olmamasına, birazcık zenginliğe sahip İslam ülkeleri asırlarca sömürülmesine rağmen bu gafletin kaynağı ne? Amerikan füzelerinin İslam topraklarını bombalamasını alkışlamak ne kadar ahlaki?

Bu soruları Erol Göka’ya, Mustafa Özel’e, Ali Ayçil’e, Süleyman Ragıp Yazıcılar’a, Talha Hakan Alp’e ve Alpaslan Cambaz’a sorduk. Aldığımız cevaplar pek de iç açıcı değildi; mevcut durum değişmedikçe de “ferah” cevaplar alabilecek durumda olmayacağız.

Asla Amerikalı olamayız

Ali Ayçil (Şair – Yazar)

Öncelikle şunu söylemem gerekiyor: Suriye sahnesinde oynanan oyunu, oyuna sürekli eklemeler ve çıkarmalar yapıldığı için okumakta zorluk çekiyoruz. Esed’in, içinde bulunduğu koşullarda neredeyse tamamını ele geçirdiği bir bölgeye kimyasal silah atmış olması da tuhaf, kuşku verici bir durum. Esed’in kontrolünde olduğunu varsaydığımız güçler ne kadar onun kontrolünde bilemiyoruz tabi. Ama bildiğimiz bir şey var: Gazze’de İsrail saldırıları sırasında binerce insan katledilirken Amerika İsrail’i desteklemeye devam etti, ediyor. Öyleyse ABD’nin, bir İslam ülkesindeki sivilleri düşündüğünü söylemek saflık olur. ABD, İngiltere ve Fransa, Suriye’de etki alanlarını artırmak istiyor. Her halükarda biz iki katilden birini desteklemek durumunda değiliz. Amerika’yı desteklemek ile Amerika’nın karşısında olmak sıradan bir tercih değil. Biz hiç bir biçimde “Amerikalı” olamayız; bu bizim tarihi ve medeni bilincimizdir.

Caninin adalet sağladığı nerede görülmüş!

Mustafa Özel (Akademisyen – İstanbul Şehir Üni. İslami İlimler Fak.)

Müslümanlara ait bir toprak parçasının bombalanmasına asla sevinemeyiz.

Neden? 1- Bunu yapanlar bizim iyiliğimiz, bizim coğrafyamızın iyiliği için yapmamaktadırlar. 2- Zalimi azdırıp sonra onu cezalandırıyormuş gibi yaparak bütün dünyaya numara çekmektedirler. 3- Bunlar, dünyayı bilmem kaç kez yok edecek her türlü silahı üretenlerdir. Dolayısıyla sahici değillerdir yaptıklarında. 4- Bir şey yapacaklarsa, toplu imha silahlarını, kimyasal silahları üretenlere bir şey yapsınlar! 5- Bizim sevinebileceğimiz tek şey, sömürgecilerin topraklarımızdan çekip gitmeleridir.

Katilin, caninin adaleti sağladığı nerede görülmüştür ki, burada görülsün!

Kötüler arasında tercihe itilmek vahamettir

Talha Hakan Alp (İlahiyatçı – Yazar)

ABD, Fransa ve İngiltere gibi küresel hegomonik güçlerle, yıllardır halkının tepesine ölüm yağdıran Esed ve arkasındaki İran ve Rusya gibi bölgesel güçler arasında tercihe itilmek başlı başına vahamettir. Suriye halkının güvenlik ve refahını temel amaç edinmeyen bu iki taraftan ama biri ama diğeri lehine tavır almayı da, keza Suriye’nin selametinden çok kendi hegomonik hesapları doğrultusunda gerçekleştirdikleri saldırıları onaylamayı da hakkaniyet ölçeğinde açıklanabilir bir tutum olarak görmüyorum.

Kalbimizi korumak zorundayız

Süleyman Ragıp Yazıcılar (Yazar – Uluslararası GENÇ Derneği Başkanı)

Zalimler ve mazlumlarla olan ilişkimiz çok önemli bir mevzudur. Yeryüzünün bütün zalimlerine karşı nefret yoksa içimizde, dünyanın bütün mazlumlarını merhametle sarma niyeti taşıyamıyorsak, insan olmanın hiçbir manasına erememişiz demektir. Ne zalimlere meylederiz ne de mazlumlara duyarsız kalırız, Müslüman olmak zalimler ve mazlumlar konusunda eşsiz ve asil bir ufuk verir bize. Esed katmerli bir zalimdir, mazlumların ahı can yakıcı bir azap olarak ya bu dünyada ya da ahirette kendisine ulaşacaktır. Zahir sebep ne olursa olsun, Esed’i zora sokacak, burnunu yere sürtecek her vesile Suriyeli mazlumları,  mağdurları, mültecileri vs. sevindirir, bu çok normal, yaşanan dramların tabii ve duygusal bir çıktısıdır bu. Lakin feraset sahibi herkes bilir ki ABD’nin Suriye’yi bombalaması mide bulandırıcıdır, samimiyetten uzaktır, kirli stratejik hesapların uzantısıdır, görünüşü ıslah, hakikati ifsaddır, aklımızla dalga geçilmektedir. Olan biteni “zulme karşı harekete geçen kahraman Amerika” şeklinde yorumlayanlar, yakın zamanda Irak’ta neler yaşandığını tahlil edemeyen, ABD müdahalesinin ardından terörün o topraklarda katbekat arttığını göremeyen safdillerden başkası değildir. Hâsılı, devletler resmî olarak ne düşünürse düşünsün, bir kalbimiz var ve onu korumak zorundayız, her türlü işgalden, hamakatten, aymazlıktan, hayır suretindeki şerlerden. Basiret şart.

Ümmet bilincinde tahribat oluştu

Erol Göka (Yazar – Akademisyen)

İki kutuplu dünya ortadan kalktıktan sonra modern kapitalist dünyanın “ötekisi” olarak Müslüman dünya seçildi. O günden beri her yerden saldırıyorlar. Planlar, tuzaklar kuruyorlar. İslamofobi, DEAŞ, FETÖ ve fitneci akımlar bu saldırıların bir parçası olarak gündeme geldi. Müslüman dünyada yaşanan büyük altüst oluş, maalesef Müslümanların ümmet bilincinde büyük tahribat oluşturdu. ABD, Fransa ve İngiltere güçleri Müslüman coğrafyaya bomba yağdırırken sevinme gafleti bu sürecin sonucudur. Tek tesellimiz, bu sevince katılanların dahi ilaveten içlerinin kan ağladığını belirtmeleridir.

Ne öfkemiz doğru adrese ne sevincimiz

Alpaslan Cambaz (Yazar)

Suriye’yle ilgili gerçekten sevindirici bir hadise yaşansa bile tam sevinemezsiniz. Bir burukluğu olur o sevincin. Çünkü Suriye dediğimiz topraklar kardeş kanından, gözyaşından ibaret artık. Aklıma “vebal” gelir Suriye dendiğinde. Gözüm dalar, hüzünlenir, susarım. ABD’nin Suriye’yle birlikte anıldığı herhangi bir cümlenin bende oluşturduğu etkiyse öfkeden başka bir şey değil. Ne işleri var dibimizde? Nasıl hemen kanıksadık daha fazla Müslüman kanı dökülmesi için yazılan tüm senaryoları? Yaşamak uğruna zalim beğeneceğimize onurumuzla ölsek daha iyi değil midir? Ümmet olarak ne öfkemiz doğru adrese, ne de sevincimiz… Kaddafi’ye çok öfkelenmiştik mesela. Ölsün istedik, öldü. Peki şimdi hangimiz ilgileniyor Libya’yla? Kaldı mı öyle bir ülke?

Benzer konular