Biri sizi DE gözetliyor

Sürekli izlenmek ya da yapay zekâya sahip bilgisayarlar tarafından yönetilmek bilimkurgu dizilerine has mıdır? ABD’de patlayan Cambrige skandalına bakılırsa hayır. Aslında dünyada uzun zamandır örnekleri yaşanan sanal manipülasyon sorunu, Facebook’un kurucusu Marc Zuckerberg’in yargılanmasıyla Batı’da da tartışılmaya başlandı. Oysa, sanal mecralarda yer alan bilgilerle profil çıkarmak, yüzyılın en büyük silahının hammaddesini sağlamaya yarıyor: Veri.

4 milyar 900 milyon dolar. Bu rakamla 40 milyon insanın açlığına çözüm bulunabilir. Küresel susuzluğun önlenmesine yönelik ciddi bir adım atılabilir ya da kronik hastalıkların tedavisi için çözümler üretilebilir.

İnsanlık için türlü dertlere deva olan bu rakam Facebook’un 2018’in ilk üç ayındaki karı. İlginç olansa, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 63 artış. Şirketin bu yıl veri skandalları karşısında mercek altında olduğu düşünülürse, neden ilginç olduğunu sorusunun yanıtı da verilmiş olur.

Peki, Facebook’un karının düşmesini beklememize sebep olan gelişme ne? Genelde sosyal medyanın, özelde facebook’un özel hayatın gizliği ve demokrasiye müdahale ettiğine dair kuşkular.

Bu Avrupa ve Amerika’da infial uyandırsa da, mesela Arap Baharı’nı yaşamış bir Mısırlı için, o kadar da şaşırtıcı bir çıkarım değil. Özellikle Facebook’un “devrim” manipüle etmedeki başarısı, uzun yıllardır bir çok örnekle karşımıza çıkıyor.

Yalnızca sosyal hareketler değil, illegal işlerin manipülasyonunda da bu şirketin katkısı yadsınamaz. Beğenmediği içerikleri hızla silen facebook uzun zamandır uyuşturucu ve insan ticaretinde paravan olarak kullanıldığı iddialarına cevap vermekte zorlanıyor.

Fakat, Myanmar’daki katliam da, Arap ülkelerine yayılan sosyal patlama da, Ukrayna’daki Turuncu Devrim de, Rusya’daki seçimlerin ABD tarafından facebook üzerinden müdahaleye uğradığı iddiası da ABD seçimlerinin manipülasyona uğraması kadar ilgi uyandıramadı.

Ne? Facebook demokrasiyi mi tehdit ediyor?

Avrupa ve Amerikalıların şaşırarak sorduğu bu sorunun yanıtı, aslında dünyada uzun zamandır verilmişti. Yine de bu farkındalık Marc Zuckerberg’in mahkemesine duyulan ilginin önüne geçemedi. Merak edilen soru şuydu: “Garaj köşelerinden dünya teknoloji liderliğine uzanan modern zaman masalı bir kahraman ne söyleyecek?” Tabii ki hiçbir şey:

“Bu araçların zarar verme amaçlı da kullanılabilmesine engel olmak için yeterince çaba göstermediğimiz açık. Bu yalan haber, seçimlere dış müdahale, nefret söylemi ve program geliştiricileri ile veri gizliliği için de geçerli.”

Zuckerberg’in ifadesine bakılırsa, 2 milyar 13 milyon insanın kullandığı facebook ona “Bir tekele sahip olduğunu hissettirmiyor.” 2 milyar 13 milyon insanın bilgilerini elinde tutan bir veri ağına sahip olan bir şirketin patronu için fazla naif bir savunma yaptığı da düşünülebilir: “Benim de bilgilerim üçüncü parti gruplara satıldı.”

Sonuçta 100 kongre üyesi önünde 10 saatlik duruşmanın sonunda duruşmayı yalnızca duruşmadan ibaret görenler, facebook’un ne kadar felsefi temellere dayanan, insanları kaynaştırmak gayesiyle yola çıkıp açıklarından yararlanan kötü niyetli insanlar ve teröristlerce kullanılan “kendisi iyi çevresi kötü” bir platform olduğunu anladı.

Bu arada duruşmada facebook’un dünyanın en yaygın kullanıma sahip mesajlaşma ağı WhatsApp, Instagram ve Facebook Messenger sahibi olduğu ufak bir detay olarak zikredilip geçti.

Büyük skandal küçük bahaneler

Avrupa ve Amerika gündemine oturan Facebook’un özel hayat ihlali skandalının müsebbibi Cambridge Analytica isimli bir data analiz şirketi. Şirketin ABD 2016 seçimlerini manipüle etmek için verileri kullandığı iddiasının ortaya atılmasıyla beraber, özel hayatın gizliliği prensibi ve demokrasinin şirketlerce yönlendirilebilir oluşu Facebook’u zanlı konumuna düşürdü.

Cambridge Analytica daha önce de İngiltere’deki Brexit oylamasını manipüle etmekle suçlanmıştı. Şirket, alanında tek değil ama ismi bu süreçte öne çıktığından mercek altında. Profillerin bilgilere göre çıkarılması ne yeni ne bilinmeyen bir gerçek.

Bilgiler reklam şirketlerine satılıyor ve şirketler de kendilerine uygun kullanıcılara reklam gönderiyor. Ancak her şey bu kadar basit değil.

Son yıllarda kullanıcılara uygun pazarlama yöntemleri dışında profil de çıkarılabiliyor. Cambridge Analytica’nın istifa eden CEO’su Alexander Nix’in “psikografik” profilleme diye adlandırdığı yöntem, bilimkurguları doğrular şekilde işliyor.

Psikografik profillerle sofistike pazarlama yöntemleri geliştiriliyor. Bu da şu demek, telefonda konuştuğunuz konudan, googleda yaptığınız aramaya kadar radara girebilirsiniz. Hızlı ve etkili bu yöntemle beraber her an izleniyormuş hissinin gelmesi de mümkün. Pen Test Partners Şirketi’nden siber güvenlik uzmanı Ken Munro ve meslektaşı David Lodge zaten akıllı bir telefonun “casus” gibi kullanılabileceğini söylüyor:

“İnsanlarda kuşku uyandıran hikâyelere başta ikna olmamıştım, kişisel öykülere dayanıyor gibi görünüyordu. Ancak yanıt hepimizi şaşırtarak ‘evet’ oldu. Tek yapmamız gereken mevcut Google Anroid faaliyetini kullanmak oldu. Bunu işimizi kolaylaştıracağı için seçtik. Telefondaki mikrofonu kullanma izni aldıktan sonra internette bir dinleme sunucusu kurduk. Telefonun mikrofonunda duyulan her şey, dünyanın neresinde olursa olsun bize geri döndü ve biz de o konuyla ilgili özel reklamlar gönderdik.”

Her an dinlenmek ve izlenmek bu kadar kolay.

Cambridge Analytica’ya dönelim. İngiltere merkezli bu şirketin arkasındaki isimlerden biri Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon, finansörü ise Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçılarından ve Trump destekçilerinden Robert Mercer. Cambridge Analytica 2013’te kurulmuş, ama öncesinde Strategic Communication Laboratories Group (SCL) isimli çok daha meşhur bir şirket var. İngiltere, Endonezya, Tayland, Kenya ve daha birçok ülkede hükümetlerle ve siyasetçilerle çalışmış, kendi ifadeleriyle “psikolojik harp” ve “algı operasyonu” alanlarında uzman bir şirket.

Şirket bu becerileriyle Trump’un kampanyasını etkilemiş olabilir mi? Bu ihtimal şu anda FBI tarafından araştırılıyor. Şirketin kullandığı yaklaşık 87 milyon Facebook üyesinin bilgilerinin Rus kökenli bir Cambridge Üniversitesi profesörü tarafından ele geçirildiği bilgisini de not düşelim.

Sosyal medyanın demokrasisi olur mu?

Sosyal medyadan demokrasi beklemenin iyimserlik olduğu artık aşikâr. Kurucu Zuckerberg’in söylediği gibi, Facebook uzun zamandır içeriğini beğenmediği gönderilere müdahale ediyor. İçeriğin neye ve kime göre beğenilmediğiyse, muamma.

2016 yılında Norveçli yazar Tom Egeland  kendi duvarında fotoğrafçı Nick Ut’a Pulitzer ödülü kazandıran ve “Napalm Girl” ismiyle tanınan fotoğrafı paylaşmıştı. Saygon’un kuzeydoğusundaki Trang Bang köyünde 8 Haziran 1972’de çekilen fotoğraf 9 yaşındaki Kim Phuc ve arkadaşlarının üzerine atılan Napalm bombalarından kaçışını gösteriyor. Kim Phuc fotoğrafta çıplak, çünkü az evvel üzerine atılan bomba bütün kıyafetlerini kavurmuş. Facebook’sa, fotoğrafın çocuk çıplaklığını özendirdiği iddiasında.

Egeland bu konunun üzerine gitti ve Facebook geri adım atmak zorunda kaldı. Egeland’ın Facebook’a yönelttiği suçlamalar arasında platformun illegal çocuk ticaretinin aracısı olması iddiası da vardı ki, benzer iddialar sıklıkla gündeme geliyor.

Artık Facebook ve benzeri platformların yalnızca ilkokul arkadaşlarınızı bulmak gibi iyiniyetli bir nedenden kurulmadığı sır değil. Her biri bir tekel haline gelen Google, Microsoft ve Apple gibi şirketler tekel oluşturdukları gibi, demokratik olduklarını gösteren bir delil de yok. İnternetin Amerikan savunma sanayisi için geliştirildiğini de hatırda tutmak gerekiyor.

Üstelik yine bu şirketlerinin hepsinin kökeni ABD. Uzakdoğulu rakiplerine karşı da pek insaflı bir strateji izledikleri söylenemez. Apple led ekran teknolojisini en büyük rakiplerinden Samsung’dan aldığı için uzun bir zamandır şikâyetçi olduğunu ve sıkıştığı noktalarda “devletine” başvurduğunu hatırlayalım. 11 Eylül’den sonra başlatılan “teröre karşı savaş” konseptinin ortakları arasında yine bu şirketler var.  Birçok kullanıcı sosyal medyayı haber alma mecrası olarak da görürken, bu büyük potansiyel bu mecralarda ana akımın yetersiz kaldığı noktalarda manipüle etmek için kullanılıyor.

Bilgilerimiz saklanabilir mi? Facebook ve diğer mecralar üyelik bilgilerini paylaşırken nasıl bir yol izlemeli? Reklam verenler tüketicileri rahat bırakır mı? Kullanıcılar birer “data” olmaktan ne zaman çıkar? Bunlar cevapsız sorular.

***

Yeni beş büyük şirketler

Dijital Araştırmalar Derneği Başkanı ve Arter Reklam Siyasal İletişim ve Dijital Strateji Danışmanı Gökhan Yücel teknolojinin geldiği noktada bilimkurgu diye düşünülen senaryoların gerçek olduğunu söylüyor, dünyada artık küresel ölçekte devletler kadar şirketlerin söz sahibi olduğunu vurguluyor.

Facebook üzerinden çıkan skandal beklenmedik bir skandal mıydı?

Facebook, İnstagram, Google ve benzer platformların çıkış noktası, konumlandırmaları ve ticari modelleri kullanıcı toplayarak bu kullanıcıların bilgilerini -yani datalarını- reklam verenlerle buluşturmak. Facebook’un marka değeri 900 milyar dolar. İnsanlar bu platforma bir kuruş para ödemeden fotoğraflarını videolarını paylaşırken bu adamlar bu paraları nasıl kazandı? Sen günlük faaliyetlerini yaparken, post yazarken, görüş bildirirken, o platforma bir data bırakıyorsun. Bu adamlar da bu dataları toparlayarak bu platformu bir mecraya dönüştürüyorlar. Reklam verenlerin mikro hedeflemeyle en ince ayrıntına kadar gelir, eğitim, oturduğun yer, eğilimlerin sana ulaşmasını sağlıyorlar. Bu internet sitelerinin bizim gördüğümüz yüzler dışında bir de reklam ara yüzleri var. Bu ara yüzleri kullanan ve reklam vermek isteyenler kriterlerini bırakıyor, mesela “İstanbul, Avrupa Yakası’nda yaşayan, kadın, üniversiteli, gelir seviyesi 5 bin lira ve üzeri insanlara reklam yapmak istiyorum” diyor, ona uygun raporlamaları alıyor.

ABD’de ortaya çıkan durumda basit bir reklam veren/ tüketici sorunundan söz etmek mümkün mü?

Hayır. Cambridge Analytica bu yapıyı manipüle etmek için oluşturulmuş bir şirket değil belki ama işin içine seçim girince ve seçmene kişiselleştirilmiş kampanya mesajlarını gönderme hedefi girince bir takım odaklar tarafından sürece dâhil oldu. Şirket Trump ekibi tarafından yapay zekâ imkanlarını da kullanarak birkaç tane ufak uygulama yapıp bu uygulama üzerinden gelen dataları seçmenlere kişiselleştirilmiş kampanya mesajları olarak gönderdi. Yalnız Cambridge Analtytica değil, bilmediğimiz bir sürü şirket var. Bloomberg Businessweek kapağına bakalım: “Palantir’i biliyor musun? Sen onu bilmesen de o seni biliyor” kapağıyla çıktı. Bu şirketler anlık, gerçek zamanlı, yapay zeka destekli sistemleri kullanıyor. Nihayetinde bütün iş aslında bir reklam işi. Facebook gibi platformların iletişim platformu olarak görülmesi, insanların birbiriyle bağlantı kurmasını sağlaması reklam sektörü için ortaya çıktı, insanları birbirine bağlarken onlardan elde ettiği verileri reklam verenlerin doğru bulabilmesi için kullanıldı. 2000’li yıllarının başından beri bu işler oluyor. 2008’de Obama’nın seçim kampanyasında 3-4 bin dijital adamın çalıştığından söz ediyoruz. Onun için bu Cambridge Analytica ayyuka çıkan bölümü.

Bu platformlardaki bilgilerin açıklanmaması ya da veri gizliliği mümkün mü?

Avrupa Birliği’nde mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın, 16 yaşından küçüklere yasaklanması karar aşamasında. AB Genel Veri Koruma Kuralları (GDPR) 25 Mayıs’ta uygulamaya girecek ve insanlar şirketlerin kişisel bilgilerini nasıl kullanabileceği konusunda çok daha fazla denetim sahibi olacak. İstedikleri takdirde bilgilerinin silinmesini isteme hakkı da verilecek.  Demokrasi bu işin neresinde sorusu reklamın bu kadar öne çıktığı bir dünyada doğal olarak soruluyor. “Etik, demokrasi, hukuk” her zaman önde olan kavramlar ama bu platformların Arap Baharı’nda, Gezi sürecinde nasıl kullanıldığı biliniyor. Artık bunlar bir tahmin değil vaka olarak varlar. Hepsinde manipülasyon ve yönlendirme yapıldı. Kullanıcı hedeflerine göre hareket edildi. Bu işlerin bir sonraki aşamasında yapay zeka kullanımı var ki, bu da manipülasyonları daha alengirli hale getirecek. Türkiye’de böyle bir farkındalık hala yok. Magazinsel bir durum gibi bakılıyor. Yapay zekanın da işin içine katılmasıyla insanın yüzünün ve sesinin tanındığı ve kullanıldığı bir dönem başlayacak.

Bilim kurgu gibi bir süreçten söz ediyorsunuz?

Çin bir takip mekanizması kurdu. Her vatandaşın vatandaşlık puanı var. 2020’den itibaren ülke çapında vatandaşlarına ‘kişisel kredi notu’ vermeye .  Şimdi test aşamasında. Ülkenin dört köşesine 2 milyona yakın yapay zeka destekli kamera yerleştiriliyor. Dünyanın en değerli yapay zeka girişimi SenseTime burada kilit. Çin firması. Değeri 4.5-5 milyar dolar. ‘Sosyal skor’ diye adlandırılan bir sistem kuruldu, insanların hem sanal dünya hem de gerçek hayattaki yaşantılarını takibe aldılar. Bilim kurgu değil bunlar artık. Bunların daha kapalı veri işleme ve manipülasyon süreçleriyle ilişkilendirilmesi meselesi gündemde. Verinin mahremiyetinin önemi artacak. Bu işlerden ne kadar sakınabiliriz bunu kestirmek zor. Bu sistem şöyle işliyor, bir insanın ortalama 67 beğenisi varsa, o beğenileri analiz ederek seçmen davranışını yüzde 95’lere varan oranda bilebildiler. Facebook yüklü herhangi bir telefonda yapılan görüşmeleri de kopyalamışlar. Zuckenberg bunu kongredeki ifadelerinde açıkladı. Hatta, “Bir adamın Facebook hesabı olmasa da önemli değil ben onu yine takip ederim” dedi. Bunlar büyük algoritma imparatorlukları ve algoritmaların bir gücü var.

Verilerin ortaya çıkardığı sanal bir gücün karşılığı nedir?

Bugün 4. Endüstri Devrimi denilen yeni bir devrim var, siber fiziksel sistemler var. Bu endüstri devriminin farkı şu, hammaddesi veri. Bu süreci ateşleyen şey veri. Veriyi elinde bulunduran birçok şeyi yapabiliyor. Özellikle küresel mühendislik, küresel manipülasyon gibi. Yapay zeka konusunda etik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılıyor. Bunun en önemli örneği Elon Musk. Yapay zekânın etikliği ve güvenliği üzerine çalışan ve kâr amacı gütmeyen araştırma grubu OpenAI‘ın yönetim kurulu üyeliğini bıraktı. Bırakma gerekçesi de ticari anlamda girdiği işler. “Tesla’da otonom sürüş geliştirirken öyle işlere girdim ki, bu işlerle beraber OpenAl’da bulunmam etik bir sorun yaratabilir” diyerek ayrıldı. Şu anda beş büyükler derken yalnızca ülkelerden sözedemeyiz. Artık dünyada devletler kadar etkili 5 şirket var: Alibaba, Amazon, Microsoft, Google, Facebook. ABD, Çin, Fransa, Rusya, İngiltere de bunların ülke karşılığı. Facebook için dünyanın en büyük devleti deniliyor zaten. Bir de bu kurumlarla devletler arasındaki ilişkiler daha da sıkılaştı. Google Pentagon’la 2017 Nisan’da bir anlaşma imzaladı. Bu cümlenin yerine. Google, Pentagon’un 2017’de başlattığı gizemli Maven Drone projesine her türlü desteği verecek. Pentagon bundan sonra dronelarla bombardıman yapmak isterse Google altyapısını .  Bu ne demek? Verilerimiz istihbarat verisine dönüştürülecek. Yazışman, görüşmen, konum bilgilerin, ses, paylaşımlar… Google çalışanları kendi yöneticilerine karşı imza kampanyası başlattılar, “Bizim geliştirdiğimiz sistemi nasıl savaşa alet edersiniz” diyerek. Fakat teknolojinin geldiği yer burası.

Benzer konular