
Naili merhum “mestane nukuş-i suver-i Aleme baktık / Her birini bir özge temaşa ile geçtik” demiş. ”Evren’in görüntülerine, nakışlarına baktık her birini kendimize özel bir seyretme biçimi ile geçtik” demek istiyor.13 yaşında idim. Bana ve birader Hüseyin’e, lise edebiyat kitabından bu beyti gösteren, o zaman yirmi yaşlarında bir genç olan rahmetli Prof.Dr. Muammer Kemal Özergin idi. Eski kültürümüzü, tarihimizi her zaman ciddiye alan bir kişi olduğu halde, gençlik icabı O da kendini tutamamış ve bu beyte nazire yazmıştı: “ Kestaneleri yakıp Aleme baktık / Her birini bir özge temaşa ile attık.” Bu nazireyi yazan, bir genç, dinleyen de iki çocuk olduğu için, bu da özge bir tad vermişti. Muammer Bey, benim, Fırat Kızıltuğ’un, Altan Deliorman’ın ve Prof.Dr. Osman Fikri Sertkaya’nın yüreğinde “Ağabey”unvanı altında kayd olunmuştur. Allah’tan Rahmet dilerim. Bu olay,1951 yılında Feriköy Çobanoğlu Sokağında Muammer Ağabey’in ailesinin iki katlı evinde yaşanmıştı. Muammer Ağabey Elazığ asıllı idi. Prof.Dr Ekrem Kadri Unat’ın yakın akrabasıydı. Elli sekiz yıl önceydi demek…1951 yılından elli sekiz yıl önceye gitsek 1893 yılına varırdık. Yani babamın daha doğmadığı bir yıla. Şimdi benim elli sekiz yıl önce on üç yaşımda olduğumu öğrenen ve çoğunun genç olduğunu bildiğim Gerçek Hayat okurları, belki sözlerimi bir Mısır Papirüsünden alınmış gibi eski sayacaklardır. Nesiller boyu böyle olmuştur. 1951 yılı ile arasında otuz sekiz yıl olan Balkan Savaşlarını dinlemek bile, bana çok eski olaylar gibi gelirdi. Şimdi, düşünüyorum ki 1951 yılında Maçka Silahhane Caddesindeki bir apartman penceresinden trafiği seyreden Cemil Topuzlu Paşa’nın gözlerinin önünden Sultan Hamid, Paris’teki hocası Péan ve daha kimlerin hayalleri geçiyordu. Hüseyin Siret Bey sağdı, herhalde; Şişli’nin arka sokaklarındaki evinde sık sık Faik Ali Bey, Tevfik Fikret ve Ali Ekrem Bolayır ile hayali sohbetler yapıyordu. İnönü sağdı, Celal Bayar sağdı, Churchill sağdı. 1900 de doğanlar ile 1880 de doğanların biz çocuklar için ortak tarafları, eski nesilden olmalarıydı. Halbuki mesela Hüseyin Siret ile Burhan Felek arasında nesil farkı vardı. Yahya Kemal Beyatlı birçok kişinin beyninde “empati bilmez, egoist” olarak tanınır. Fakat öyle değildir. İ kinci Meşrutiyet yıllarında Memduh Paşa, gözden düşmüş ve sürgüne gönderilerek dönmüş, sessiz yaşayan bir Abdülhamit dönemi Paşası olarak “Esvat-ı Sudur” adlı bir kitap yazmıştı. Yahya Kemal, hak tanır ve “empatişinas” yönünü bu kitap hakkında yazdığı yazıda göstermiştir. Yahya Kemal o yıllarda İttihat ve Terakki Partisinin gözünde güvenilir genç bir şair olarak, bu kitabı övmekten çekinebilirdi. Fakat eski devri kötülemeyi yegane meslekleri haline getirmiş olan kişiler, Memduh Paşa’ya “İstibdat Enkazı” yani Abdülhamit’in monarşik döneminin yıkıntısı adını taktıkları halde Yahya Kemal, O’nun eserini övmekten çekinmemiştir.1990’lı yıllarda ise Boğaz’daki binaları anlatan bir yazarımız, Memduh Paşa yalısından bahsederken “Abdülhamit devri Paşasıydı, yani ırzı kırıklardandı” diyerek cüret-i bi Empati göstermişti. Yaşlılar öğüt verici olur, kusuruma bakmayın, daha ilk yazımda öğüte başlayacağım. İnsanları, ister genç, ister yaşlı, ister ölmüş olsunlar “ben onun yerinde olsam ne yapardım” mihengine vurarak yargılayın. Ayrıca unutmayın ki siz hakim değilsiniz. Kendi yargılarınız sizin için önemlidir. Hakimlerin hakimi sadece Allah’tır. Ölmüş kişileri yargılarken, kendinizi asıl Hakim’in yerine koyma günahını işlemekten korumaya özen gösterin. Yaşayanları yargılarken, konunun vatana millete veya size ucu dokunuyorsa biraz daha sert olun. Dokunmuyorsa, dedikodu günahına düşmekten korkarak, fıkrada olduğu gibi “mala davara dokunmuyorsa” mantığı ile hareket etmeyi seçin, pek de ileri gitmeyin. Tabii ki bu sözlerim “pasif yaşayın” demek değil. Öyle olsa Yahya Kemal’in, Memduh Paşa’yı övmesini “gereksiz işgüzarlık” olarak karşılardım. Konuların vatana millete dokunması halinde daha ciddi yargılar verilebilir demiştim. Mesela Kürt kimliğini aşağılayanları hoş görmeyin. Fakat Türkiyeli Türklerin önemli bir kısmı, ne 1915 olayları ne Dersim olaylarından habersiz. Onlara sorulmuş olsaydı da karşı çıkarlardı. Şu halde Türkiyeli Türk kimliğini korumaya çalışanlara da “faşist” damgası vurmayalım. Yahya Kemal mütareke yıllarını veciz bir şekilde anlatıyor. “Ölenler öldü kalanlarla muztarip kaldık / Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.” Bizi bu durumdan kurtaran milliyetçiliği ayaklar altına almayalım. Başka milletleri hor gören ırkçılığı ise buyurun yargılayın, Jüride ben de varım.