
Son hadiseler birçok kimsede olduğu gibi bendenizde de 1993 yılında Bingöl’de gerçekleştirilen hain provokasyonu çağrıştırdı.
Tabiidir ki, bendeki çağrışımı farklıydı.
Zira o tarihlerde Bingöl’de ikamet ediyordum ve hadisenin arka planına dair tüyler ürpertecek duyumlara sahiptim.
Burada onların ayrıntısına girmeyeceğim ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim.
Evet, o menfur hadiseden üç gün önce, o günkü emniyet birimlerince kaleme alınmış, bu suikastın gerçekleştirileceğine dair bir rapor vardı…
33 canı toprağa verdiğimize göre, o raporun kale alınmadığını söylememize gerek yok, değil mi?!
İşte bu ve bunun gibi onlarca karine nedeniyle PKK denen terör örgütünün devlet içerisindeki derin çetelerin bir uzantısı olduğunu savuna geldim hep…
Tabii ki, bugünkü ismiyle ‘Ergenekon’ terör örgütünün…
Geçmişte, siyasi iktidarlar bu hususun üzerine gidemediler ve kaçınılmaz olarak bu çetelerin oyuncağı haline geldiler.
Bugün, ‘Ergenekon’ operasyonları, açılımlar vesaire gibi atraksiyonlarla vardığımız noktada, görünüşte birbirleriyle çatışan ve fakat gerçekte aynı amaca hizmet eden yapılanmalar artık kendilerini deşifre etmek zorunda kalmışlardır.
Bunda, mızrağın çuvala sığmayacağının aşikar olması kadar, statüko tarafından istihdam edilen bu odakların ‘görünmeyen iktidarlarının’ sona ermesi gerçeğinin de rolü hayli büyüktür.
Şu örnekleri iyice incelerseniz ne demek istediğim daha net bir biçimde anlaşılacaktır.
Dilerseniz birlikte inceleyelim…
Diyarbakır’da bir genç, yapılan gösteriler esnasında sırtından vurularak öldürüldü.
İddia, kurşunu bir polisin sıktığı yönünde…
İstanbul’da, gerçekleştirilen bir eylemde göstericiler bir otobüse molotofkokteyli atmış ve gencecik bir kız önce yanarak yaralanmış, ardından vefat etmiştir.
İddia, eylemcilerin bu ölüme neden olduğu yönünde, fakat eylemciler bir açıklama yaparak bunu reddettiler…
Ve son olarak…
Tokat’ta hain bir saldırı sonucu yedi asker şehit oldu.
Tuhaftır, eylemi ancak üç gün sonra üstlendi malum örgüt!
Kim bilir ne tür pazarlıklar sonunda oldu bu üstlenme işi.
Sonuçta, eylem ortada ve amacı o kadar açık ki…
Farklı yerlerde, farklı failler eliyle gerçekleştirilen bu eylemlerin tek bir ortak tarafı var!
Barışı kösteklemek!
Şu tuhaflığa bakın ki, ulusalcı ve Kürtçü yaklaşımlar, adeta eylem birliği yaparcasına aynı amaca hizmet ediyor.
Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Ama adres o kadar belli ki, olay mahallerinde, bulunmadık bir kartvizit kalmış…
Hedef de belli adres de!
Hedef, ülkenin iç barışına giden yolun imhası!
Adres, aylardan beridir gazete sayfalarından bir türlü inmeyen yapılanmalar ve onların arkasındaki karanlık odaklar…
Ortaya çıkan tek şey, kaos ve karmaşa…
Şimdi siyasi cenaha bakalım…
Baykal, ‘Ak parti yok edilmelidir!’ diyor…
Bahçeli, İçişleri Bakanını ve Başbakanı hedef göstererek, polisleri bir kalkışmaya (evet yanlış duymadınız, resmen kalkışmaya), teşvik ediyor ve ardından; “Temennimiz ülkemizin sağ salim seçime kadar ulaşabilmesidir. Aksi halde millet ayağa bir kalkarsa ortada ne hükümet, ne işbirlikçi lobiler, ne de Kandil şebekeleri kalır”, diyor
Emine Ayna, ‘İmralı yoksa açılım da yok!’ deyiveriyor…
Aslında bu sözlerin tamamı yasalara göre suç!
Suç mu değil mi, geçelim de, bu sözlerin ortak noktalarına bakalım biz…
Bay Baykal, zaten ‘avukatı’ olduğu bir örgütün yaptığı provokasyonun üzerine tehdit benziniyle gidiyor.
Bahçeli ve Ayna ise harlanan bu ateşe tahrik körüğünü de eklemeyi ihmal etmiyorlar…
Oysa Baykal, malum örgütün avukatlığını yaparak aslında hadiselerin arkasındaki faildir!
Bahçeli, Öcalan’ın asılmasını önleyerek bugünkü eylemlerin gerçekleşmesini katkı vermiştir.
DTP ve Ayna için ekstra bir şey söylemeye gerek bile yok!
Gerçeklenen ise bu unsurların el ele vererek hep birlikte kargaşayı tüm Türkiye sathına yaymaya çalıştığıdır!
Nasıl bir tezgâha muhatap olduğumuzu varın siz hesap edin.