‘Röportaj’ kategorisi için Arşiv

Birleşik Devletler İsrail ne isterse onu istiyor!

Perşembe, 07 Ocak 2010

11Türkiye’ye hoş geldiniz. Türkiye’deki programınızı ve neden burada olduğunuzu öğrenebilir miyiz?

Mazlum-Der tarafından Ankara’da bir konferansa katılmak üzere davet edildim. Konferans Gazze üzerineydi. 27 Aralıkta başlayan İsrail bombardımanının yıldönümü vesilesiyle bir sunum yaptım. Gazze’ye olan özel ilgimden dolayı misafir konuşmacı olarak çağırıldım.

Bir Dostun Ardından

Çarşamba, 16 Aralık 2009

1

BİR DOSTUN ARDINDAN

SPOT: Necip Fazıl’ın “fikir sakası” diye tarif ettiği merhum Fethi Gemuhluoğlu, kendini ‘insan’ yetiştirmeye vakfetmiş bir kişiydi. “Dostluk Üzerine”nin yeniden yayınlanmasını vesile bilerek merhumu bir kez kez daha yad etmeye çalıştık. 

SUAVİ KEMAL 

Tarih 22 Kasım 1975. Yani 1980’ler boyunca “ya o günlere dönersek?” diye korkutulduğumuz 12 Eylül öncesi. Yer Aydınlar Ocağı. Kendini kırk senedir söz, yirmi beş senedir yazı orucu tutan biri olarak tanımlayan Fethi Gemuhluoğlu söze başlıyor: “Evveli, ahiri, zahiri, batını selamlarım.” Konu ise çok yalın: Tek kelime ile ‘Dostluk’.

Malatya Arapgir’li bir ailenin 1923’te Göztepe’de doğan evladı Fethi Gemuhluoğlu. Kur”an okumayı bilmediği için çöple yazıların üzerinden giderek sevap murad eyleyen anasının “sebep ey!” nidasını, ilham verdiği Erdem Bayazıt okuyanları elbet daha iyi anlayacaklar.

1940 yılında Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmek üzereyken yarım bıraktı. Askerlik görevini Gelibolu’da adliye subayı olarak tamamladı; 1950-1955 yılları arasında İstanbul’da muhtelif okullarda Türk Dili ve Edebiyatı hocalığı yaptı. 10 Nisan 1950’de Mareşal Fevzi Çakmak vefatında radyonun normal şarkılı, türkülü yayınına devam etmesini protesto eden gençlerden biri de merhum Gemuhluoğlu’ydu. Fethi Bey, Serdengeçti Dergisi’nin Mayıs 1950 tarihli sayısında içinde yer aldığı Mareşal’i defneden o insanları: “Bu insanlar omuzlayacakları şeyi biliyor, o yüzden senelerdir ak-pak tutuyorlardı… Artık kalabalık hoca idi! O öğretiyordu.” sözleriyle anlatacaktı. 1959’da, şahitliğini merhum Rauf Orbay’ın yaptığı nikahta, Suzan Hanım ile evlendi ve Mehmet Ali ve Veli Selman isimli iki oğlu oldu. 1963 ile 1965 arasında Almanya’da dil öğrendi; o bozlaksız diyarda serbest gazetecilik yaptı.  

HİZMET DİYE BİR KELİME VAR İDİ… 

Kimi ağızlarda kullanıla kullanıla içi boşalmış ‘hizmet’ kelimesini yeniden hatırlayabilmemiz, Fethi Gemuhluoğlu’nun hayatını anlayabilmemize bağlı. Birçok görevde bulundu Gemuhluoğlu. İstanbul’un çeşitli liselerinde öğretmenlik, İstanbul Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Basın Müşavirliği, Türk Petrol Vakfı Genel Sekreterliği, Aydınlar Ocağı ile Türk Edebiyat Cemiyeti’nin İstişare Kurulu ve pek çok hayır kurumunun da yöneticiliği… Oturduğu koltuğu insanlardan uzaklaşmak için değil, insanlara ulaşmak için bir vesile bildi. “Ulaşmak” söznünün laf olmadığını Ali Bulaç’ın her ay bursunu almaya gidince yazılarını okuyup, ona eleştirmesine duyduğu hayret şahittir. “Bir ayda ne yazmışsak, hepsini önümüze koyar, eleştirisini yapardı. Hep hayret ederdim, bu insan nasıl oluyor da bizim gibi amatör insanların sağda solda yazdıklarını toplayıp okuyabiliyor, altını çiziyor ve bizimle tartışıyordu?” Gençlere cebinizdeki parayla simit alacağınıza tiyatroya, sinemaya gitmelerini tavsiye eden Gemuhluoğlu’nun “hiç âşık oldun mu?” sorusuna elbette bir mim koymak lazım. Mustafa Seçkin’in sözleri şimdi daha bir yerine oturuyor: “Gördüğü her şaire O’nun en güzel mısralarını okuyarak söze başlardı. Nerede olursa olsun, herkesteki güzelliği bilirdi ve oradan girerdi. Birinde şöyle pırıltıya benzer bir şey görsün ona kancayı takmıştır. Her an adam arardı, kimi avlayayım, kimi rahmete götüreyim diye. O Türkiye”nin muhtarı idi. Her şeyden haberdar idi, o nasıl takip, şaşarsın!”

Yine de bir şeyler eksik kaldı. Farkındayım. Bu noktada gelin merhum Şair Erdem Bayazıt’ın şahitliğine başvuralım. “Hayatımda onun kadar çok kişiyle ilişki kurmuş bir başkasını tanımadım. Behçet Kemal Çağlar’dan Tarık Zafer Tunaya’ya, Genco Erkal’dan Fikret Otyam’a kadar uzanan bir arkadaşlık hinterlandı vardı. İnsanlar arasında köprüler kurardı, köprüleri atmazdı. Sık sık ‘Herkese bir Hazreti Ömer talihini tanıyın’ derdi.” Herkese evliya imiş gibi muamele eden, “öyle değilse bile öyle olur belki” diyen rahmetliye de bu yakışırdı zaten.  

DOSTLUK ÜZERİNE 

“Dostluk Üzerine” bir konuşma ama tartışma değil. “Tenkit etmekten tebliğe zaman bulamıyoruz” diyen Gemuhluoğlu, muhabbet üzerine kurdu tebliğini. “İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gibi kademe kademe ama entegre bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecburdur.” dedi. “Mümin kişi, yerinmenin ve sevinmenin ötesindedir. Mümin kişi yerinmez ve sevinmez, çünkü gerçekçidir. Mümin kişi zan üzere değildir. Zannın büyüğünden de küçüğünden de sakınmıştır.” dedi. “Ben aşksız insanlar görüyorum: Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük ihalelere giriyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu büyük felaketi idrak etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım. Kırgınlıkta bir feyz buluyorum.” dedi…

Bir veda mektubu gibi bıraktığı  “Dostluk Üzerine” tek oturuşta bitirilecek bir metin değil. Kâğıttan okunur gibi değil bizzat yüzünüze söyleniyor da, dinliyormuşçasına muhatap alınacak bir sohbet. Şifahi kültürümüzün 15 kitap sayfasına sıkıştırılmış hâli…

Tarih 5 Ekim 1977. “İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri” diyen Fethi Gemuhluoğlu’nun Hakk’a yürüdüğü gün. “Size diyorum ki gözü ışımış olun. Çünkü sabah oluyor.”  

BİRER CÜMLE İLE FETHİ GEMUHLUOĞLU 

Nuri Pakdil: “İnsanın elinden tutuyor, adetâ çağa çıkartarak yürüyüşe alıştırıyordu.” 

Cahit Zarifoğlu: “Tek Başına bir okuldu.” 

Rasim Özdenören: “Onun sohbetlerinde, hem fikirlerle donanır, hem ermiş bir adam halini yaşar, hem dava bilincinizin keskinleştiğini hissederdiniz.” 

İsmet Özel: “Nefs putuna karşı amansız bir mücadele verip, bu savaştan galip çıkanlardan biriydi.”  

Erdem Bayazıt: “Dostluk nedir gösterdi.”   

Zübeyir Yetik: “Bizi pişiriyor, insan içine çıkabilecek bir donanıma kavuşturuyordu.” 

Sadettin Ökten “ Hem sevmesini hem sevdirmesini bileceksiniz. Fethi ağabey böyle bir güce malikti.” 

Akif İnan: “Kelamın en zarifini, edebin en kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısının onun aziz varlığında erimiş bulurduk.” 

Nabi Avcı: “Sürgünde kurulmuş bir Osmanlı divânı gibiydi.” 

ARAPGİR POSTASINDAKİ  YAZILARI 

Arapgir Postası’nda 19 Nisan 1957’de şu başlığı atar Fethi Gemuhluoğlu. ‘Batması  Mukadder Olan Bir İmparatorluk: Büyük Britanya.” Gana’nın bağımsızlığına selam verir. Bütün bu yazılarını 1958’de kendisiyle yapılan bir söyleşide şu sözlerle açıklar: “Yazılarıma gelince, bunlar bütün açıklığıyla meydanda. Günlük ve küçük oyunların tamamıyla dışında memleket mes’eleleri. Cezayir için yazdık. Tunus için yazdık. Keşmir ve Mısır için yazdık, Afrika uyanıyor, dedik. Asya uyanıp silkinecektir diyoruz. Evet Asya silkinecek ve Rusya’yı sırtından atacaktır. Devletler tek başlarına yaşayamıyorlar. Devletler arasında da birlikler, paktlar, federasyonlar mevcût. Biz de, İslam’ın Beynelmileline ittibaen şark milletlerinin, Müslüman halkların birlik ve beraberliklerine gitmeliyiz. Dünyanın her yerindeki istiklâl hareketleri bizi sevindirir. Biz Gana devletinin istiklâle kavuşmasını, sadece Altın Sahilleri halkının Müslüman olmaları dolayısıyla alkışlamamıştık. Bu küçük gazetede, son Macar ihtilali için de kalbî ve samimî hislerimizi dile getirmeye çalıştığımı hatırlarsınız. İnancımız, ‘İnsanlara hürriyet, milletlere istiklâl’ parolasında ifadesini bulabilir, zannederim.” 

DOSTLUK ÜZERİNE 

Fethi Gemuhluoğlu’nun “Dostluk Üzerine” Sadık Yalsızuçanlar’ın hakkındaki yazılardan derlediği kapsamlı bir baskı ile Timaş Yayınları’ndan çıktı.  

GEMUHLUOĞLU’YLA İRTİBATLI İSİMLER 

Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Erdem Beyazıt, Agah Oktay Güner, Ali Bulaç, Avni Akyol, Tahir Kutsi Makal, Faruk Timurtaş, Ergün Göze, Muharrem Ergin, Akif İnan, Ahmet Kabaklı, Altan Deliorman, Mustafa Miyasoğlu, Bahatin Karakoç, Zübeyir Yetik… 

RESİMALTLARI 

2 numaralı  resim: Göztepede’ki evlerinde anne ve babalarıyla.

3 numaralı  resim: Dr. Suzan Hanım’la nikahı.

4 Ailesiyle.

6 numaralı  resim Marmara Kıraathanesi’nde.

Sovyetlerin hürriyetindense, Türkiye zindanlarında yaşamayı tercih ederim!

Çarşamba, 25 Kasım 2009

Ünlü şair Nazım Hikmet üzerine ‘sol’ ve ‘sağ’ kesimi ters köşeye yatıracak bir kitap yayınlandı: “Kerem Gibi.” Yazar Anar Rızayev, hayattayken Nazım Hikmet’le çok yakından tanışan bir isim.  Halen Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı olan Anar, hatıralarıyla Nazım’ın şiir ve edebiyat anlayışına olduğu kadar, Sovyetlerdeki macerasına ve kişiliğine de ışık tutuyor. Anar’la Nazım Hikmet merkezli  bir söyleşi yaptık.

nazim-hikmet