Twitter risalesi

shutterstock_136940786

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, epeydir alttan alta tartışılan bir konuyu, “sosyal medya ahlakını” bir süre önce gündeme taşıdı. 90’larda başlayan “dijital devrim” süreciyle birlikte iletişim biçim ve araçlarında köklü değişimler oldu ve bu değişimler en belirgin etkisini içtimai alanda gösterdi. İfade biçimlerinin koyu bir ironi sosuna bulandığı bu yeni durumun en iyi tarifini Mağdurun Dili adlı kitabında Nurdan Gürbilek yapmıştı:

“Her şeyi kaygısız bir neşeyle paranteze alan, her olaya aynı umursamaz mesafeden bakan yeni orta sınıfın küçümseyici, dışlayıcı alayının bir görünümü. Her şeyi anında parodileştiren, akıl yürüterek yenemediğini şakanın gücüyle değersizleştiren, inançsızlığı başkalarını eleştirmeye değil, küçük düşürmeye adamış sinik alaycılık. Bir bakış açısını bir başkasına yaslanarak geçersizleştirmeye dayanan bir ‘ne desem yalan’ hali. Her problemin hakkından bir sözcük oyunuyla gelen bir hafifseme tekniği. Doğruyla bağını çoktan koparmış bir maske düşürme merakı.”

Meselenin sosyolojisi kadar önemli olan bir diğer husus da dini/ahlaki boyutu elbette. Mehmet Görmez, mevzubahis konuyu tartışmaya açarken “tehlikenin” de adını koymaya çalışmıştı:

“İşte bu sosyal medya mecrası, her türlü yalan, iftira sahtekârlık, hakaret, aşağılama, her türlü dedikodu. Bunlar eskiden sâdece iki insanın arasında, bir şehrin, köyün sakinleri arasında kalabiliyordu. Zararı yayılabildiği oranında etkiliydi. Şimdi sosyal medya marifetiyle her türlü gayr-i ahlâkî söz ve davranış bir anda bütün insanlığı kuşatacak hâle geldi. Dünyadaki cennetimiz olan aileyi bu taarruza karşı koruyacak hiçbir savunma gücümüz de yok elimizde. Onun için behemehal Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversitelerimiz, yazarlarımız, düşünce insanlarımızın üzerinde yoğunlaşması gereken önemli konular vardır. Bizim bir sosyal medya ilmihaline ihtiyacımız var.”

Aslına bakarsanız, sosyal medyada (sorunun en yoğun görüldüğü yer olduğu için doğrudan Twitter da diyebiliriz) şikâyet ettiğimiz birçok durumun fıkhi hükmü var. Yalan her yerde yalandır nihayetinde; birisinin tweet’ini çalmakla ayakkabısını çalmak arasında teknik olarak fark yoktur. Buna rağmen, yine de bazı durumların altını çizmek, sıkça yaşanan kimi hadiseleri bir çerçeveye oturtmak gerekiyor. Bu ihtiyaca binaen, Diyanet İşleri Başkanı’nın arzu ettiği gibi kapsamlı ve akademik bir “ilmihal” olmasa da, özellikle Twitter kullanıcılarının faydalanması amacıyla mini bir “risale” hazırlasak fena olmaz diye düşündük. Madem devir hız ve özet devri, fıkıh da bundan bigâne kalmasın istedik.

İşbu risaleye hiçbir zaman ihtiyacınız olmaması dileklerimizle…

Yalan haber yaymanın hükmü

Hucurat Suresi’nin 6. ayeti, herhangi bir açıklamaya yer bırakmayacak kadar net: “Ey iman edenler; eğer bir fâsık size bir haberle gelirse, onu iyice araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da sonradan ettiğinize pişman olursunuz.” (Bkz. Fâsık: Bozguncu, fitneci)

Özellikle gündemin yoğun olduğu zamanlarda gelen “aman hiçbir şeyden geri kalmayayım, dur şu konuda da insanlığı daha ileriye taşıyacak yorumlarımı serdedeyim” hissiyatı, çoğu kez önümüze gelen her şeye atlamamıza yol açıyor. Böylece hem kendimizi rezil ediyor, hem de bir yalana, bir fitneye, bir dezenformasyon çabasına omuz vermiş oluyoruz.

Olay net: Nerede çekildiği belli olmayan fotoğrafları, imzasız bildirileri, önü arkası kırpılmış makaleleri belli bir menfaat gözeterek yaymak ayıptır, günahtır, haramdır. Vebali çok büyüktür, “bu yalandan etkilenenlerden helallik almadan cennete gidilebilir mi” diye düşünmek gerekir.

DM’den yürümek haramdır

Gençlik çağlarında kızların ve erkeklerin birbirine “ekstra alaka” göstermesinde anormallik yok. Fakat bunun sınırlarını çizmek, haddi aşmamak gerekiyor. Aslına bakarsanız bu hususta dini ölçütlerden önce “mahalle raconuna” uymak bile yeterli. Nasıl ki “milletin eşine, kızına yan bakmak, laf atmak, rahatsız etmek” mahalleden dışlanma, hatta sağlam bir dayak yeme sebebiyse, bunu Twitter’da yapmanın da benzer yaptırımları olmalı. Kendiliğinden delikanlı olmayanı bir şekilde tornaya sokmak gerek.

Meselenin fıkıhtaki yerine gelince… Peygamber Efendimiz, “Eğer sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz, hiç değilse hakkını verin. Buraların hakkı, gözü haramdan sakınmak, selam almak ve güzel şeyler söylemektir” (Müslim, Selâm 2) buyurmuş. Hadisteki “sokak” kelimesini “DM kutusu” ya da “Whatsapp grubu” değiştirebileceğimizi hatırlatmaya gerek yok elbette.

Denizin suyunu kokutmayın

İnsanların kusurlarıyla, isimleriyle, görünüşleriyle, konuşmalarıyla alay etmenin, onları bu vasıflar üzerinden küçümsemenin değil İslam’da, herhangi bir inanç sisteminde yeri yok. Bunun evi, işi, sokağı, Twitter’ı olmaz. Bir şeyi Hz. Peygamber yapmıyorsa sen de yapmayacaksın. Nokta. Delil isteyenler aşağıya buyursun:

“Ey iman edenler; bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdır.” (Hucurat, 11)

“Ben bir başkasını kusuru sebebiyle, hatta karşılık olarak şu kadar dünyalık verilse bile, söz ve fiille taklid etmem.” (Ebû Davud, Edeb 40)

“Hazreti Aişe (r.anha) diyor ki: Bir defasında ‘Ey Allah’ın Rasûlü, Safiyye’nin kısa boylu oluşu sana yeter’ diyerek Safiyye’yi küçümsemiştim. Bunun üzerine Rasûlullah (sav), ‘Ey Aişe, öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denize karışsaydı, onun suyunu bulandırıp kokuturdu’ buyurdu.” (Ebû Davud, Edeb 35)

5-10 kişiyi takip etmekle ölmezsin

Al Pacino ile Keanu Reeves’ın başrolünde oynadığı “Şeytanın Avukatı” filminin finalinde Şeytan şöyle der: “Kibir, en sevdiğim günahtır.”

Kibrin birçok yansıması var; büyüklenmek, kendini başkalarından üstün görmek, insanları cahillikle suçlamak, mal-mülkle gösteriş yapmak vesaire. Aslında bu yanlarıyla kibir, bir miktar “altyapı” gerektiren bir günah; çok ilim öğrenmiş, çok zengin ya da çok iyi bir mevkide oturmanız gerekiyor. Fakat Twitter sayesinde o altyapı olmadan da kibir göstermek mümkün. Bu bir günah mı peki? Hem de en fenasından. “Allah’ın sevgisini kaybedeceğiniz” kadar fenasından.

“İnsanları küçümseyip yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenip övünen, böbürlenen kimseleri asla sevmez.” (Lokman 18)

Sövmeyeceksin!

“Rasûlullah zamanında iki adam arasında karşılıklı sövme oldu Bunlardan biri sövdü, diğeri sustu. Peygamber (sav) de oturuyordu. Sonra diğeri aynı sözü geri çevirdi. Bunun üzerine Peygamber (sav) kalktı ve meclisten dışarıya çıktı. Hz. Peygamber (sav)’e ‘Niçin kalktın?’ diye sorulunca, ‘Melekler kalktı, ben de onlarla beraber kalktım. Bu sövülen sükût ederken, melekler buna söven, sözü geri çeviriyorlardı. Ne zaman ki bu adam sövenin sözünü geri çevirdi, melekler kalktı, gitti.’ buyurdu.” (Ebû Davud, Edeb 572)

Bu hususta Peygamber Efendimiz’in sözünün üstüne ne söylenebilir ki? Epey insan gündelik hayatta asla sarf etmeyeceği sözleri Twitter’da fazlasıyla rahat biçimde etrafa saçabiliyor. Hem de en rezil, en aşağılık, en mide bulandırıcı haliyle. Müslümanın onlarca güzel vasfından biri de (kendisine sövülse bile) kötü söz söylememesi, haklıyken dahi ağzına küfür bulaştırmaması diye öğrettiler bize. Peygamber Efendimiz böyle yapan kişilerden yüz çevirmiş, onlarla aynı yerde oturmamış. Buna rağmen “Ama abi şimdi bunlar bu küfrü hak etmiyor mu” veya “Bunlara küfretmek değil küfretmemek günahtır abi” gibi savunma yapan varsa, Peygamber meclisine o halleriyle asla giremeyeceğini bilsin. Bizden uyarması.

Peygamber’in uzağındaki malumatfuruşlar

Bir insan niye ilim öğrenir sorusuna farklı cevaplar vermek mümkün. İnsanlara faydalı olmak için, rızkını kazanmak için, yaratıcıyı ve varlığı anlamak için vs. O cevapların arasına “Twitter’da birilerine ukalalık yapmak, insanların hatalarını gözlerine sokmak, bilgi sahibi olduğunu düşünenlerin cahilliğini ortaya dökmek” girer mi dersiniz? Gelin bunu iki cihan güneşi Efendimiz’e soralım:

“Güzel sohbet ediyor dedirtmek için uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenler ve bilgiçlik taslamak için lugat paralayanlar en sevmediğim ve kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.” (Tirmizi, Birr 71)

Bize öyle geliyor ki malumatfuruşluk da günahtır. “Kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimseler” ifadesine bakarsak büyük günahtır hem de. Allah muhafaza buyursun.

Benzer konular