Oruç ayı geldi yine

33 yılda bir gelen yaz Ramazanları yine yerini kış Ramazanlarına bırakacak. 2018’de bir sonraki 33 yıla kadar son kez sıcak günlerde oruç tutacak, uzun Ramazan akşamlarının tadına varacak, açık hava teravihlerini eda edecek, suyun hasretini bir kez daha çekeceğiz. Bu Ramazan öncesi bir “Yaz Ramazanı” rehberi hazırladık.

Sefasıyla cefasıyla 33 yılda bir denk gelen yaz Ramazanlarının bu döngüdeki sonuncusunu bu Ramazan yaşayacağız. 10 yıl süren bu dönem ne kadar uzun oruç saatleri, susuzluk ve yorgunlukla anılsa da aynı zamanda geceleri neşelenen şehirlerle aynı zamanda bir ay boyunca şenlikli günler geçirmek manasına da geliyor.

Ortalama bir ömür süresince bir insan ya bir ya iki kez denk geliyor yaz Ramazanına. Bu günlerin uzunluğu bir yanda zorlasa da açık havada yaşanan akşamların keyfi de vazgeçilir değil. Sahura kadar süren sohbetler, açık havada içilen çaylar, camilerin avlularında kılınan teravihler, yine avlulara yayılan çocukların neşesi… Bunlar da nimetleri arasında.

Önümüzdeki yıldan itibaren 10 gün öne gelen Ramazan, Haziran ayının ilk günlerinde bitecek. Son kez Haziran ayı içinde oruç tutacak, uzun gecelerde sahuru beklemenin keyfini yaşayacağız.

Bu son Ramazanı geçirirken neler yapmalı? Yaz günlerinin coşkusunu ucundan da olsa yakalamalı. Nasıl mı? Bir kere açık havada teravih kılarak. Yazın bahçelerini açan camilerden birinin avlusunda, yaz akşamlarının serinliği ve rüzgârı altında namaz kılmak kışın yaşanabilecek bir ayrıcalık değil. Yine ikindi namazı sonrasında mukabelelere katılmak için de uygun günlerdeyiz. Mesaisi erken bitenler için birçok camide mukabeleye katılmak mümkün.

Açık hava iftarları

Açık havada iftar yapmak da yaz ramazanlarının avantajları arasında. Çok fazla şeye ihtiyacınız yok. Simit, peynir, zeytin ve çaydan oluşan sofralarda ezanın sesini beklemek, akşam namazından sonra sizin gibi açık havada iftarını yapanların arasına karışmak, tarihi mekânlardan birindeyseniz, Ramazana özel programlara katılmak, konserleri takip etmek, namazlarınızı yine bu tarihi mekânlara yakın camilerde eda etmek en azından bir Ramazan gecesinde yapılması gerekenlerden.

Yine havaların iyi gittiği zamanlar, namaz için daha önce gitmediğiniz camileri keşfetmek için fırsat. Bu zamanlarda teravihlerde farklı camilere gidebilir, hem tarihi mekânları ziyaret edebilir hem Hazreti Peygamber Efendimizin (sav) buyurduğu üzere, “Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rek’at namaz kılsın” hükmünce tahiyyetü’l-mescid namazı kılabilirsiniz. (Müslim, “Salâtü’l müsâfirîn”, 11). Birçok belediyenin toplu ulaşım saatlerini buna göre ayarladığını not düşelim.

Farklı camilere giderken, yine yaz Ramazanları bulunduğunuz semtlerin camilerini de iftarlarını da keşfetmek için bir fırsat. Bu yıl boyunca beraber yaşadığınız insanları tanımak için de bir vesile, bir sofraya oturmak için de, bir duaya âmin demek için de. Aynı şekilde yaşlılarla, yetimlerle bir sofraya oturmak fırsatını da toplu iftarlarda değerlendirmek mümkün.

Sohbetiniz eksik olmasın

Henüz tam karpuz mevsimi gelmedi ama yine de yaz meyvelerinin tüm gösterişiyle endam ettiği bu günlerde kiraz, dut, erik, kayısı, yeni dünya eşliğinde sofralara oturmak mümkün. Dilerseniz bu meyveleri açık havanın menüsüne ekleyin, isterseniz balkonda mütevazı bir iftar yapın, isterseniz sahuru bekleyene kadar tatlı yerine meyve yiyin.

Mümkünse teravihten sonra uyanık kalın, sahuru da dışarda yapın. İbadet kadar sosyalleşmenin de en güzel yaşandığı zamanlardan biri Ramazan.

Yaz Ramazanlarında meşrubatlara daha çok düşkün olunduğu aşikâr. Susuzluğun insanı en çok zorladığı günlerde birbirinden farklı şerbetleri de denemek mümkün.

Eski yaz Ramazanlarında sofralar kadar sohbetlerin de zenginliği öne çıkıyor. Yusuf Ziya Ortaç’ın İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın sofrasındaki iftar bahsine bakalım:

“Bakırcılar’daki sarı boyalı meşhur Emin Paşa konağına davet edildim. Emin Paşa konağı, kendisince Topkapı Sarayı’ndan bile zengin bir sanat ve irfan hazinesiydi. Eşi bulunmaz nadide eserler, el yazması kitaplar, edebiyat ve musiki hayatımızın meçhullerini çözecek vesikalar, çeşm-i bülbüller, eser-i İstanbullar o hazinede toplanmıştı hep. Beni çağırdığı gece bir musiki ziyafeti varmış. Az ışıklı, çok rutubetli bir avludan geçtim. Her basamağı eski bir ses veren merdivenleri çıktım ve huzura girdim. Sedirler, koltuklar, sandalyeler davetlilerle doluydu: Şair Halil Nihat Boztepe, Prof. Mükrimin Halil, Mithat Cemal hatırımda kalanlardır. Bir de gözümün önünden gitmeyen duvarlar var: Sülüs, nesih, ta’lik levhalar ve eski tabaklarla süslü duvarlar… Gösterilen yere oturdum. Âdet böyleydi. Üstad oturacağınız yeri, rütbenize göre seçer, işaret ederdi! Hanende ve sazendeler, emeklilerle heveslilerdendi. İhtiyar seslerle toy sesler… Kendisi başında siyah takkesi, gözleri yarı süzgün, köşesine kurulur ve saz başlayınca, o da dizlerinin üstünde usul tutmaya başlardı…”

İster yaz olsun ister kış, Ramazan ömrümüze Üftade Hazretlerinin buyurduğu gibi geliyor:

“Âşıklara eydin sala
Oruç ayı geldi yine
Rahmet denizi cûş edip
Âlemlere doldu yine

Kur’an’da Allah öğdüğü
Cümle nebiler sevdiği
Ümmete Allah verdiği
Oruç ayı geldi yine

Cümle aya sultan olan
Dertlilere derman olan
Hakk’dan bize ihsan olan
Oruç ayı geldi yine

Dosttan atasın getiren
Zulmetleri hep götüren
Canlarda irfan bitiren
Oruç ayı geldi yine

Sâliklere kuvvet olan
Ariflere izzet olan
Mü’minlere cennet olan
Oruç ayı geldi yine

Aydın eden gönülleri
Mesrur eden mü’minleri
Ma’mur eden mescidleri
Oruç ayı geldi yine

Üftade’nin canı sever1214
Oruç ayın daim öğer
Dost iline edin sefer
Oruç ayı geldi yine”

***

Refik Halid Karay’ın Ramazan’ı

Benim çocukluğumun Ramazanları karakışa rastlamıştı.

Onun içindir ki, kulağımda kalan ilk davul sesi oldukça kof ve hayli neşesizdir. Zira deri, rutubetten porsumuş bulunurdu; ayrıca kapalı camlar ve kafesler ardından ses, içeriye boğuklaşarak girerdi.

Fakat annemin kış Ramazanını yazınkilere tercih ettiğini iyice hatırlıyorum. Kışın günler kısadır; insan, bir de bakar, top vakti yaklaşıvermiş. Halbuki yazın, hararetten bunalmanızı, dudaklarınızın susuzluktan böcek kabuğu gibi kaskatı kesilmesini bir tarafa bırakınız, bir türlü akşam olmak bilmez ki… Allah iş, güç sahibi olanların yardımcısı olsun!

Yaz Ramazanını sevenler de şöyle derlerdi: Gündüzün zahmet çekilir amma kırda, bahçelerde kurulan sofralarda oruç açmak pek hoştur. İftar masası da çeşit çeşit salatalarla, cacık ve domatesle, şeftaliler, karpuzlar, kavunlarla daha renkli, daha iştah çekici ve keyifli olur!

Kısmetimde iki mevsim Ramazanı da görmek varmış; hatta, işte tekrar kışınkine de giriyorum. Lakin ikimiz de -Ramazan ve ben- ne kadar değiştik… O Ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanınmaz halde!

Asıl ehemmiyet verilen yer, mutfak ve kilerdi. “On iki ayın sultanı” unvanıyla anılan Ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mide ile alakadardı; bu ayda, israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer, İstanbul, en nefis yemeklerin her “merhaba” diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi.

Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki… Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza, kıyafetinize bakarak, size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada, ya orta sofrada yahut da alt katta, kahve ocağı sofrasında…

Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş, ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç; usulcacık sıvış, git… Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün Ramazanı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!

Şurasını da unutmamalı: Bugün, şayet iyi bir lokantada aynı yemeği, aynı bollukla yemek icap etse -hususiyle o yemeklerin bulunması kabil olsa- her öğünde altı lira ile on lira arasında bir masraf ihtiyar etmeniz lazım gelir!

Bizim iftarımız da herkese açıktı.

(Refik Halid Karay / Ramazan Kitabı; Haz: Özlem Olgun, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2001)

Benzer konular