Gerçek Hayat 900 yaşında!

Türkiye’de yayınlanan dergilerin hangisinin kaç sayı çıktığına dair derli toplu bir kayıt yok elimizde. Fakat bu sayısıyla birlikte 900. defa okuruyla buluşan Gerçek Hayat’ın yanına yaklaşabilecek kadar “inatçı” başka bir ulusal dergi olmadığını söyleyebiliriz. Bu “inat”ın sebebi yıllar içinde değişse de amacı hep aynı kaldı: Fikren, siyaseten ve kültürel yönden yerli bir duruş sergilemek, ümmeti ve memleketi önceleyen bir hattı savunarak mazlumun sesi olmak.

Dile kolay, 2000 yılının Kasım ayında başlayan yolculuk, 2018’in Ocak ayında 900. durağına ulaştı. İnsan, uzun süre mutfağında yer almış olsa bile haftalık bir derginin tam dokuz yüz defa çıktığına inanamıyor. Gerçek Hayat’la aynı dönemlerde bu koşuya başlayan haftalık dergilerin hiçbirinin nefesi bugüne ulaşmaya yetmedi zira.

1000. sayıyı hayal etmek

Bu vesileyle, Gerçek Hayat’ın dünden bugüne uzanan hikâyesinin kimi bölümlerini analım istedik. Arkadaşlarımızla 700. sayıyı hazırlarken aklımda tek bir soru vardı: “Acaba 1000. sayıyı görecek miyiz, görürsek ben burada olacak mıyım?” O gün oldukça uzak bir ihtimal gibi görünen bu hedefe böylesine yaklaşmış olmak gurur ve heyecan verici. Yayın hayatını 788. sayısından itibaren Albayrak Medya çatısı altında sürdüren derginin bu döneminde yaşananları hatırlamadan önce biraz geriye gidip dönüm noktalarını hatırlayalım isterseniz.

Bayrak hiç düşmedi

Bir dönem derginin yazı işlerinin başında bulunan arkadaşlarımızdan Merve Akbaş, Gerçek Hayat’ın 600. Sayısının nasıl bir ortamda hazırlandığını şöyle anlatmıştı bir yazısında:

“Çağlayan’dayız. Adım atsak, şehrin göbeğine düşüyoruz. Ekibimize Zeynep Tuba Kesimli ve Zeynep Betül Erhun katılmış. Ramazan. Medine Abla Hasan Paşa köfte yapıyor. Ali Bey’le Kemerburgaz’a gidiyoruz. Zübeyir, henüz ABD’de yeni yeni gündeme gelen Tea Party’le röportaj yapıyor. Zeynep Betül, Yahya Efendi Dergâhı restorasyonundaki usulsüzlüklerin peşinde. Zeynep Tuba ise Deniz Gezmiş parkasının hikâyesini yazıyor. Biz 600 derken, 28 Şubat’ın mimarı olan askerler tek tek içeri giriyor. Soluğu Zeytinburnu’nda, tramvay sesli ofiste alıyoruz. Türkiye değişiyor ve biz doğru bildiğimiz yerde duruyoruz. Adem Özköse ve Hamit Coşkun Suriye’de kaçırılıyor. Onlar dönene kadar, sabah olmuyor. Hayırlı haber aylar sonra geliyor. Kaybolan Suriye’yi bulup dönüyor Adem Bey ve Hamit. Sonra Zeyneplere veda zamanı. Feyza Betül Aydın ve İlknur Temizel katılıyor ekibimize. Ben, yeni bir başlangıç yapıyorum. Fiziken uzaklaşıyorum dergiden. Turgay Bakırtaş’a devrediyorum bayrağı. Yıl, 2012.”

Bayrağı Merve’den devraldığım o günlerdeki heyecanımı unutmam mümkün değil. Medyanın yakınından bile geçmeyen otuz iki yıllık bir hayatın ardından kendimi haftalık bir siyaset-kültür dergisinin mutfağında bulmuştum. Üstelik çok sancılı bir dönemde gerçekleşmişti bu buluşma: Türkiye dört bir koldan kumpasa alınmış, içerden ve dışardan siyasi, toplumsal saldırılarla çevrelenmiş, terör hiç olmadığı kadar fazla can yakmaya başlamıştı. Vitesin giderek yükseltildiği bu süreç hâlâ sürüyor. Gerçek Hayat’ın yoluna kararlılıkla devam etmesindeki ana etkenlerden biri de bu zaten.

İşler her zaman kolay olmadı

“Kararlılıkla” dedim ama bu yürüyüş her zaman “kolaylıkla” olmadı. 700. sayımızı hazırladığımız günler, maddi imkânsızlıkların bizi en fazla bunalttığı dönemdi. Yine de böyle bir dönüm noktasına ulaştığımız için neşeliydik, kıvanç duyuyorduk. O sıralar Genel Yayın Yönetmeni olan Ali Ayçil, editör yazısında şu satırları kaleme almıştı derginin yolculuğu için:

“Bizim diğerlerinden ne farkımız vardı ki bunca zaman dayanabildik ve halen yayınımıza istikrarlı bir şekilde devam ediyoruz? Bana kalırsa bunun ilk sebebi, derginin yayınlarının başından beri okurlarda hakiki bir karşılık bulması ve gündemini sahici manşetler, başlıklar üzerinden inşa etmesi. Hiç oyun oynamadı Gerçek Hayat; bir ayağını yerliliğe diğerini ümmetçiliğe koyarak bu iki kavramı tam kıvamında bir araya getirdi. Bu önemli bir hadisedir. Ayrıca ilk sayısından bugüne belli bir entelektüel çıtadan ödün vermedi; okurunu bir yerele taşımayı önemsedi. Bir diğer sebep de hiç kuşkusuz birkaç kez el değiştirmesine rağmen, derginin sahiplerinin ekonomik sıkıntılara göğüs germekteki kararlılıkları oldu. Patronlarının da çalışanlarıyla aynı paralelde yaşadığı bir ortamı teneffüs ettik.”

‘Direniş’ Albayrak Medya’da sürüyor

700. sayıyı çıkarmıştık çıkarmasına ama mecburiyetler yüzünden birer ikişer yollarımız ayrılmaya başlamıştı dergiden. Ben de ayrılanlardan biriydim ama vazife bitmemiş olacak ki yaklaşık bir yıl sonra, dergi Albayrak Medya ailesine katıldığında tekrar mutfağa katıldım. Siyasal ortamın gerginliği sürüyor, Türkiye’nin “çekilecek çilesi” devam ediyordu. Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Karagül, 800. sayı için kaleme aldığı yazısında bir “direniş” çağrısında bulunuyordu:

“Gerçek Hayat olarak; bu ülkeyi vatan bilenlere, yerli ve milli değerleri öne çıkaranlara, İslami olan her şey için fedakârca mücadeleyi göze alanlara bir çağrımız var: Yeniden başlayalım. Öğrenci evleri, vakıflar, dernekler, yayınevleri, dergiler birer okul gibi, o sıcak ideallerimize yeniden sarılalım. Cemaatlerimiz, gruplarımız, arkadaş ortamlarımız yeniden bu mücadeleye yönelsin. Bıkmadan, usanmadan, yılmadan her yeri hareketlendirelim. Konferanslarımız, panellerimiz, söyleşilerimiz Anadolu’yu karış karış dolaşsın. Ülkemizin sinir uçlarını harekete geçirelim. Yeni bir seferberlik başlatalım. Bu ülke için, millet için, coğrafya için ayağa kalkalım. Bir yüz yıl daha kaybetmemek için. Anadolu’yu elimizde tutmak için. Kimlik savaşlarına kapılmamak için. Bu uğursuz rüzgârı son kez tersine çevirmek için.”

Gerilim hiç bitmedi

Karagül bu çağrıyı yaparken yaşanacakların ne kadarını öngörmüştü bilmiyorum ama aradan geçen sürede Türkiye, tarihinin belki de en ağır saldırılarıyla karşılaştı. Yüzlerce insanımızı şehit verdiğimiz ardı arkası kesilmeyen büyük terör eylemleri, kan gölüne çevrilen Suriye’de oluşturulmaya çalışılan terör koridoruyla mücadele, FETÖ’nün ardı arkası kesilmeyen alicengiz oyunları ve nihayet asırlarca unutulmayacak o kara gece: 15 Temmuz.

Bunlar yalnızca coğrafyamızda yaşananlardı. Cesetleri Avrupa kıyılarına vuran mülteciler, Arakan Müslümanlarının maruz kaldığı soykırım girişimi, açlığın ve hastalıkların pençesinde yaşam savaşı veren Yemen halkı, Amerika’da sorgusuz sualsiz öldürülen siyahiler, Siyonist İsrail’in Kudüs’te estirdiği terör ve daha birçok acı olayı da Gerçek Hayat sayfalarına taşımak zorunda kaldık bu süreçte. Derginin daha az siyasi, gündeme daha az bağlı olması yönündeki girişimlerimizi, coğrafyamızın ve genel olarak dünyanın içinde bulunduğu yüksek gerilim karşısında ertelemek zorunda kaldık hep.

En büyük teşekkür okurlarımıza

Dünya siyasetiyle, bölgesel gerçeklerle ve tarihin akışı içinde doğal karşılanabilecek kötülüklerle yakından ilgilenmek zorunda kalmamıza rağmen şu çok açık ki dergiciliği -ve elbette Gerçek Hayat’ı- seviyoruz. Fakat bu, tek başına bir dergiyi yaşatmaya yetecek sebep değil. Dergiyi en az bizim sevdiğimiz kadar seven, on yedi yıldan fazla süredir okuyan, sahip çıkan, omuz veren bir okur kitlesi var. Gerçek Hayat’ı bunca yıl boyunca “çıkaran” isimlere bir teşekkür etmek gerekiyorsa, “okuyanlara” bin teşekkür etmek gerekiyor.

Yayın toplantımızda “dosyanın başlığı ne olsun” diye tartışırken, İbrahim Karagül “Gerçek Hayat 900 yaşında olsun” dedi. İtiraz edecek gibi olduğumuzda da ilave etti: “Her sayı yeni bir yaş değil mi?” Öyleyse sözü daha fazla uzatmaya gerek yok, bin yaşına bastığımızda görüşmek üzere!

Benzer konular