Darağacının tarihi ne zaman yazılacak?

Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı konularından biri, İstiklal Mahkemeleri. Vatan hainlerinin yakalanması için başlayan, rejim karşıtlarının yargılanmasıyla sonuçlanan ve etkisi halen süren tartışmalara neden olan mahkemelerden çıkan tartışmalar bugünün bile yakıcı tartışmalarından.

Türkiye Millet Meclisi Başkanlığı İstiklal Mahkemeleri kayıtlarını bir araya getirerek o gün yaşananları bugüne aktarma yolunda bir adım attı. 12 İstiklal Mahkemesi’ne ait kayıtlar 6 cilt halinde yayınlandı.

İstiklal Mahkemeleri Projesi’nin temeli TBMM Başkanlığı’nın 11 Mart 2010 tarihli ‘olur’ onayına dayanıyor. O günden bu yana süren çalışmalar neticesinde arşivde evrakı bulunan 12 İstiklal Mahkemesi’ne ait 5 bin 182 sayfa, Osmanlı Türkçesinden günümüz alfabesine aktarıldı.

Mahkeme kayıtlarının tasnifinden sonra analiz, elektronik ortama aktarma, çeviri ve indeks işlemleri, biten mahkemelere ait evrakın kitap olarak basılması ve internet ortamında erişime açma çalışmaları da gerçekleştirildi.

Bu kapsamda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ndan uzman görüşü de alınarak İstiklal Mahkemeleriyle ilgili genel bilgilerin yer aldığı İstiklal Mahkemeleri (Cilt I), İstanbul İstiklal Mahkemesi (Cilt II), Elcezire İstiklal Mahkemesi (Cilt III), Eskişehir İstiklal Mahkemesi (Cilt IV) ve Isparta İstiklal Mahkemesi (Cilt V) kitapları yayımlandı. İstanbul, Eskişehir ve Elcezire İstiklal Mahkemelerinin belgeleri internet ortamında erişime açılmıştır.

Sırada İzmir Suikastı ve Şeyh Sait Davası var

Aydın, İzmir Suikastı, Şeyh Sait Davası gibi önemli olayların yer aldığı kayıtlar için “İzmir Suikastı Davası’nın evrakının yer aldığı Ankara 2, Şeyh Said Davası’na ait evrakın yer aldığı Şark İstiklal Mahkemesi’nin haricinde, Ankara 1, Konya, Yozgat, Kastamonu, Amasya, Pozantı İstiklal Mahkemelerine ait karar defterleri de Osmanlı Türkçesinden günümüz alfabesine aktarıldı.

Ancak bu belgeler henüz yayınlanmadı.

Vatan hainliğinden rejim karşıtlığına

İstiklal Mahkemeleri’nin temeli, 1 Nisan 1923’e dayanıyor. 1 Nisan 1923’te kendini fesheden Meclis seçime gitme kararı aldı, 15 Nisan 1923 tarihinde 334 ve 335 numaralı kanunlarla Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun 1. ve 8. maddelerinde değişiklikler yaptı. Yapılan bu düzenleme ile saltanatı geri getirmek için yapılacak faaliyetler Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamına alındı.

İstiklal Mahkemeleri’nin geniş yetki alanı, daha önceki dönemde verilen bazı kararları kanuna aykırı görerek soruşturma açan ve mahkemelerin verdiği cezaları iptal eden Meclis’in yetkilerini sınırlandırdı.

İlk İstiklal Mahkemesinin kurulmasına neden olan olay bir dizi gelişmenin sonunda gerçekleşti. Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yapılan değişiklikten ve Meclis’in kapanmasından sonra 23 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalandı. 11 Ağustos 1923 tarihinde ise II. TBMM açıldı ve Lozan Barış Antlaşması onaylandı. Ardından 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara, başkent ilan edildi. 29 Ekim 1923 tarihinde ise Cumhuriyet kuruldu. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilan edilmesi gibi hadiseler İstanbul basınının önemli bir kısmının tepkisine neden oldu. Bazı gazetelerde bu tür hadiselerin hilafetin kaldırılmasıyla neticeleneceğine dair yazılar yazılmaya başlandı. Hükümet ise İstanbul basınının bu tutumunu devrimlere karşı bir tepki olarak algıladı. Ankara-İstanbul arasında sert tartışmaların yaşandığı böyle bir ortamda Hint Müslümanlarının liderlerinden Ağa Han ve Emir Ali’nin halifelik ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a yazdıkları bir mektup ilgililerin eline geçmeden İstanbul basınında yayımlandı.

Mektupta dünya Müslümanları için halifeliğin öneminden bahsedilerek Türklerde kalmasının Türkiye’ye güç katacağı belirtiliyor ve halifeliğin kaldırılmaması gerektiği tavsiye ediliyordu. Konu Meclis gündemine geldiğinde İsmet Paşa, bu şahısların İngiliz Hükümetinin yönlendirmeleriyle hareket ettiklerini ve bu mektubu yayımlayanların Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesine göre suç işlediklerini ileri sürerek İstanbul’da bir İstiklal Mahkemesi kurulmasını teklif etti. Yapılan muhalefete rağmen 50 numaralı Meclis Kararı ile İstanbul’da bir İstiklal Mahkemesi kuruldu. Mahkeme, 10 Aralık 1923 tarihinde bir beyanname yayımlayarak Cumhuriyet’in mevcudiyetine ve esasatına karşı hareket ve teşebbüse cür’et edenleri şiddetle cezalandıracağını açıkladı. Mahkeme ilk iş olarak Ağa Han ile Emir Ali’nin mektubunu yayımlayan gazetecilerle ilgili yargılamaları gerçekleştirdi. Mahkemenin yaptığı diğer önemli yargılamalardan biri İstanbul Baro Reisi Lütfi Fikri Bey’in yargılanması bir diğeri ise Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e ve Cumhuriyet’e suikast davasıydı.

TBMM tarafından yayınlanan tutanakların birinci cildinde bu davaya yer veriliyor:

“Tabiiyeti ve hayat-ı maziye ve haliyeleri itibariyle değil, Türklüğe hatta İslam alemi menfaatine  mugayir faaliyetleri ve hiç bir sıfat ve salahiyetleri olmadığı halde milletimizin na-mahdud mesai ve fedakarlığı ile mazhar olduğu devre-i sükun ve saadeti yeni ve muzırr cereyanlar ile ihlal etmek isteyen Ağa Han ve Emir Ali’nin vicdan-ı millete saçmak istedikleri tohum-ı nifak; işbu mektuplarının her kelime ve satırında sarahaten okunmakta ve hariçten mukaddesât ve hakimiyetimiz aleyhine tertip edilen kasd-ı tahribkâranenin mukaddemesini teşkil etmekte olduğu ve şu suretle mevzuat-ı kanuniyemize ve be-tahsis 1 Teşrinisani 338 tarihli karar hilafına tahrikât ve teşvikâtı mutazammın ve an-kasdın irtikab edilmiş bir cürm olduğunda, heyetimiz en ufak bir tereddüde dahi düşmeyerek müdafaa vekillerinin bu nokta-i nazara göre yürüttükleri tekmil mütalaât ve müdafaâtı mektubun anifü’z-zikr sarahati ve kanunun bu babdaki katiyeti karşısında tamamıyla gayr-i varid görmüştür.”

Tartışmalı idamlara götüren süreç

İstiklal Mahkemelerinin ilk faslı, 5 Şubat 1924’te sona erdi. İstanbul İstiklal Mahkemesi 10 Aralık 1923 ile 5 Şubat 1924 tarihleri arasında yaklaşık iki ay süreyle çalıştı.

13 Şubat 1925 tarihinde Şeyh Said olayı meydana geldi. Olayı bir karşı devrim olarak algılayan İsmet Paşa ve Cumhuriyet Halk Fırkası içerisinde kendisine yakın olan bir grup, Başvekil Ali Fethi Bey’i pasif kalmakla suçlayarak, sert bir muhalefete başladılar. Ali Fethi Bey Başvekillikten istifa etti ve yerine İsmet Paşa Başvekilliğe getirildi. İsmet Paşa Başvekilliğe getirildiği gün 578 numaralı Takrir-i Sükûn Kanunu’nu çıkararak Ankara ve ayaklanmanın olduğu bölgede birer İstiklal Mahkemesi kurulmasını teklif etti. Aynı gün kabul edilen 117 numaralı Meclis Kararı ile Ankara ve Şark İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

Söz konusu kararla Şark İstiklal Mahkemesine, verdiği idam kararlarını uygulama yetkisi verilirken, Ankara İstiklal Mahkemesinin vereceği idam kararlarının Meclis’in onayından sonra infaz edilmesi hükme bağlandı. Ancak 20 Nisan 1925 tarihinde, Meclis’in tatilde olduğu süre boyunca Ankara İstiklal Mahkemesine de verdiği idam kararlarını uygulama yetkisi tanındı. Şark İstiklal Mahkemesi yaklaşık iki yıl süren görevi sırasında birçok önemli davaya baktı.

1924 sonrasının bitmeyen tartışması

1924’e kadar görülen davaların kayıtlarının açılması kadar sonrasındaki davaların da yayınlanması önem taşıyor.

1924 sonrası mahkemelerin kurulmasında gerekçe olarak Şeyh Said ve arkadaşlarının davası olduğu düşünülürse, bu tarihsel merakın gerekçesi daha da netleşiyor.

Ankara İstiklal Mahkemesi ilk kurulduğu dönemde askerlikten firar edenleri yargılarken, sonrasında rejimin beklentileri doğrultusunda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile alakalı yargılamalar yaptı. Mahkemede ayrıca birçok gazeteci rejime muhalefet ettiği gerekçesiyle tutuklanarak yargılandı. Bu davalardan biri Millî Mücadele’nin önde gelen isimlerinin yargılandığı İzmir Suikastı Davası. Bu davada Mustafa Kemal’e suikast girişiminde bulundukları gerekçesiyle zanlılar ve tertiple alakası olduğu iddia edilen, içlerinde birçok paşanın da bulunduğu kişilerle ilgili yargılamalar yapıldı.

Şapka kanununun çıkarılmasıyla memleket genelinde hükümete karşı oluşan tepki ve protestolar üzerine Ankara İstiklal Mahkemesi Sivas, Tokat, Erzurum, Rize, Giresun ve Ankara’da gezici olarak görev yaptı ve ayaklanma saydığı bu olaylara müdahil oldu. Rejime muhalif olanlardan iktidara destek vermeyen gazetecilere, şapka inkılâbına muhalefet edenlerden İzmir Suikastıyla itham edilenlere, Şeyh Said’den İskilipli Atıf Hoca’ya ve İttihatçılara kadar farklı davalara bakan bu iki mahkeme, kararları ve gördüğü davaları itibarıyla İstiklal Mahkemeleri içinde en merak edilen davalar arasında. Farklı tarihlerde altışar aylık uzatmalarla yaklaşık iki yıl görev yapan bu iki mahkeme, 7 Mart 1927 tarihinde Meclis’in aldığı karar ile kapatıldı.

İskilipli Atıf Hoca’yı tartışmalı mahkemesi

Ankara İstiklal Mahkemesi’nin en tartışmalı davalarından biri de 3 Şubat 1926’da idam cezasına çarptırılan ve 4 Şubat’ta idam edilen İskilipli Atıf Hoca davası.

Dava tutanaklarının bazıları bilinse ve yayınlansa da tam metni halen tam olarak kamuoyuyla paylaşılmadı. İskilipli Atıf Hoca’nın suçlanma gerekçesi şu:

“TC’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmek kastıyla İstanbul’da 1924 sonlarında “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif yerlerine dağıttığı.”

Yine yayınlanan tutanaklarda muhakemenin bir bölümüne de yer veriliyor. Bu konuşmada mahkeme heyetinin İskilipli Atıf Hoca’nın açıklamalarına karşılık “Bizi çileden çıkarma” diyerek mukavemet göstermesi dikkat çekici:

“Sus bizi çileden çıkarma! Hürriyet ve itilaf’tan ve Mustafa Sabri’den destek alarak bu cemiyeti kurduğun buradan belli oluyor. Sen hâlâ onlardan ayrıyım diyorsun. Biz budala olmalıyız ki, bu sözlere inanalım. Bol bol atıyorsun. Çıkarın!”

Aynı davadan yargılanan Tahirül Mevlevi Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri kitabında bu günleri şöyle anlatmış:

“Büyük odaya taşındığımızın galiba ikinci günü idi ki hapishane katibi odamıza geldi ve isimlerimizi yazıp gitti. Ertesi gün de tevkif müzakerelerimizi getirip dağıttı.

Bu müzekkerelerin altında “Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara İstiklâl Mahkemesi Riyâseti” imzası vardı. 17 Kânunisânî 1341 (M . K a s ım 1926) tarihinde doldurulduğu halde tevkifimizin tarihi bulunan 7 Kanuni evvel 1341’den mutaber olacağı tarihin zeylinde yazılıydı. Ben hukukçu olmamakla beraber, savcılıktan tevkif müzekkeresini verilmeyince kimsenin hapis ve tevkif edilemeyeceğini biliyordum. Ondan dolayı müzekkeresiz nasıl tutuklu bulundurulduğumuza akıl erdiremiyordum. Onun için kendimi:

-Ankara hapishânesindeyiz, ama hâlâ nezâret altında bulunuyoruz, diye teselli ediyordum. Biraz gecikmiş olan müzekkerelerin verilmesi bizi tereddütten kurtardı. Artık bal gibi tutuklu idik.”

Benzer konular