Bir şeyler söyle Zizek!

slovenija28.01.2009...slavoj zizek...filozof...foto: anze petkovsek...

Güvenilmez olanın internet mi, yoksa kişiler mi olduğunu anlamakta zorlandığımız zamanlar yaşıyoruz. Doğruluğunu araştırmak için izini sürdüğümüz bir haber, bizi kişiler hakkındaki yargılarımızı tersyüz edecek sonuçlara götürebiliyor.

“Chomsky’den Gülen yorumu: Mandela’ya da terörist demişlerdi”. Zaman gazetesinin 16 Kasım 2015 tarihinde internet sitesinden yayınladığı bir haberin başlığı bu. Orhan Akkurt ve Sıtkı Özcan imzalı haberin girişi de şu şekilde: “Dünyaca ünlü filozof, dilbilimci ve tarihçi Prof. Dr. Noam Chomsky, Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yöneltilen ‘terörist’ suçlaması ile ilgili konuştu.”
Chomsky’nin konuşmasının bir de video kaydı bulunuyor. Merak edip açtığınızda, Fethullah Gülen hakkında edilmiş tek kelime bile olmadığını görüyorsunuz. Çünkü konunun Fethullah Gülen’le uzaktan yakından ilgisi yok. Devletlerin dost-düşman tanımlarının zaman içinde nasıl değiştiğine dair yabancı bir basın kuruluşuna konuşan Chomsky’nin sözleri, Gülen’e destek veriyormuş gibi sunulmuş.

Tutarlılık mı, o da ne?

Bu yeni bir tavır değil. “İçeride” yaratılmaya çalışılan karışıklıklara “dışarıdan” destek aramak, vatan bilinci gelişmemiş grupların sıkça başvurduğu bir yöntem. Dünya çapında tanınırlığı olan gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve fikir adamlarıyla kurulan ikili ilişkiler, dezenformasyona ihtiyaç duyulduğunda devreye sokularak Türkiye karşıtı propagandanın malzemesine dönüştürülüyor.

Noam Chomsky, kendini bu oyuna kaptıranlardan değil. Kapısı muhalif basın tarafından sıkça çalınmasına, yalan yanlış bilgilendirilmesine karşın itidalli konuşuyor. Bazen az da olsa istedikleri malzemeyi veriyor ama düşüncelerini genellikle tutarlı bir bağlama oturtuyor. Fakat tutarlılık ve hakikat söz konusu olduğunda herkes Chomsky kadar dikkatli davranmıyor. Son yılların “popüler” filozofu Zizek gibi…

Slavoj Zizek, sol muhalefetin çok sevdiği, fırsat buldukça belediye etkinlikleri için Türkiye’ye davet ettiği bir isim. Felsefenin yanında sosyolojiyle de ilgilenmesi hasebiyle dünya gündemini yakından takip ediyor. Ancak bu takibin kapsama alanı bir insanın tek başına üstesinden gelemeyeceği kadar geniş olduğu için, birçok meselede ya çok yüzeysel ya da çok taraflı çıkarımlarda bulunuyor.

Filozofluktan HDP basın sözcülüğüne

Zizek, her filmi izlemeye, her kitabı okumaya, her ülkenin her gazetesini takip etmeye ant içmiş, bundan dolayı da aylarca uykusuz kaldığı için hangi sahnenin hangi filmden olduğunu, okuduğu
kitabı kimin yazdığını birbirine karıştırmış gibi davranıyor. Keskin ve net konuşmayı sevdiği için de zihninde birbirine girmiş yargıların tutarsızlığı çok açık biçimde belli oluyor.
Felsefe camiasında ve akademide birçok yönden tartışılan Zizek, yakın tarihte Türkiye hakkında yazdığı bir makaleyle ülkemizde tekrar gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın da karşı bir makaleyle cevapladığı yazı, çağının ötesinde bir filozofun değil, HDP basın sözcüsünün kaleminden çıkmış gibiydi. İşte Zizek’in yazdıklarının bir bölümü:

“Türkiye IŞİD’e göstermekte olduğu ‘iyicil aldırışsızlığı’ PKK ve YPG’ye de göstermek şöyle dursun, Suriye’de Kürtlerin elinde olan topraklara uyguladığı mutlak ablukanın aynısını IŞİD’in elindeki topraklara da uygulasaydı, İslâm Devleti çoktan çöker ve Paris saldırıları muhtemelen olmazdı. Bunu yapmak yerine Türkiye yaralı askerlerini tedavi etmek ve kaynağını IŞİD’in elindeki topraklardan alan petrol ihracatını kolaylaştırmak suretiyle IŞİD’e el altından destek verdiği gibi, Kürt güçlerine, yani IŞİD’le ciddi bir muharebe halindeki YEGÂNE yerel güce vahşice saldırdı. Bu yetmezmiş gibi, Suriye’de IŞİD mevzilerine saldıran bir Rus uçağını bile düşürdü. ABD’nin bölgedeki kilit müttefiki olan (IŞİD’in Şiilere karşı savaşını muhabbetle karşılayan)
Suudi Arabistan’da da benzer şeyler oluyor ve hatta İsrail bile fırsatçı bir mülahazayla (ne de olsa IŞİD, İsrail’i esas düşmanı olarak gören İran yanlısı Şii güçleriyle savaşıyor diye) IŞİD’i kınamada şüphe uyandıracak biçimde sessiz kalıyor.

Kasım ayının sonlarında AB ile Türkiye arasında varılan (ilk başta 3 milyar Euro olması tasarlanan gayet mebzul bir mali yardım karşılığında Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik mülteci akışını kısmasını öngören) anlaşma, insanın içini kaldıran terbiyesiz bir hareket, tam bir etik-siyasi felakettir. ‘Terörizme karşı savaş’ böyle mi sürdürülecektir, yani Türk şantajına teslim olarak ve Suriye’de IŞİD’in yükselişinde pay sahibi olan esas faillerden birini mükâfatlandırarak mı yürütülecektir ‘terörizme karşı savaş?’ Bu anlaşmadaki fırsatçı-pragmatik gerekçelendirilme aşikârdır (Türkiye’ye para yedirmek mülteci akışını sınırlandırmanın en bariz yolu değil midir?), ama bunun uzun vadede feci sonuçları olacaktır.”

Kürtler melek, geri kalanlar şeytan

Bu ucuz ezberlerle dolu, “neresinden tutsanız elinizde kalır” metnin üzerinden çok tartışma döndü. Zizek, yazıda kullandığı bazı kaynaklar basit bir Google taramasıyla bile çürütülünce özür dilemek yerine klasik “bir arkadaş” bahanesine sığındı. Yetmedi, İbrahim Kalın’ı ve makalesini eleştiren diğer isimleri, herhangi bir çarpıtmaya meydan bırakmayacak kadar net ifadeler yazdığı halde “sözlerini çarpıtmakla” suçladı. (Bu suçlamaların muhataplarından olan AA’da, İhsan Gürsoy imzasıyla yayınlanan bir makalede şöyle deniyordu: “Önceki intihal suçlamalarında da başvurduğu ‘bir arkadaş’ savunmasına yeni yazısında da başvurması, artık birilerinin ünlü filozofa ‘Şu arkadaş çevreni acilen değiştir’ demesi gerektiğini gösteriyor.”)
Peki, Zizek bunu neden yapıyor? Net bir cevap vermek zor, ancak ünlü filozofun dönem dönem tırmanan özel ilgilerinin bu tavrında etkili olduğu söylenebilir. Bu ilginin doğurduğu bilgi ihtiyacını kimlerden karşıladığı araştırılsa, çıkacak isimlerin kimseyi şaşırtmayacağı muhakkak. Zira Zizek, bir süreden beri Kürtleri mercek altına almış durumda ve onlar hakkında konuşurken, hayranı olduğu pop stardan bahseden küçük bir çocuk gibi heyecanlanıyor.

“Kürtler, sadece dağlarda savaşan insanlar değil, aynı zamanda bölgenin en ilerici ve en demokratik halkı, topluluğudur. Kendilerini böyle tanıtmaları lazım…”
“Kürtler, Ortadoğu’da anahtar role sahip. Kürt sorunu çözüldüğü zaman bütün Ortadoğu sorunu çözülecek.”
“Erdoğan’ın yaptıkları canavarlıktır. Erdoğan, Saray inşa etmek yerine geriye dönüp, Osmanlı İmparatorluğu’nda özgürlükler ne kadardı, bugünden iyi olan ne vardı, ona bakması lazım…”
“Öcalan şu anda cezaevinde ve aydın kimliğine dikkat ettiğini düşünüyorum. Cezaevinden sipariş verdiği kitap listesini gördüm. Foucault’yu okuyor mesela.”

Yetiş ya Zizek!

Zizek, Öcalan’ın yazdığı kitapların herhangi birinden herhangi bir sayfayı okumuş olsa yukarıdaki cümleleri kuramazdı. Muhtemelen çoğu zaman yaptığı gibi “bir arkadaşına” güvenmekle yetindi. Neredeyse içinden çıkılmayacak kadar karışmış bir coğrafyadaki tüm aktörleri şeytanlaştırıp yalnızca Kürtleri yüceltmesini başka türlü anlamlandırmak zor. Zizek, iyiliksever bir insan, dostlarını kırmıyor. Gezi Parkı olayları başladığında, Türkiye’deki en yakın dostlarından olan Bülent Somay’ın isteği üzerine, protestoculara destek veren bir metin yazmış, onlara “Beraber savaşırsak bir şeyleri değiştirebiliriz” demişti. (Bundan altı ay sonra Hürriyet gazetesine vereceği söyleşide, Gezi’nin bir “haysiyet ayaklanması” olduğunu söyleyenlere, “Bundan 20 yıl önce çok daha kötü şartlarda yaşarken neredeydi haysiyetiniz” diyecekti.) Somay’ın kendisine attığı mailin giriş cümlesiyse şöyleydi: “Desteğe ihtiyacımız var, bir şeyler söyle!”

Benzer konular