Nihat NASIR
Bir milletin ve medeniyetin, tarih sahnesinden nasıl silinebileceği sorusunun onlarca cevabı olabilir. Fakat bir husus vardır ki, o gerçekleşmeden sair unsurların vaki olması imkân dâhiline girmez.
‘Nedir o husus?’ diye sorulacak olursa eğer cevabımız katiyen, ‘geçmişten geleceğe, bir gemi misali seyreden insanın, zihin dünyasındaki devamlılık tasavvurudur!’ diyebiliriz.
Bu tespiti, yukarıya doğru, meslek, medeniyet, ‘din’ olgularına tatbik etmek de mümkün…
Mesela bir meslekte devamlılık tasavvuru gelişmemişse, o mesleğin bir süre sonra adı bile hatırlanmaz. Keza bir medeniyet için de aynı durum söz konusudur.
Son tahlilde ‘din’ için de bu böyledir.
Nitekim Hz. Âdem’den buyana çeşitli isimlerle insanın saadet-i dareyni için indirilen dini umdeler, bir şekilde deforme edilerek tahrifata uğratılmış, akabinde de Allah’ın, kulları için seçmiş olduğu ‘din’ kavrayışı başka bir şekle bürünerek bir anlamda Zat-ı Ulûhiyete karşı bir isyan organizasyonu vasfına bürünmüştür.
Bunun için ‘din’ isimleri zikretmenin gereksizliği açıktır.
Yalnız şunu ifade etmek gerektir ki, mezkûr dinlerin muharref vasfı kazanmasında o dinin saliklerinin ‘devamlılık’ tasavvurlarını, şu ya da bu vesile ile yitirmiş olmaları yegâne hakiki müsebbiptir.
