Hüsrev Hatemi
Herhangi bir müddei değil, Kur’an’ın bizzat kendisi, Tanrı kitabının,“Levh-i Mahfuzda” yani “protected hard disc” de korunduğunu bildirir. İlahi makamdan gelen bilgilerin birtakım şifreleri olabilir. Yalnız şunu da düşünmek lazım ki, şifreler ancak peygamberlere ve bazan da yüksek mertebeli velilere bildirilir. Şifre çözmeğe çalışmak meşru bir eylem olsaydı, Hz.Muhammed bize bazı çözüm anahtarlarını verirdi. Yalnız peygamberler değil büyük veliler de bu konuda gerektiği gibi davranarak susmuşlardır. Bir mutasavvıfın çok sevdiğim bir beyti vardır: “İn raz ki der sine nihan est ne va’z est / Ber daar tevan goft, be minber ne tevan goft.” Anlamı: “Yüreğimde gizli olan Sır bir öğüt, bir vaaz değildir. Bu sebeple ‘dar ağacı’nda söylenebilir. Minberde, herkese açıklanmaz.” Yine söyleyelim ki, şifre çözücülük bilim ile olmaz. Çünkü söz konusu olan Hariciye Vekaleti kriptoları değil, İlahi makamın kendisince korunan “hard disc”idir. “Gücümüzce yapıyoz, oyalanıyoz abicim. Şifre çözmek bize mi kaldı,” denemez. Çünkü İlahi makamla ne tek yönlü ne çift yönlü şakalaşmak mümkün değildir. Değil İlahi makam, hiçbir melek ile de şakalaşmak mümkün değildir. Bu bakımdan, hacker olarak Hak Eri olma hayali kuranlar, Ecinni taifesinin çakeri (kölesi) haline gelme tehlikesine maruzdur. Langalı Hüsrev adlı bir derviş ne demiş? “Levh-i Mahfuz Hacker’i-Sayıla mı Hakk Eri? ‘Gururunun Çakeri’ olmayıp, dön bu yoldan.” Langalı Hüsrev Baba’yı çok yakından tanırım. Bu sebeple söyleyebilirim ki, sözleri bir muvaffakıyet karşısında duyulan haset eseri değildir. Hackeran takımı onun ve benim söylediklerimi kıskançlık sayıyorlarsa, kendileri bilirler.
