Resimli Ay Dergisinin, 1929 Haziran sayısında, Nazım Hikmet, (‘İmzasız’ imzasıyla)‘Putları Yıkıyoruz’ adıyla bir yazı dizisi başlatır. Amaç, o zamana kadar ‘büyük’ bilinen bazı şahsiyetlerin, aslında öyle olmadıklarını göstermektir. Haziran sayısının hedefinde yer alan ‘Dahi-i Azam’ Abdülhak Hamit’ten sonra Temmuz’da ‘Milli Şair’ Mehmet Emin (Yurdakul) yıkılacak putların ikinci sırasına konulur: “Mehmet Emin Bey, değil milli şair olmak, şair olmanın bile hiçbir vasfını haiz değildir. Evvela, Türk şairi olarak gösterilen bu yazıcı Türkçe yazmaz. Zira Arap, Acem kelimeleri ve terkipleri yerine yalnız Türkçe kelimeler kullanmak, Türkçe yazıyorum demek için kâfi değildir. Lisanın esas unsurlarından biri de cümledir. Mehmet Emin Bey’in milyonlara varan mısraları arasında doğru dürüst bir cümleye rastlamak mümkün değildir. Mehmet Emin Bey’in sözde Türkçe yazdığı şiirlerin içi ve dışı iptidai şeylerle doludur. Sonuçta Emin Bey daha hayatta iken ölü şairler arasına katıldı.”*
Söylenenler sineye çekilebilir cinsten değildir. Bunun üzerine; Hamdullah Suphi, sıranın kendisine geleceğini düşündüğünden midir, milliyetçi damarına basıldığından mıdır bilinmez, İkdam gazetesinde, tabiri caizse zehir zemberek bir yazı kaleme alır. Bolşevizm’in yaptıklarından ve yapacaklarından uzun uzun söz ettikten sonra, sözü, ‘putları yıkıyoruz’ diyenlere getirir: “O halde soruyorum, karşımızdakiler kimlerdir? Memleketin harp günlerinde topraklarımız istila altında iken, memleketin bütün delikanlıları harp cephelerine damarlarındaki kanı getirirken, vazife saatinde devlet bütçesinden iğfal ile aldıkları paralarla Bolşevik topraklarına kaçanlar, yani asker ve vatan kaçakları, her kandan ziyade Türk kanına bulaşmış kızıl lokma ile beslenenler. Karşımızdakiler kimlerdir? Bolşevik kapısının müseccel köleleri.”* Milliyet gazetesinden Yakup Kadri de hiddetlenmiştir: “”Bu avarelerin başı üstünde acayip, müthiş ve uğultulu bir cinnet havası esiyor. Çıkardıkları yaygaradan kulaklar tıkanıyor; her biri kargıdan atın üstüne binmiş, ellerinde kamıştan birer mızrak, sağa sola saldırıyorlar, zavallı ücra edebiyat arsasında tozu dumana katıyorlar; göz gözü görmüyor. Edebiyat arsası o kadar tenha ki, burada pek-âlâ deliler ve garipler için de barınacak bir köşe bulunur.” Abdülhak Hamit ise soğukkanlıdır: “Putları kırmakta haklısınız. Biz de edebiyat hayatına atıldığımız zaman aynı şeyi yaptık. Divan Edebiyatını yıktık. Tanzimat Edebiyatına girdik. Türk Edebiyatında yeni hamleler yaptık. Biz onları yıktık. Siz de bizi yıkacaksınız.”
Bu taarruza karşılık Resimli Ay muharriri, soğukkanlılığını koruyor gibi davranmaya çalışsa da, bel altı hamleye aynıyla karşılık verir: “Resimli Ay sahifelerini, sadece edebi bir münakaşaya açmıştır. Buna komünizm süsü verenler çok çirkin bir demagoji yapıyorlar. Bu, doğrudan doğruya eski ile yeninin mücadelesidir. Mehmet Emin milli şair değil demekle komünizm arasında ne münasebet vardır? Eğer bu iddialar yanlışsa aksini ispat edin. Ortada komünizm meselesi yoktur. Eski ve yeni mücadelesi vardır. Gençliği tahrik eden Hamdullah Suphi ve Yakup Kadri Beyler kendi saltanatlarının da yıkılacağından korktular. Türk Ocağı’nın içinde Emin Bey’in yanında saltanat kurmuş birkaç milliyet tüccarı vardır ki, bunlar yaşayabilmek için birbirlerini müdafaa ve muhafazaya mecburdurlar.” *
Resimli Ay Dergisinde Nazım Hikmet’in başlattığı “Putları Yıkıyoruz” çıkışının sonunda putlar yıkıldı mı bilemeyiz ama bu tartışma kısa sürede sönükleşti ve tartışmanın başladığı Resimli Ay, üzerindeki baskıların yoğunlaşmasıyla bir süre sonra yayın hayatından çekildi.
*Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları, Mustafa Baydar, Menteş Kitabevi, 1968
“Bazıları ipten ve kazıktan kurtulmuş kaşarlı sabıkalılardır” diyen Yakup Kadri’ye Nazım Hikmet, ağır bir şiirle karşılık verir:
Behey!
Kara boynuz gibi kaşlı
mukaddes Apis başlı
adam;
Behey!
Kara maça bey!
Ben bilirim
bu tehevvür bu şikâyaaat niçin?
Bilirim
beni uykumda boğmak için
bekliyorsun geceyi..
Ben ki bileklerimde tel kelepçeyi
bir altın bilezik gibi taşımışım,
ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp
kıllı kalın ensemi kaşımışım,
tehdidine pabuç
bırakır mıyım hiç?
Hâki ceketli ölülerin ceplerinden
çalarak parasını
satın aldın kendine
İsviçre dağlarının havasını.
Acayip rüzgârlar esmiyegörsün başımdan.
Yoksa musahhih maaşımdan
haftada üç papel taksite bağlayıp seni
bir şamar oğlanı gibi kullanırım.
Beyimin böyle işlerle ülfeti var sanırım,
mükemmel yapar vazifesini..
Halka ahmak diyen sensin.
Halkın soyulmuş derisinden
sırtına frak giyen sensin.
Yala bal tutan beş parmağını
beş çürük muz gibi,
homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi.
Meydan senin…
mi dersin?
Hata edersin,
bizde o göz var mı baksana!!
Ben içirmek için sana
kendi kara kanını
bir ateş çemberle çevirdim dört yanını!
Sağa git
yok geçit,
sola git yok,
ileri
geri
yok.
Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok
bir akrep gibi intihar et…
