İyi anlaşılmamış bir Osmanlı: Rıza Tevfik

hüsrev

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Özge Temaşa yazılarına başlarken, bazı yazı parçalarının özeleştiri ve itiraf, bazılarının yadeleştiri, bir kısmının da medh ü sena ve teşekkür faslından olacağını söylemiştim. Bugün teşekkür faslı ile başlıyorum. Rıza Tevfik Bölükbaşı iyi anlaşılmamış bir Osmanlıdır. İmparatorluğunun dağılmasından korktuğu için Türkçülük hareketlerinden uzak yaşamış, bu sebeple devrinin Türkçüleri ona soğuk durmuş, Damad Ferit Paşa hükümetine girince de artık Cumhuriyet devrinin adından bahsedilmeyen “öcüleri arasına girmiştir.” İkinci  Dünya Savaşı bittikten sonra, Türkiye’ye dönmüş, kendisi de ailesi de reklam sevmeyen kişiler olduğundan, son yıllarında anı kitabı yayınlamamış, kendisi ile röportaja gelenlerle konuşmuş ve unutulmuş bir öcü olmuştur. Alın yazısı bakımından benzerleri Refik Halid Karay ve Refii Cevad Ulunay’dır. (Üçünün de adının” R” ile başlamasında bir giz varsa, bunun hallini adı yine R ile başlayan Rezzan Hanım’a havale ediyorum.)

Refik Halid Karay, cemiyet adamı oluşu, romanlarına sonradan kattığı light erotizm ve Türkçe ustalığı ile laylayloman-ı müşkilpesendanın gönlüne girebilmiştir. Refii Cevad, ben ilkokulu bitirirken Yeni Sabah’ta, daha sonra Milliyet’te köşe yazarı olarak ömrünü tamamladı. Onun da Türkçeye hakimiyeti çok iyiydi. Mevlana soyundan olduğunu sık sık belirtirdi. Mizah vadisinde Refik Halid Karay kadar ustaydı. Mevlevi bir Engin Ardıç idi diyebilirim. Dindar Laylamlomlar da düz laylaylomlar da Ulunay’ı pek sevmediler. Rıza Tevfik, aruz vezninin ahengine hakim bir şair iken, genç bir tıp öğrencisi olarak, Mozaik müzesi-Kabasakal semti civarından denize doğru bir yürüyüş yapmak istemiş ve Doğu Anadolu Ermenilerinden , kör bir dilenci ile karşılaşmıştı. Bu kişi insanın içine işleyen bir ağıt söylüyordu.  “Tez gel ağam tez gel dayanamirem  / Ağam öldüğüne inanamirem.” Rıza Tevfik herhalde daha önce de hece vezniyle ilahi, ağıt veya türkü duymuştur. Rıza Tevfik’ten çok daha genç olan Halide Edip Hanım da, Abdülhamid zamanında, İstanbul ‘a türkü söyleyerek dilenmeye gelen bir Doğu Anadoluludan “Zeynep  bu güzellik var mı soyunda” türküsünü duymuştu. Rıza Tevfik Bey, O  gün eşref saatte duymuş olacak ki, içinde hece vezni ile ilhamlar belirdi. Ayrıca, Reji komiseri Nuri Bey de kendi yazdığı “Bak Şu güzel köylüye / İşte o kızdır peri / Toprak ile oynamış belli güzel elleri” şiirini gösterecek ve ona da böyle saf Türkçe şiirler yazmasını öğütleyecekti. Rıza Tevfik, “uçun kuşlar uçun doğduğum yere” veya “Hastayım, yalnızım seni yanımda sanıp da bahtiyar  ölmek isterim” gibi bence hem saf Türkçe hem lirizm rezidansının çatı katında ikamet buyuran şiirler yazdı.Sohbet arkadaşlarını seçmekte hiçbir kibir göstermezdi.Tevfik Fikret’in de, Refik Halid’in de, Hüseyin Daniş’in de, Selim Sırrı Tarcan’ın da arkadaşı oldu. Devrinin gençlerinden Halide Edip Adıvar’a ve Köse Raif Paşazade İhsan Raif Hanım’a etkileri oldu. İhsan Raif Hanım, onun etkisiyle, Erol Büyükburç’un yıllar sonra besteleyeceği güfteyi yazacaktı: “Bütün bunlara bakar ağlarım”(Tabii ki  ra ra ra ra rararom nakaratı İhsan Raif Hanım’ın sözleri değil, Erol Büyükburç’un  ilave ettiği burc ü barudur ve elhak ritmi teşdid etmek için darudur. İmza:Öğreten Adem.) Bu uzun girişten sonra elbette sorarsınız  “medh ü senanız ve teşekkürünüz kimedir? Tabii ki buna ihtiyacı olmayan Rıza Tevfik Bey’e değil, O’nu bize yıllardır tanıtmaya çalışan Prof.Dr.Abdullah  Uçman’a yönelmiştir övgümüz de şükranımız da.

Yorum yapın